• DOLAR 33.069
  • EURO 36.258
  • ALTIN 2612.983
  • ...

60 yıl öncesinden bugüne kadar Avusturya’yı yurt edinen Türklerin sayısı 200 bini bulmuştur.

Ve bugün Avusturya’nın nüfusu 9 milyon, Türkiye’ninki 85, Avusturya’nınkinin dokuz katı!

Ama değişen bir şey yok, Türkiye hala vatandaşını doyuramayan ve Avusturya da işçi alan bir ülke…

Karnını doyuramadığı vatandaşını, dilini ve dinini bilmediği ülkelere modern köleler gibi mahkûm bir devlet için utanç verici 60 yıl!

Evini, eşini ve yurdunu bırakıp, yaban elleri yurt edinenler için ise acılarla, zorluklarla ve asla telafi edilemeyecek maddi ve manevi kayıplarla dolu 60 yıl!

Bendeniz 1990 yılında geldiğim için, ilk gelenleri de hatırlıyorum… Meşhur bir sözleri vardı: “Bavulumuz hazır, biraz para kazanalım, bu gâvur memleketinden çekip gideceğiz.”

Gitmesine gittiler, ama ellerinde bavullarıyla değil, konuldukları tabutlarla…

Peki, ya bugünküler?

Kesin dönüşü de geçtik, akraba, ev, yatırım vb. özel durumlar olmasa, tatillerini bile Türkiye’de yapmak istemiyorlar… Çünkü yeni yurtları öz yurtlarından daha güvenlidir.

Balkanlardan başlayarak Avrupa genelinde en az 7 milyon Türk yaşıyor olduğu halde, hala bir Türk toplumundan veya en azından bir Türk diasporasından söz edemiyoruz. Çünkü Türkler dernek, vakıf ve cemaat olarak, yani irili ufaklı topluluklar şeklinde vardırlar, ama ortak çıkarları için bile olsa bir araya gelip, bağlayıcı kararlar alacak ve uygulayacak düzeyde bir bilince sahip değiller.

Doğrusu, bu kadarına da şükür... En azından kendi çabalarıyla bu kadarını yapabildiler. Tabii, imkânlarımızı yerli yerinde değerlendirebilseydik, daha iyi bir yerde olacağımız şüphesizdi…

Tabii, bu sözler devletlûlere sitemimizdir de... Çünkü onlar eğer, “saldım çayıra, Mevla’m kayıra” zihniyetiyle gönderip kendi hallerine bırakmak yerine, hakkıyla ve layıkıyla ilgilenselerdi, bugün çok daha iyi şartlarda olacaktık..

Şu bir gerçektir ki, Türkiye, Avrupa’daki vatandaşlarının sorunlarını çözme odaklı çalışmalardan çok, bir yandan onları fişlemeyi, diğer yandan da döviz yumurtlayan tavuk gibi görmeyi yeğledi.

Mesela, Avrupa’da bile 60 yıldır hangimizin mürteci ve hangimizin bölücü olduğunu bilecek kadar bizi yakından takip eden devletin geçen 60 sene içinde sorunlarımıza ve çözümlerine dair sadece altı tane adamakıllı çalışması var mı acaba?

Söylenecek çok şey var, ama birkaç cümle de “60. Yıl” Türkiye’nin Avusturya Büyükelçiliği ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın birlikte hazırladıkları kutlama programı hakkında yazayım…

Mesela, bir Google taramasıyla elde edilebilecek resimlerden 48 sayfalık bir katalog yapmışlar ve adını da, “Avusturya’ya Göçün 60. Yılı Sergisi” koymuşlar.

6 cümlelik sunuş yazısı, TBP Başkanı Abdullah Eren’den…

Eren, iki kez “kutlamak” kelimesini kullanmış, Türklerin işçi olarak Avusturya’ya gelişlerinin 60. Yılı için…

Kutlamak mı? Sahi, başka bir ülkeye işçi olmanın neresi kutlamalıktır? Söyleyin devletliler, söyleyin Eren’ler… Milyonlarca vatandaşını sittin sene Avrupa ülkelerinde işçiliğe mahkûm etmek kutlamayı mı gerektirir, yoksa yas tutmayı ve hatta utançtan yerin dibine girmeyi mi?

Neden Avusturya iki kere Dünya Savaşı yaşadığı ve her ikisinde de yerle bir olduğu halde, kısa zamanda işçi alacak dereceye geldi de, Türkiye hala milyonlarca vatandaşını işçi pazarlarında haraç mezat satmaktadır?

Umarız, devletliler bu dostça uyarılarımızı da irticai – bölücü faaliyetlerden saymazlar.

Sonuç mu?

İstesek de, istemesek de artık Avusturya’dayız ve Avrupa’dayız. Avrupa’nın yarınında da var olmak istediğimize göre, görevimiz de belli: Haddizatında bütün insanlık için barış, esenlik güven ve refah olan inancımızı hayatımızda görünür kılmak…