• DOLAR 8.8
  • EURO 10.482
  • ALTIN 504.69
  • ...

Yarın 28 Şubat.

Post modern darbenin üzerinden tam 24 yıl geçti.

Büyük Şeytan ABD ve NATO destekli yapılan bu alçakça darbe, kara bir leke ve kirli bir sayfa olarak tarihe geçti.

Bu kirli sayfayı yazan üst akıl hedeflerine ulaşmasa da yaptıkları tahribat ve kurdukları oyunların etkileri hala devam ediyor.

Devam eden etkilerine değinmeden önce o karanlık dönemi kısaca hatırlatmak isterim.

Tüm baskılara rağmen 1995 seçimlerinde Refah Partisi (RP) birinci parti oldu. Rahmetli Erbakan hoca 28 Haziran 1996'da 54. hükümeti kurarak Başbakanlık koltuğuna oturdu.

Bunun üzerine Büyük şeytan ABD ve NATO, yerel piyonlarını dört bir koldan sahaya sürerek bir cinnet senaryosunu sahneledi. Medya başta olmak üzere her taraftan korku senaryoları işleniyordu, "rejim tehlikesi" ve "İrtica" iddialarıyla kamuoyunda ciddi bir algı oluşturuldu.

RP'li Sincan Belediyesince düzenlenen "Kudüs Gecesi" programı bahane edilerek Sincan sokaklarında tanklar yürütüldü ve asker uyarı üzerine uyarı (!)larda bulunuyordu. 28 Şubat'ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başkanlığında yapılan 8 saat 45 dakikalık en uzun MGK toplantısı sonucunda 4 maddelik bildiri yayınlandı.

Derken, zulüm dolu günler başladı. 18 Haziran'da merhum Erbakan hoca Başbakanlıktan istifa etmek zorunda kaldı ve 16 Ocak 1998 'de RP kapatıldı.

Başörtüsü zulmü, İHL’lerin ortaokul bölümünün kapatılması, Kur’an Kurslarına yaş sınırı, katsayı zulmü, BÇG'nun fişlemeleri gibi bir çok konu herkesin malumu olduğu için değinmiyorum.

Her şeyden önce bu darbenin hedefi İslam’dı ve Müslümanların yaşam biçimiydi.

"İrtica ile mücadele" adı altında sosyal hayatın her alanında İslam’a ait tüm izleri silmek istediler. Eğitimden ticarete, askeriyeden emniyete, STK'lardan cemaatlere, Siyasi partilerden Kanaat önderlerine... kısacası bir bütün olarak her alanda İslam’ı ve Müslümanları hedef aldılar. Hatta en ufak bir İslami sembol ve ize bile tahammül etmediler.

Hatırlayın nerede sarıklı ve cübbeli bir Müslüman varsa, nerede tesettürlü bir bayan varsa, nerede bir İslami STK ve Kur’an Kursu varsa her biri ayrı ayrı kartel medyasının hedefindeydi. Yalan ve iftira haberlerle saat başı TV haberlerinde ve her gün yazılı medyada manşetlere taşınırlardı.

Satılık kalemşörler ve poh pohlanan sözde analizciler her gece boy boy ekranların karşısında "laiklik elden gidiyor" nakaratını tekrarlayarak ağababalarının istedikleri çerçevede yorumlar yapıyorlardı.

"Küfür devam eder fakat zulüm devam etmez" kaidesi gereğince bu katmerli zulüm çok sürmedi. Ancak sonrasında gelen basiretsiz iktidarlar, bu katmerli zulümleri ortadan kaldırıp bu işte dahli olan her kesimden hesap sormak yerine faturayı birkaç general ve askeri yetkililere kesmeye çalıştılar, onu da başaramadılar.

Bundan dolayı 28 Şubat zihniyetinin fişlediği bir kısım Müslümanlar mağdur edilmeye devam ediliyor. Hala cezaevlerinde mağdur edilenleri mi desem, daha görevlerine dönmemiş olanları mı desem, görevlerine dönüp de hak kaybına uğrayanları mı desem? Ya da o dönemde oluşturulan devlet arşivi üzerinden yola çıkıldığı için, fişlenen bazı Müslüman çevrelerin çocuklarına, kamuda memur olma yolunun kapalı olduğunu mu desem...

Devam eden bir diğer sorun ise, 28 Şubat zihniyetinin zulüm ile başlattığı sosyal dejenerasyonun şekil değiştirerek sonuç vermesidir. En büyük örneği; inancından, kültüründen uzaklaşan gençliğimiz ve tesettürü başörtüsüne, başörtüsünü de aksesuara dönüştüren kızlarımız ve bacılarımızdır.

Dolayısıyla her ne kadar 28 Şubat zihniyeti tasfiye edildi veya hesap soruldu denilse de etkisinin devam ettiği bir gerçektir.

Yeni ve sivil anayasanın konuşulduğu bu günlerde, basiretli kadroların muktedir olup, adil bir düzenle toplumu özüne dönüştürme temennisiyle.