• DOLAR 13.531
  • EURO 15.338
  • ALTIN 800.293
  • ...

Geçenlerde birkaç arkadaş oturmuş Osmanlının İslam’a yaptığı katkıları konuşuyorduk.

Söz dolaşıp Osmanlı döneminde yapılan camiler ve fonksiyonlarına geldi.

Osmanlı camileri hakkında araştırma yapmış olan arkadaşım: Osmanlı döneminde yapılan camilerin, padişahların kurduğu veya kurulmasına ön ayak olduğu vakıflar aracılığıyla inşa edildiğini…

Cami ihtiyaçlarının karşılanması için bu camilerin içinde camiye ait; medrese, hastane, aş evi, misafirhane ayrıca kira getirisi olan her türlü ticaretin yapılmasına olanak sağlayan çarşılar, hanlar, dükkânların da bulunduğunu…

Camilerin kurulan vakıflar aracılığıyla finanse edildiği cami giderlerinin ve bulunduğu mahalledeki yetimlere, muhtaç insanlara, yolda kalmışlara her türlü yeme içme ve barınma sağladığını…

Bu yönüyle de Osmanlı döneminde yapılan “selatin camilerin” sosyal hayatın ağırlık merkezinde olduğunu içtimâî hayatın ve ticaretin bu camilerin etrafında şekillenen dev komplekslerden meydana geldiğini…

Diğer taraftan bu camilere şehrin kadısı tarafından imamlar atandığını…

Mahalle sakinlerinin huzurunu temin, yetim kalmış çocukların mallarının işletilmesi ve korunması, muhtaç insanların ihtiyaçlarının giderilmesi, eğitim, öğretim ve dini inancın muhafazası gibi işlerin de imamın görevi olduğu…

Hz Peygamberin (s.a.v) mesleği olması yönüyle de kutsal bir meslek olan “İmamlık” görevinin sorumluluğu ve bilinciyle hareket eden bu imamların, mahallenin en güvenilir şahısları oldukları…

Bunun için “Avarız sandığı” denilen, zengin ve hayırseverlerin bağışladığı paraların muhafazası, işlettirilmesi ve kazanılan paraların evlilik çağına gelmiş fakat maddi açıdan evlenemeyecek durumda olanların evlendirilmesi…

Yetim ve kimsesizlerin korunma ve barınması, camilerin onarılması ve camilerde çalışanların maaşlarının ödenmesi gibi birçok işin yine imamların görev ve sorumluluğu dâhilinde olduğunu…

Bu durumun Tanzimat dönemine kadar canlılığını koruduğunu sonraki dönemlerde ise yavaş yavaş altı boşaltılarak işlevsiz bir hale getirildiğini…

Günümüzde ise artık camilerin sadece ibadet edilen ve yardıma muhtaç kurumlar olduğunu… İmamların da veren el pozisyonundan alan el pozisyonuna düşürüldüğünü…

İnsanların bilinçaltlarında camilerin Cuma ve bayram namazlarının eda edileceği yerler olarak yerleştirildiği…

İmamların ise namaz kıldırma memuru ve “acaba bu hafta bizden camiye yardım için para ister mi?” gibi düşüncelerle “resmi dilenci” olarak görülmeye başlandığı…

Öyle bir algı oluşmuş ki camiler adeta girişi ücretsiz çıkışı paralı yerler olarak görülmeye başlandığını ve daha birçok şey ifade etti.

Neden bu hale geldiğini de şöyle ifade etti:

 -             1900’lü yıların başında vakıfların idamına hükmedildiğini bunun neticesinde binlerce vakfın kapatılıp mallarına el konulduğunu...

-              Kimi vakıflar devletin kasasına nakdi para olarak akması gayesiyle şahıslara ya satıldığını ya da kiralandığını...

-              Camilerin gelir getiren mülkleri, Diyanet işleri başkanlığından alınarak; bugünkü adıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilerek camilerin muhtaç hale getirildiğini…

Çözüme yönelik ise: Bu kadar tarihi vesika ortadayken ne yapılması gerektiği de ortadadır diyerek; ancak şunu ifade edebileceğini söyledi: Eskiden eğitim ve öğretimin büyük oranda camilerde verildiğini; ancak günümüzde okullarda yapıldığını, dolayısıyla okullarda aynı durumun olduğunu…

Okullarda da aynı sıkıntıların yaşandığını ve okul giderlerinin çoğunun velilere yüklendiğini ve artık velilerin isyan ettiğini…

Bugüne kadar katkı payı adı altında faturalarımıza yansıtılan (şimdi yansıtılmadığı söylenen) meblağın halkının %99 Müslüman bir ülkede cami ve okullar için yapılmasının en doğrusu olacağını ve buna kimsenin itiraz etmeyeceğini…

Bunun yanında halkın birlik ve bütünlüğünü sağlamak adına camilerin daha işlevsel hale getirilmesi, yeni inşa edilecek camilerde: misafirhane, kütüphane, insanların oturup kaynaşacağı bahçeler, kadın ve çocuklar için de ayrıca dinlenme, sohbet ve oyun parklarının yapılmasının doğru olacağını…

Ayrıca camilere atanan imamların, namaz kıldırmanın yanında manevi boşluktan kaynaklanan hırsızlık, uyuşturucu gibi aile ve toplum yapısını bozan ve her türlü sosyal yardımlaşma konularında sorumluluk alması gerektiğini…

Arkadaşımın hatırlattığı geçmişimize dair güzelliklerin bugün tekrar yaşatılmasına dair adımların atılması elzem olduğu kadar zor bir iş de değil. Camilerimiz, dinimizin direği namazla birlikte hayatın tüm alanlarına sirayet edecek fıtri ihtiyaçlar noktasında çok fonksiyonlu işletilerek tüm insanlığın hizmetine sunulmalıdır.