• DOLAR 33.041
  • EURO 36.025
  • ALTIN 2561.533
  • ...

Bir millete, bir topluluğa ya da ırka yapılabilecek en büyük kötülük onu geçmişinden, ahlaki bağlamından, örf ve ananelerinden koparmaktır.

Bu bir tür yozlaştırma hatta köleleştirme savaşıdır. Bu savaş genelde asıl sahipleri tarafından perde arkasından idare edilir.

Halkın tepkisini minimize etmek için de kendi içlerinden insanlar seçilerek öne sürülüp savaş onların eliyle yürütülür.

Bu yapılırken de önce halka karşı savaş açılarak onları sindirmek istenir. Bir yandan silahlı bir yandan da kültürel ve ahlaki saldırılar organize edilerek halk, önce sindirilir devamında ise teslime mecbur bırakılır.

Bu süreci yönetenlerin en temel özellikleri hiçbir şekilde savunduklarını iddia ettikleri halkın dertleriyle dertlenmemeleridir.

Bunların mantığına göre, herkes ya kendilerindendir ya da imha edilmesi gereken düşmandır.

Bu süreç en açık şekliyle PKK ve siyasi kolları aracılığıyla Kürt halkı üzerinde uygulanıyor. Kürtleri köklerinden koparmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Oysa, tarihte var olmak ve kendini korumak isteyen her topluluk kendi özüne dönerek bunu başarmıştır. Ama bu hareket ısrarla Kürtleri kendi köklerinden uzaklaştırmak için çabalıyor.

İlk bozulmayı aileden başlatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Önce ‘Kadın’ konusunu çok aşırı bir şekilde işleyerek kadınları aile denkleminden çıkararak Kürt aile yapısını bozmaya çabaladılar. Kısmen de olsa bunu başarmış durumdalar.

Şimdi ise uyuşturucu ve ahlaki sapkınlığı Kürtler arasında yaygınlaştırarak Kürtlere ahlaki bir çöküş ve esaret yaşatmak istiyorlar.

Dikkat edin ne yerel düzeyde ne de ulusal anlamda Kürtlerin, Kürtlerin yaşadıkları şehirlerin hiçbir sorunu ile ilgilenmiyorlar. Kürtlerin açlığı, susuzluğu, yollarının olmaması, işsizlik ve eğitim gibi konularda hiçbir söylemleri, çözüm önerileri yok.

Bir de kendileri dışında olan herkesi imha etmek; edemeseler de itibarsızlaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kendileri belli mahfillerden kulaklarına fısıldanmadan hareket edemedikleri için kendi dışlarında kalan toplulukları, camiaları ya da partileri de öyle görüyorlar.

O yüzden de rakiplerinin her yaptığının devlet tarafından yaptırıldığı iftirasına sarılıyorlar. Onlara göre Kürtler kendi başlarına parti kuramaz, hareket oluşturamaz, karşılarında duramaz.

İşte bu yüzden de başını kaldıran Kürd’ün başını koparmak için çabalıyorlar.  O yüzden de dünyanın neresinde olursa olsun duyulan, bilinen her türlü Kürt oluşumuna düşmanlık sergiliyorlar.

Irak’ta Barzanilere Türkiye’de ise HÜDA PAR ve çevresine de bu amaçla saldırıyorlar.

Çünkü bu iki kurumun da klasik Kürt Kültüründen beslendiğinin ve ‘Her şey aslına’ döner kaidesince halkın bu iki kesime yönelişinin farkındalar.

HÜDA PAR bölgede, onların irtibatı koparmak istedikleri geçmiş ile, Kürt kültür ve ahlakı ile var olan yoğun ilişkisi dolayısıyla halktan teveccüh görmeye başladı.

Sürekli tehdit, sürekli korkutma ile siyaset yapan bu kesim, HÜDA PAR’ın sergilediği pozitif siyasi tercih ve tavır karşısında afallamış durumda. Bundan dolayı kendi kanlı tarihlerine bakmadan HÜDA PAR’ı kimi sıfatlarla, iftiralarla karalamaya çalışıyorlar.

Ama nafile… Güneş balçıkla sıvanmıyor. Görünen o ki; HÜDA PAR Müslüman Kürtlüğün geçmişinin olduğu kadar geleceğinin de garantisi olmak üzere….