• DOLAR 8.874
  • EURO 10.48
  • ALTIN 499.049
  • ...

Özenle bir gül ağacı yetiştiriyorsunuz ve bunun üzerinde titriyorsunuz, bakımını yapıyorsunuz, sonra gülünü kokluyor, seyrediyorsunuz. Siz bu gülün ve gül ağacının bir tutkunusunuz. Sonra bir gün aniden bir fırtına çıkıveriyor. Yapılması gereken şey; Hemen gülümüzün üzerine abanıvermek, onu bağrımıza basmak, fırtınanın zarar vermemesi için kendimizi onun üzerine siper edivermektir.

Fakat bazılarımız böyle yapmıyor. Fırtına bastırır bastırmaz hemen kendisini bir siperin içine atıveriyor, fırtına dininceye kadar kayboluveriyor, kafasını hiç çıkarmıyor. Kafasını kaldırdığında ise gül ağacının yerinde yeller estiğini görüyor.

Hele birileri böyle de yapmıyor, aniden bastırıveren fırtına karşısında kendi elleriyle gülü, gül ağacını koparıverip "galiba yine bunu istiyorsun" diyerek fırtınaya takdim ediyor.

Gül misaliyle İslam’ı kastettiğimi anlamışsınızdır. Tehlike anında nedense birilerinin elden çıkardıkları ilk şey İslam oluyor, İslami şiarlar oluyor, İslam’ı çağrıştıran işaretler ve alâmetler oluyor. Bir gürültü esnasında içerisinden sıyrılıp çıktıkları ilk şey İslam elbisesi oluyor nedense. Hâlbuki bir Müslüman için tehlike anında ilk kurtarılacak olan İslam olmalıdır, İslam’ın şiarları olmalıdır.

Tehlike anında uğruna mal ve can feda edilecek olan şey bizzat İslam’ın kendisidir. Fırtına geçinceye kadar İslam’dan sıyrılmak, fırtınadan sonra tekrar tekrar dönmek(!) Böyle bir şey olur mu? Birileri yaptığına göre oluyor galiba.

Müslümanlar! Fırtınada gül yetiştirmeyi öğrenelim, çünkü bu fırtına dinmeyecektir veya diniyor gibi olsa da bu müddet çok kısa olacaktır. Dünyayı iyi okuyalım, İslam’ın serüvenini iyi okuyalım, özellikle günümüzü iyi okuyalım, göreceğiz ki, hele bundan sonra asıl olan hep fırtınadır, asıl an depremdir, arızi olan, geçici olan sükûnettir, sütlimandır.

O halde fırtınada ev yapmayı öğrenelim, depremde ev yapmayı öğrenelim, çünkü bundan sonra fırtınasız ve depremsiz bir gün olmayacak. Fırtınasız ve depremsiz geçebilecek günler olsa bile ve o günlerde ev yapacak olsak bile, büyük bir bölümü fırtınalı ve depremli geçecek günlere dayanamaz ve dayanamıyor görüldüğü gibi.

Görünen o ki, tâğûti güçlerin toplumda Allah'ı çağrıştıracak, İslam’ı çağrıştıracak en küçük bir işarete ve alâmete tahammülleri yok.

İnsanlığın aklına Allah'ı getirecek, Kur'an'ı getirecek, İslam’ı getirecek her şeyi silip süpürme niyetindeler. İnsanlara hayâyı, namusu ve edebi hatırlatacak bütün işaretlere, bütün levhalara düşman kesiliverdiler. Tarihin hiç bir döneminde böylesine, bu dozajda iman düşmanlığına, özellikle hayâ düşmanlığına, ar ve namus düşmanlığına şahit olundu mu dersiniz?

Demek ki sadece evlerimizi deprem ve fırtınaya dayanıklı yapmak değil, Müslümanca hayatımızı da ona göre inşa etmek durumundayız.