Gazze kentinde, merkezi göstericiler Telekomünikasyon Kavşağı'ndan şehrin batısındaki Uluslararası Kızılhaç Komitesi binasına kadar yürüdü. Binlerce katılımcı Filistin bayrakları ve esirlerin fotoğraflarını taşıyarak, Filistin saflarının birliğini ve esirlerin serbest bırakılması için çabaların yoğunlaştırılması gerektiğini vurgulayan sloganlar attı.
Katılımcılar, "Esirlerimiz direnişin sembolüdür", "İdam yasasına hayır", "Yiğit esirlerimiz bitmeyen sabır hikayesidir", "Zincir iradeyi kırmaz", "Uluslararası toplumun göz yumması işgalin esirler üzerindeki vahşetine yeşil ışıktır" yazılı pankartlar taşıdı.
Kızılhaç binası önündeki etkinliklerde, işgal zindanlarındaki esirlerin içinde bulunduğu durumun vahameti vurgulandı. Özellikle artan ihlaller, tıbbi ihmal, tecrit hücreleri ve baskıcı tedbirlerin sıkılaştırılması bağlamında, uluslararası topluma işgale uluslararası ve insani yasalara uyması için baskı yapması çağrısında bulunuldu.
Merkezi dava ve ırkçı yasa
Ulusal ve İslami Güçler adına konuşan Fetih hareketi liderlerinden İmad el-Ağa, "Filistin halkı esirler davasının merkezi dava olduğu konusunda hemfikirdir. Bu dava, özgürlük uğruna fedakarlık yapan ve acı çekenlerin ilk davasıdır" dedi. Filistinlilerin, "esirlerin idamını öngören ve uluslararası yasalarla çelişen ırkçı bir yasayla" karşı karşıya olduğunu ekledi.
El-Ağa, bu yasanın "sessizlik ya da barış getirmeyeceğini, aksine Filistin halkı ve dünyanın özgür insanları arasında bir meydan okuma yaratacağını" belirterek, yasanın kınanması için net bir uluslararası tavır çağrısında bulundu. Ulusal birliğin Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde Filistinlilere yönelik planlarla mücadelede izlenecek yol olduğunu vurguladı.
Bu açıklamalar, işgal meclisinin 30 Mart'ta "idam yasasını" kabul etmesinin ardından geldi. Yasa, "ölümcül saldırılar" düzenleyen esirlere idam cezası verilmesini öngörüyor. Ayrıca, işgal vatandaşına veya mukimine zarar vermek amacıyla ve işgal rejiminin varlığını reddetme saikiyle bir kişinin kasten ölümüne sebep olanların idam veya müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacağını düzenliyor.
HAMAS hareketinin sözcüsü Hazım Kasım ise Ulusal ve İslami Güçler Esir Komitesi adına yaptığı konuşmada, "Gazze Şeridi'nin yıkım ve açlığa rağmen esirler davasının arkasında tek safta durduğunu, bunun Filistin halkının birinci davası olduğunu" söyledi. Kazım, "Esirlerin kırmızı çizgi olduğunu ve onlara destek için her alanda harekete geçilmesi gerektiğini" vurguladı.
Yaklaşık bir milyon Filistinlinin çatışma yılları boyunca tutukluluk deneyimi yaşadığını belirten Kasım, mevcut aşamanın esirlerin idam yasasının yürürlüğe girmesiyle "en tehlikeli aşama" olduğunu düşündü. Kasım, Filistinlilerin bulunduğu her yerde kitlesel eylemlerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Kasım, uluslararası dayanışma etkinliklerinin zayıflığını eleştirerek, "esirlerin çektiği acıların boyutuna ulaşmadığını" söyledi. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a, esirler ve ailelerine yönelik alınan tedbirleri iptal etme çağrısı yapan Kasım, "Eğer işgal içeride esirleri aç bırakıyorsa, dışarıda ailelerini aç bırakmamalı." dedi.
Meslek Birlikleri ve Tıbbi Personel Topluluğu adına Muhammed Davud ise, işgal hükümetinin "düşmanca ve sistematik politikalara" devam ettiğini, son olarak esirlerin idam yasasını kabul ettiğini belirtti. Davud, işgalin halen 14 doktor ile onlarca hemşire ve sağlık görevlisini alıkoyduğunu söyledi.
"Esirlerin hayatlarına yönelik her türlü saldırının ciddi sonuçları olacağı" uyarısında bulunan Davud, Yasayı reddeden geniş halk hareketi ve saha etkinliklerine çağrı yaparak, insan hakları kuruluşlarını yasayla mücadele için yasal süreci harekete geçirmeye çağırdı.
Çocuk esirler
Bu arada Filistin Eğitim ve Yüksek Öğretim Bakanlığı yaklaşık 350 Filistinli çocuğun, uluslararası yasalara aykırı ve zorlu koşullar altında işgal zindanlarında tutulduğunu açıkladı.
Bakanlık, Esir Günü arifesinde yaptığı yazılı açıklamada, öğrencilerin tutuklanması ve eğitimden mahrum bırakılmasının "sistematik bir politika" olduğunu belirtti. Çocukların gece yarısı baskınlara, sert sorgulamalara, tecrit ve eğitimden mahrum bırakılmaya, ayrıca tıbbi ihmale ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade etti.
Bakanlık, belgelenmiş ifadelere dayanarak, bazı çocukların geceleri elleri bağlı ve gözleri bağlı şekilde evlerinden alındığını, bazılarının ise eğitimlerini tamamlamaktan mahrum bırakıldığını ve asgari yaşam koşullarından yoksun ortamlarda tutulduğunu ekledi.
Bu uygulamaların Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin "açık ihlali" olduğunu ve öğrencilerin bilinci ile geleceğini hedef alan bir politikanın parçası olduğunu belirten Bakanlık, esirler davasının Filistin halkının vicdanında ve eğitim mesajının özünde varlığını sürdüreceğini vurguladı.
Bakanlık, uluslararası ve insan hakları kuruluşlarını sorumluluklarını üstlenmeye, bu ihlalleri durdurmak için çalışmaya, tüm esirlerin, özellikle çocukların derhal serbest bırakılmasını ve okul sıralarına dönüşlerini sağlamaya çağırdı. Bakanlık, eğitimin, tüm zorluklara rağmen "hayatta kalma ve inşa aracı" olmaya devam edeceğinin altını çizdi.
Filistinliler, her yıl "Esir Günü"nü, işgal zindanlarındaki esirlerle dayanışma etkinlikleri ve gösterileriyle anıyor. Bu gün, Filistin Ulusal Konseyi tarafından 1974 yılında kabul edilmişti.




