Ekonomi

Çin, ABD'ye kafa tuttu: Petrodoların sonu mu?

Çin, İran petrolü aldığı gerekçesiyle ABD’nin yaptırım uyguladığı rafinerileri korumak için ilk kez resmi karşı yaptırım mekanizmasını devreye soktu. Peki bu ne anlama geliyor?

Abone Ol

Çin’in yaptırımlara karşı hamlesi, Washington’la petrol savaşında yeni bir döneme işaret ediyor. Yıllardır sessizce yürütülen uyum politikası yerini daha açık ve örgütlü bir çatışmaya bırakıyor

2 Mayıs’ta Çin Ticaret Bakanlığı, İran petrolü ithal ettikleri ve “gölge filo” kullandıkları gerekçesiyle ABD tarafından yaptırım uygulanan beş bağımsız Çin petrol rafinerisine yönelik Amerikan kısıtlamalarını engellemek amacıyla bir karar yayımladı.

Peki Pekin neden böyle bir adım attı ve bu neden tarihsel açıdan önemli olabilir?

Yavaş düşün, hızlı hareket et

Çin aslında son bir yıldır bu karara adım adım yaklaşıyordu. Şandong eyaletindeki Shouguang Luqing rafinerisi, 20 Mart 2025’te yaptırım listesine alınan ilk tesis olmuştu. Ekim ayında ise ABD üç “çaydanlık rafineriye” daha yaptırım uyguladı.

Son olarak 24 Nisan 2026’da Hengli Petrochemical (Dalian) Refinery Co., Ltd. de yaptırım listesine alındı. Günlük 400 bin varil kapasiteye sahip Dalian’daki bu tesis, daha önce yaptırım uygulanan dört rafinerinin toplam kapasitesinden daha büyük. Görünen o ki Pekin açısından kırılma noktası da bu oldu ve Çin yönetimi sözlü tehditlerden somut adımlara geçti.

Aslında hukuki altyapı uzun süredir hazırdı. Çin, 2021’de yabancı yaptırımlara karşı bir yasa çıkarmıştı ancak uygulama yönetmelikleri hazırlanmadığı için yasa büyük ölçüde sembolik kaldı. Bunun nedeni anlaşılırdı. Yasa Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde kabul edilmişti. Joe Biden döneminde ABD-Çin ilişkilerinde yaşanan görece yumuşama sonrası ise rafa kaldırıldı.

Sonuç olarak bu yasayı devreye sokma talimatı ancak Mart 2025’te Çin Başbakanı Li Qiang tarafından imzalandı. Nihayet 14 Nisan 2026’da Çin, “Yabancı Devletlerin Uygunsuz Sınır Ötesi Yetki Kullanımına Karşı Düzenlemeler”i yürürlüğe koydu.

20 maddeden oluşan düzenleme, Çin’e karşı ayrımcı önlemler uygulayan kişi ve kuruluşların yaptırım listesine alınmasına imkan tanıyor. Bu listeye girenler Çin’den sınır dışı edilebilecek, ülkeye girişleri yasaklanabilecek, mal varlıkları dondurulabilecek ve Çin’deki kişi veya kurumlarla iş yapmaları engellenebilecek.

İran meselesi

Görünen o ki Çin ilk somut adımını söz konusu beş rafineri konusunda attı. Bu hamle, ABD’nin Dalian’daki büyük rafineriye uyguladığı yaptırımla doğrudan bağlantılıydı. Yaptırımların temelinde ise Washington’un İran’la yaşadığı kriz, daha doğrusu Hürmüz Boğazı üzerindeki abluka bulunuyor.

Hatırlatmak gerekirse İran, yalnızca rotalarını İran makamlarıyla koordine eden – yani geçiş ücreti ödeyen – gemilerin boğaza girişine izin veriyor. ABD ise Basra Körfezi’nden çıkan gemileri engellemeye çalışıyor.

Sonuç olarak boğazdaki trafik savaş öncesine göre 20 ila 30 kat azaldı. Ancak İran’ın kaybı diğer ülkelere kıyasla daha sınırlı oldu. Bunun başlıca nedeni İran’ın “gölge filo” tankerlerinin kendi makamlarından izin almak zorunda olmaması ve ABD savaş gemilerinin yanından geçme konusunda daha fazla risk alabilmeleri. Bu tankerler genellikle İran kıyıları ve Pakistan karasuları boyunca hareket ediyor.

Yasal taşımacılık yapan gemiler ise sigorta kapsamını kaybetme riskini göze alamadıkları için bu tür manevralardan kaçınıyor.

22 Nisan itibarıyla en az 34 İran tankeri ABD’nin deniz ablukasını aşmayı başardı. Bu sayı günde yaklaşık 3-4 gemiye denk geliyor ve savaş öncesi seviyelere yakın. Bu tankerlerin taşıdığı petrolün neredeyse tamamı Çin’e gidiyor.

Dolayısıyla Washington’un Çinli İran petrolü alıcılarını doğrudan hedef alarak onları geri adım atmaya zorlamaya çalıştığı görülüyor.

Bu durum sonsuza kadar süremez

Çinli yetkililer şimdiye kadar ABD’nin ikincil yaptırımları hakkında çok sayıda açıklama yaptı ancak bunların çoğu ya sembolik kaldı ya da kapalı kapılar ardında yürütüldü.

Bu yaklaşım geleneksel Çin politikasına uygundu: doğrudan çatışmadan kaçınmak, açık tartışmalara girmemek, boşluklar bulmak ve hedeflere dolaylı yollarla ulaşmak.

Moskova bu stratejinin etkisini doğrudan hissetti. Çin, 2022’den bu yana Rusya ile ticaretini oldukça sessiz biçimde yürüttü. Herkes Çin’in Rus petrolü aldığını biliyordu ancak yeni ABD yaptırımları sevkiyat akışını etkiledi.

Aynı durum İran için de geçerliydi. Petrol arzının bol olduğu dönemde Çin seçici davranabiliyordu. Piyasa alıcıların lehineydi; yaptırım altındaki petrol ancak son çare olarak ve büyük indirimlerle satın alınıyordu. Tankerler aylarca açıkta bekletilebiliyordu.

Ancak ciddi petrol kıtlığıyla karşı karşıya kalan Çin artık ABD ile daha doğrudan bir çatışmaya girmek zorunda kaldı.

ABD’nin buna etkili şekilde karşılık vermesi zor görünüyor. Çin’in attığı adımın, şeffaf alternatif bir ticaret ve ödeme altyapısının kurulmasına yol açması bekleniyor.

Bu konuda aslında büyük kararlar uzun zaman önce alınmıştı. Örneğin SWIFT’e alternatif olarak geliştirilen Çin’in uluslararası ödeme sistemi CIPS oluşturulmuştu. Ancak tıpkı yaptırımlara karşı yasa gibi bu alternatif ödeme altyapısı da yıllarca büyük ölçüde atıl kaldı.

Son dört yıldır Rusya ortaklarını harekete geçmeye çağırıyordu; dolara alternatif bulmak, uluslararası ticarette Amerikan kontrolünden çıkmak ve yarı gizli ödeme yöntemlerini sağlam, şeffaf ve güvenilir bir sistemle değiştirmek.

Ancak Rusya’nın ticaret ortakları bu çağrılara uzun süre kayıtsız kaldı ve “Sen istiyorsan sen yap, biz ABD ile sorun yaşamak istemiyoruz” mesajı verdi.

İran da benzer bir durumdaydı ancak Rusya’dan farklı olarak fiilen tek alıcısı Çin’di.

Şimdi ise ironik biçimde Çin’i bu yaklaşımı değiştirmeye zorlayan kişi Trump oldu.

Trump böylece kendi ayağına sıkma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Çünkü attığı adımlar, Çin’in çok daha sert, kararlı ve açık bir politika izlemesine yol açabilir.

Pekin’in bunu gerçekleştirecek siyasi, ekonomik ve finansal araçların tamamına sahip olduğu belirtiliyor.