• DOLAR 32.989
  • EURO 35.36
  • ALTIN 2466.04
  • ...

Bizim Müslümanlar olarak açık ara ile sınıfta kaldığımız bu izzet, haysiyet ve insanlık sınavını dünyadaki üniversiteler de yaşıyorlar.

İslam Ülkelerindeki bazı üniversiteler üzerlerine zillet örtüsü çekmişken, Avrupa’dan Amerika’ya kadar birçok üniversite isimleriyle müsemma bir şekilde karanlığın diğer adı olan soykırımcı israil’i mahkûm ediyorlar. Tercihlerini Gazze’den, yani aydınlıktan ve haktan yana yapan üniversiteliler, üniversite yönetimlerinin, “işinize son veririz ve üniversite ile ilişkinizi keseriz” türünden tehditlerine boyun eğmiyorlar. Soykırıma karşı gıpta edilecek bir öğrenci-hoca dayanışması sergiliyorlar.

Polisler tarafından tehdit edilmeleri, hakarete uğramaları ve yerlerde sürüklenmeleri onları daha bir dirençli daha bir güçlü kılıyor.

Doktoramı yaptığım yer de olması nedeniyle bu üniversitenin bendenizde ayrı bir yeri ve önemi vardır. İşgale, vahşete ve soykırıma direnen üniversitelerden biri de Viyana Üniversitesi’dir. Öğrenciler ve değişik gruplardan oluşan soykırım karşıtı eylemciler, AKH Kampüsünde direniş çadırı kurdular. Her ne kadar polis çadırları kaldırdıysa da eylemler gerek kampüste ve gerekse Viyana’nın değişik noktalarında kesintisiz devam ediyor.

Görenler hatırlayacaklardır, Viyana Üniversitesi’nin duvarında (NIG) şu cümle yazar: “Die Wissenschaft und seine Lehre ist frei”. Anlamı: “Bilim ve onun öğretisi özgürdür”. Bu cümle okuduğum andan itibaren hep aklımdadır ve düşündürür.

Ancak ne yazık ki, Viyana Üniversitesi yönetimi, bugüne kadar kendisine rehber edindiği bu düşüncenin aksi yönde bir duruş sergilemektedir.

Hem israil’in kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği insanlık suçlarını ve hem de geçen 7 Ekim’den bugüne işlediği insanlık suçlarını uluslararası hukuka ve evrensel değerlere göre değerlendireceğine, şimdilik itibariyle baskılara boyun eğmeyi yeğledi. Temennimiz ve çabalarımız, üniversitelerimizin, en kısa zamanda asli hüviyetlerini kazanmalarıdır.

Her yerde olduğu gibi, Viyana’da da soykırım yanlısı politikacıların ve medyanın eylemcilere yönelttikleri itham, “onların HAMAS yanlısı, antisemit ve israil düşmanı oldukları” yönündedir. Avrupa’daki kamuoyu da gerçekleri kavramış durumdadır. Soykırımcıların ve soykırım yanlılarının bu tür ithamları kimseyi iknaya yetmiyor.

İşgalci israil’in aylardır gerçekleştirdiği soykırımı eleştiren herkesi “Antisemit – Yahudi Düşmanı” olarak itham etmesi, doğal olarak şu soruları sorduruyor: Yahudiliğin diğer adı işgal midir? Yahudiliğin diğer adı, işgal ettikleri yerlerde Filistinlileri kovup evlerine yerleşmek midir? Yahudiliğin diğer adı, katliam ve soykırım mıdır?

Batılı hükümetlerin israil’e kayıtsız şartsız ve dahi sonsuz desteklerini ilan edip sürdürmeleri yetmezmiş gibi, israil’in vahşetlerini de sahiplenmeleri ve eleştirenleri antisemit vb. sıfatlarla itham etmekle en büyük darbeyi bir yere kadar getirdikleri demokrasilerine ve insan hakları anlayışlarına vuruyorlar.

İşgalci israil ve işbirlikçilerinin daha ne kadar masum insanı öldüreceklerini ve soykırımda daha ne kadar ileri gideceklerini ön göremiyoruz, ama şu bir gerçektir ki, soykırım yanlısı hükümetlerinin onca baskılarına rağmen, Batı kamuoyunun vicdanı da Müslüman kamuoyunun vicdanından daha duyarlıdır, Batı üniversiteleri de Müslümanların üniversitelerinden daha duyarlıdır.

Bireyler bazında soykırımcılara vereceğimiz en önemli cevaplardan birinin de boykot olduğunun bilinciyle dünyanın her yerinde soykırıma karşı direnmeye devam…