• DOLAR 32.579
  • EURO 35.128
  • ALTIN 2452.67
  • ...

31 Mart yerel seçimleri büyük bir değişimle son buldu. Aslında bu sonuç sürpriz değildi ancak sonucun bu kadar çarpıcı olacağını kimse tahmin etmiyordu.

Mesela İstanbul ve Ankara’da AK Parti adayları için kazanacakları şeklinde bir bakış açısı vardı ancak bırakın kazanmayı, İstanbul’u yüzde 12 puan, Ankara’yı yüzde 29 puan açık ara farkla kaybetti. AK Parti 2019’da adeta gözü kapalı kazandığı birçok şehri de kaybetti.

Burada AK Parti’nin kaybetmiş, CHP’nin önde bitirmiş olması, CHP’nin oylarını yükseltmiş olduğu anlamına gelmiyor aslında. Sonuçlara baktığımızda AK Parti seçmeninin önemli bir kısmının sandığa gitmediği bir kısmının ise başta Yeniden Refah olmak üzere farklı partilere gittiği görülüyor. Bu da AK Parti’ye, hükümete ve yürütülen politikalara bir tepki olarak bu sonucun ortaya çıktığı anlamına geliyor.  

Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP belediyelerinin görünür bir hizmeti olmamasına ve verdiği vaatleri yerine getirmemelerine rağmen nasıl oyunu koruduğu yaptığı stratejik hamleler sayesinde kazandığı, düşündürüyor tabi..

Burada en önemli etken CHP’nin başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok batı ilinde DEM partiyle yaptığı anlaşmanın etkili olduğu görülüyor. Diğer yandan belediyenin paralarıyla satın alınan imkanlarla yapılan algı ve desteklenen taraflı basın medya kuruluşlarınca yapılan reklam çalışmasının başarıya ulaştığı..

Bir diğer etken; ortada duran gri diyebileceğimiz oyların bu süreçte gerek yüksek enflasyon, gerekse de hükümetin, halkın tepkisine neden olan politikaları sonucu AK Parti’ye gidecekken tepki oyları olarak CHP’ye gittiği şeklinde yorumlanabilir.

Ayrıca ilk defa oy kullanacak genç seçmenin ‘Eski Türkiye’ gerçeklerinden bi haber olması.. Bu da onların icraattan çok kulağa hoş gelen söylemleri dikkate alarak oyunu kullandığı ve böyle bir sonucun ortaya çıkmasına neden olan faktörlerden biri haline dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Ancak AK Parti'nin bu seçimde gerilemesinin ana sebepleri arasında; emeklilerin enflasyona ezdirilmesi, zincir marketlere müdahale edilmemesi, ekonomik krizin asgari ücretle çalışan kesimlere çektirilmesi, yüksek ev kiraları, 6284 sayılı aile yıkan yasa, başıboş sokak köpekleri sorunu, belediyelerin israf ve ifsad konserleri gibi daha birçok sorunu sayabiliriz.

En önemlisi de “Biz kazanınca Gazze kazanacak söylemi” ki Gazze halkı ölürken bırakın askeri ya da barış gücü olarak müdahaleyi, yardım TIR’larını Refah Sınırından geçirememek.. Üstüne işgalci israille olan ilişkilerin sürmesi ve özel sektörce de olsa ticaretin kesilmemiş olması AK Parti’nin yerel seçimlerde halktan kırmızı kart görmesine neden oldu.

AK Parti’nin böylesine bir hezimet yaşamasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkıp balkon konuşması yapması ve soğukkanlılıkla sonucu değerlendirip kabullenmesi öncelikle takdir edilecek bir davranış biçimi..

20 yıllık iktidarı ve devletin tüm birimlerinde hakim konumda olmalarına rağmen seçmen iradesine saygı duyan, herhangi bir hile, manipüleye yeltenecek bir girişimde bulunulmaması, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve iktidarını, bu tür durumlarda sonucu kabullenmeyerek müdahalede bulunan dikta rejimlerden bariz bir şekilde ayırıyor.

Çevre Arap devletlere ya da Türki cumhuriyetlere bakıldığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılır sanırım… Ya da isim vermek gerekirse Rusya, Azerbaycan gibi mesela..

Aynı şeyi eğer ki CHP gibi bir parti iktidarda olmuş olsa idi herhalde söyleyemezdik diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin yüzyıllık cumhuriyet tarihinde yaşanmış tecrübelerden yola çıkarak bunu söyleyebiliriz..

Cumhurbaşkanı Erdoğan "Gerilemenin sebeplerini masaya yatıracağız" diyerek seçimi ikinci parti olarak tamamlamanın tüm sebeplerini değerlendirip gerekli dersleri çıkaracaklarını belirtti. Öncesinde gerekli ve önemli tedbirler alınsa sonuç böyle olmayabilirdi ama olmuşa ve ölmüşe çare yok..

Buradan belirtmeliyim ki AK Parti’nin İstanbul, Ankara ve birçok ilde kaybetmesinin ana sebeplerinden biri de; beraber yol yürüdüğü Cumhur İttifakı ortaklarıyla adil bir paylaşımda bulunmamasından kaynaklanmaktadır. 31 Mart seçim öncesi gerek HÜDA PAR, gerek Yeniden Refah kurmayları, AK Parti’yle görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak AK Parti’nin her iki partiye de bırakın büyükşehir, il ya da ilçe belediyeyi sadece üç beş belediye meclis üyeliği teklifinde bulunarak adeta bu partileri aşağılaması, AK Parti’ye kaybettiren sebeplerden bir diğeri..

Ancak CHP ne yaptı; Güneydoğu ve Doğu Anadolu dışındaki tüm büyükşehir ve illerde DEM’le ittifakta bulunarak işini sağlama aldı ve bu durumu da kamuoyundan gizleyerek sonuca ulaştı.  

Hatırlayın mesela geçtiğimiz 14-28 Mayıs seçimlerinde CHP’nin kurduğu 6’lı masa ittifakı, bu son seçimde esameleri okunmayan Gelecek Partisi, Deva, Saadet, Demokrat parti gibi tümünün oyları yüzde 1’i bulmayan partilere 40’a yakın vekil vermişti.

Ben daha önceki yazılarımda da belirtmiştim.. CHP’nin yabancı olduğu fedakarlık kavramını işleterek kazandığı ya da kazanacağını yazmıştım… Ancak fedakârlık kavramına yabancı olmamasına rağmen fedakârlıkta bulunmayan AK Parti’nin kaybedeceği gerçeğine dikkat çekmiştim.

Bugün seçim sonuçlarının ortaya koyduğu tablo AK Parti’nin yapmadığı fedakârlığın kendisine kaybettirdiği, CHP’ye ise kazandırdığına şahid oluyoruz…