Afrika ülkeleri, son yüzyılın en büyük jeopolitik yeniden ayarlamasından geçiyor. Analistlerin yirmi yıldır dile getirdiği şey artık resmi politika haline geldi: Liberal enternasyonalizm ve evrensel değerler söylemiyle süslenen, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu Amerikan hegemonyası dönemi resmen sona erdi. Batı’nın dış politikasını esas olarak demokrasi ve insan hakları üzerinden tanımlayan “ahlaki iddiası”, ulusal çıkarlar karşısında sürdürülemez bir kurgu olarak açığa çıktı.
Bunun yerine işlemci (transaksiyonel) bir Üç Kutuplu Düzen kurumsallaştı. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya Federasyonu tarafından şekillendirilen bu yapı, artık 21. yüzyıl jeopolitiğinin nihai kullanım kılavuzu olarak tanımlanabilir.
Afrika açısından bu durum, 1884’te Batılı sömürge güçlerinin Almanya’da toplanarak Afrika’nın paylaşımını resmileştirdiği Berlin Konferansı’ndan bu yana en büyük jeopolitik dönüşüm anlamına geliyor. Ancak bugün fark şu Afrika artık Avrupalılar için “boş bir sayfa” değil; Batı dışı yeni aktörler tarafından yönetilen bir alan.
ABD’nin Afrika’daki rolü: Artık ne değişti?
Küresel ölçekte her yere nüfuz eden bir süper güç miti aksine, ABD bilinçli ve tarihsel bir geri çekilme sürecine girdi. Son Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, açık bir “stratejik daralma” belgesi niteliği taşıyor. Öncelik net; Amerikan yarımküresinin konsolidasyonu. “Kale Amerika” doktrini, Kanada’dan Şili’ye uzanan bir ekonomik ve güvenlik bütünleşmesini hedefliyor. İkincil öncelikler ise yalnızca Anglo-Sakson dünyaya ( Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya) ayrılmış durumda.
Afrika ve Asya açısından en çarpıcı nokta, belgede yer almayanlar; Doğrudan angajman stratejisi yok. ABD, Afrika kıtasındaki stratejik rekabetten resmen çekildi. Askeri üslerini kapatacak, nüfuz amaçlı askeri yardımları ve demokrasi programlarını sonlandıracak. Washington’un yaklaşımı artık “verimli taşeronluk”. Dijital ve yeşil ekonomiler için hayati olan kobalt, lityum ve nadir toprak elementleri, Afrika devletleriyle karmaşık ilişkiler yoluyla değil; Çin ve Rusya gibi “kıtanın yöneticileri” üzerinden toplu anlaşmalarla temin edilecek. Afrika, ABD için artık diplomatik bir oyun alanı değil, toptan bir hammadde deposu.
Doğu ve Güney’in hegemonu: Tedarik zincirinin hakimi Çin
Üçlü mutabakatla tanınan Çin’in etki alanı son derece geniş ve ekonomik olarak tutarlı. Güney Asya, Doğu Asya ve Afrika’nın stratejik mineral omurgasını kapsıyor: Orta Afrika (özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyeti), Doğu Afrika (limanlarıyla) ve Güney Afrika. Gizli ancak bağlayıcı bir ABD-Çin ticaret anlaşması bunu pekiştirdi.
Bu anlaşmaya göre Çin, devlet şirketleri ve Kuşak ve Yol Girişimi aracılığıyla Afrika’daki kritik minerallerin kesintisiz çıkarımını ve taşınmasını garanti ediyor. Karşılığında ABD, ileri teknoloji transferini kabul etti ve daha da önemlisi, bu bölgelerdeki güvenlik gözetimi ve uydu hakimiyetini Pekin’e bıraktı. Çin artık Afrika’ya sadece yatırım yapmıyor; kaynak düğümlerini ve bilgi alanlarını yönetiyor. Yeşil ve dijital dönüşümün tedarik zincirinde tartışmasız bir tekel haline geldi.
Rusya: Kuzey ve Batı Avrupa’nın güvenlik garantörü
Rusya’nın etki alanı ise sert güvenlik ve siyasi himaye üzerine kurulu. Finlandiyalaşmış bir Avrupa’dan Akdeniz’e, Kuzey Afrika’ya, Batı Afrika’ya ve Orta Afrika’daki kilit ülkelere uzanıyor. ABD’nin Ukrayna’ya desteğini çekmesi, izolasyon değil; Avrupa’yı Moskova’nın güvenlik şemsiyesi altına sokmayı amaçlayan hesaplı bir hamleydi.
Afrika’da Rusya’nın sunduğu şey ekonomik mucizeler değil; rejim güvenliği ve hayatta kalma. Afrika Kolordusu gibi yapılar aracılığıyla, iç isyanlar ve Batı kaynaklı istikrarsızlık karşısında eşsiz bir güvenlik hizmeti sağlıyor. Bu da Rusya’yı Sahel’den kıyı devletlerine uzanan bölgede belirleyici güç haline getiriyor.
Afrika yeniden çiziliyor: “Françafrique”in çöküşü
Fransa, Birleşik Krallık, Belçika, Portekiz ve İspanya’nın CFA frangı, askeri üsler ve korumacı diplomasi yoluyla sürdürdüğü nüfuz sona yaklaşıyor. 2028’e gelindiğinde bu etki tarihsel bir dipnot olacak.
Afrika artık ikili bir yönetişim altında Rus güvenliği ve Çin ekonomik yönetimi. Bu, birbirini tamamlayan bir ortaklık. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) parçalanırken, Mali, Burkina Faso ve Nijer’den oluşan Sahel Devletleri İttifakı, Rusya’nın Afrika’daki modelinin prototipi haline geliyor.
Afrika için anlamı ne?
Eşit egemenlik miti sona erdi. Üç Kutuplu Düzen’de egemenlik katmanlı. Nükleer güç mutlak egemenlik sağlıyor; diğerleri ise yalnızca “şartlı egemenlik” kullanabiliyor. Yardımlar, hibeler ve ahlaki koşulluluk dönemi bitti. Tek “-izm” kaldı: işlemcilik.
Afrikalı liderler, limanlar, mineraller, oylar karşılığında somut kazanımlar (altyapı, silah, rejim güvenliği) pazarlığı yapmayı öğrenmek zorunda. ABD’nin demokrasi kurtarma hayalleri sona erdi; Afrika’daki barış ve çatışmalar artık Rus güvenlik aygıtı ve Çin yatırımlarının konusu.
Afrika için soru artık “Kiminle ortaklık kuralım?” değil, “Mevcut düzende konumumuzu nasıl en iyi hale getiririz?”