Perşembe günü sona eren Davos Ekonomi Forumu’nda, ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner, Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik dört aşamalı planını açıkladı. Plan, 2035 yılına kadar toplam 52 milyar dolarlık bir yatırım öngörüyor. Kushner’in planı; yeni bir liman ve havalimanı inşasını, demiryolu ağı kurulmasını, Gazze şehirlerini birbirine bağlayacak yolların açılmasını ve altyapının güçlendirilmesini kapsıyor.
Planın ilk aşaması Refah ve Han Yunus’a odaklanırken, ikinci aşamada Han Yunus’un genişletilmesi, üçüncü aşamada ise ana mülteci kamplarının geliştirilmesi hedefleniyor. Son aşamada ise Gazze kentinin kuzeyinin yeniden inşası öngörülüyor.
180 konut ve ticaret kulesi
Jared Kushner’in açıkladığı plana göre Gazze sahilinin büyük bir bölümü kıyı turizmine açılacak ve bu kapsamda 180 konut ve ticaret kulesi inşa edilecek. Plan, on yıl içinde Gazze ekonomisini 10 milyar doların üzerine çıkarmayı amaçlıyor.
Ağır silahların tasfiyesi konusunda ise planda, Filistinli grupların ağır silahlarının derhal, hafif silahların ise Filistin polisi gözetiminde aşamalı olarak bırakılması öngörülüyor. Bu adım, yeniden imarın başlaması için temel şart olarak tanımlanıyor.
Planın maddeleri ve Kushner’in sunduğu haritada dikkat çeken bir diğer unsur ise Gazze’nin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 30 oranında küçülmesi ve nüfusun dar bir alana yoğun biçimde sıkıştırılması. Bu durum, ABD ve israilin Gazze için farklı bir coğrafi ve demografik mühendislik hedeflediği yönündeki kaygıları güçlendiriyor. Filistin cephesinde ise bu planın, Gazze üzerinde kontrol kurmayı, bölgeyi kimliksiz bir alana dönüştürmeyi ve Filistin meselesini ekonomik ve ticari bir kapıdan tasfiye etmeyi amaçlayan bir proje olabileceği endişesi hakim.
Plan ayrıca Gazze’nin gelecekte nasıl yönetileceğine, israilin çekilme takvimine ve mekanizmalarına ya da Trump planı kapsamında kurulması öngörülen uluslararası gücün nasıl işleyeceğine dair net siyasi ayrıntılar içermiyor.
“Kushner’in planı gerçekçi değil”
Gazze’nin yeniden imarına ilişkin planın kağıt üzerinde bir mühendislik tasarımı olarak mümkün görünse de, siyasi ve sahadaki gerçeklik testine tabi tutulduğunda kısa vadede zayıf bir gerçekliğe sahip, orta ve uzun vadede ise ağır şartlara bağlı.. Sorun şehir planlamasından çok; siyasi ve güvenlik hesapları, finansmanın belirsizliği, mülkiyet ve tazminat meseleleri ile Gazze’deki yıkımın boyutu gibi karmaşık unsurlardan kaynaklanıyor.
Sunulan harita, Gazze’nin bütüncül bir coğrafi ve demografik alan olarak ele alınmadığını; Refah ve Han Yunus’tan başlayarak kuzeye doğru ilerleyen aşamalı bir “teslim alma–teslim etme” sürecinin tasarlandığını gösteriyor. Bu süreÇ yalnızca insanların evlerine dönmesiyle değil, Gazze’nin işlevinin yeniden tanımlanmasıyla ilgili. Kıyı şeridi 180 kuleyle turistik ve yatırım alanına, iç kesimlerin ise büyük sanayi kompleksleri ve veri merkezlerine ayrılıyor.
Plan Gazze’yi ulusal ve tarihsel kökleri olan canlı bir toplumdan çıkarıp, yatırımcıların diliyle yönetilen bir ekonomik işlevler bölgesine indirgiyor; mekanın kimliği ile siyasi bağlamı arasındaki bağ koparılıyor. En tehlikeli unsur ise, konut bloklarının etrafından dolanan yol ve ring ağları. Bunların güvenlik kontrolü ve alanlarI kolayca izole edilmesini mümkün kılıyor.
Hatırlanacağı üzere Trump, geçtiğimiz perşembe günü 35 ülkeden 21’inin katılımıyla “Barış Konseyi” tüzüğünü imzalamıştı. Bazı Avrupa ülkeleri bu yapıya mesafeli yaklaşırken, Fransa başta olmak üzere kimi ülkeler, konseyin Birleşmiş Milletler kurumlarıyla çeliştiğini savunarak katılmayı reddetti.
Kushner’in planı ve genel ABD yaklaşımı, israilin zaman kazanma stratejisinden bağımsız düşünülemez. israil, bu tür planları bağlayıcı bir çözüm değil, gerçek yükümlülükleri erteleyen esnek bir çerçeve olarak görüyor.
Trump’ın son açıklamaları ve israil liderliğinin tutumları, özellikle ikinci aşamada israilin çekilmesi, sınır kapılarının açılması ve yardımların girişi gibi konuları tamamen görmezden geliyor. Bu başlıklar fiilen kalıcı ,srail şartlarına dönüştürüldü.
İktidardaki Siyonist sağ yeniden imarı bir öncelik olarak görmüyor, gündemde hala tehcir ve sürgün fikirleri var bu zaman zaman insani ya da ekonomik bir dille ambalajlanıyor. israildeki iç siyasi bağlam, sürekli bir seçim atmosferiyle şekilleniyor israil kamuoyu siyasi taviz içeren herhangi bir çözümü ödüllendirmiyor, aksine güç ve caydırıcılık söylemini tercih ediyor.
Gazze’de ya da başka alanlarda siyasi düzenlemelere gitmek, Başbakan Binyamin Netanyahu açısından iç politikada “taviz” olarak algılanacak ve iktidarını riske atacak. Hatta Hamas’ın teorik olarak silahsızlanma, siyasi partiye dönüşme ya da teknokrat bir yönetime entegre olma gibi adımlar atması durumunda bile, israil yeni gerekçeler üreterek süreci tıkayacak.
israil ABD ile birlikte zamanı yönetiyor, Gazze’yi temel sorunlar çözülmeden “zoraki bir ateşkes” halinde tutuyor. israil açısından konut ve yeniden imar meselesi, halk üzerindeki baskıyı azalttığı için tercih edilmiyor; Tel Aviv’, top ve tüfekten daha sessiz ama günlük hayatı daha sert biçimde etkileyen baskı araçlarını elinde tutmayı seçiyor.