• DOLAR 7.433
  • EURO 8.984
  • ALTIN 412.302
  • ...

Malum ülkemizde ve dünyada nispeten kurak bir dönem yaşanıyor. Bu atmosfer içinde geçen hafta yağan kar; insanları, hayvanları, bitkileri, toprağı kısaca herkesi ve her şeyi sevindirdi. Rahmet oldu. Büyük bir umut ve moral oldu.

Karın bu etkisi bizi karın vasıfları üzerinden çıkarımlara sevk etti.

Malum kar, suyun donmuş halidir. Donmuş su yani buz renksizken buna rağmen kar neden beyazdır?

Hem beyaz hem de soğuk olmak ilginç bir vasıftır, hatta yaman bir çelişkidir. Çünkü güzellik-cemal sıcak bir şeydir. Buna rağmen çok güzel bir rengi ve manzarası olan kar soğuktur.

Bu arada bir zamanlar şöyle bir hikâye duymuştum. Köyde yaşayan biri Nisan ayı sonlarında havanın epey ısındığı bir vakitte şehre giderken bir kayanın dibinde erimemiş az bir miktar kar görür. Ondan eliyle bir miktar almaya çalışırken istemsizce ağzından “yahu huyun hiç değişmemiş sen hala soğuksun” cümleleri dökülüvermiş.

İşte böyle, kar sıcaklığı görünceye dek iffetini, soğukluğunu, acımasızlığını korumaya devam eder. Kimsenin eline sıcaklık vermez.

Beyazlık cemali, güzelliği ifade eder. Fakat güzellik nasıl olur da soğuk olur.

İşte burada herkes için ama bilhassa kadınlar için aşk felsefesine dair latif bir mesaj vardır. Çünkü karın dişi bir çağrışımı vardır.

Ayrıca hem beyaz hem de soğuk olmak aslında edep ve iffeti temsil eder. Kadının hicap sırrını gösterir. Çünkü iffet bir şeye karşı soğuk olmaktır. İsteksiz görünmektir.

İffetlerinden dolayı cahiller onları varlıklı bilir, çünkü kimseden bir şey istemezler. (Bakara, 273)

Görüldüğü üzere iffet soğukluğu ifade ediyor.

Çünkü insan bir şeye karşı isteksiz olunca ona karşı soğuk olur.

Ve aşk sevdiğinden yârinden başka herkese soğuk olmayı ifade eder. Nitekim iffet de budur.

 

Bir kadın eğer cemalini karın beyaz ve güzel yönünü gösterip soğukluğunu göstermezse bu onun iffet ve edebine büyük bir halel getirir.

Evet, beyaz ile soğukluğu bir arada gösterebilmek iffetin ve kişiliğin en bariz ve en üstün vasfıdır.

Günümüz dünyasında ortamlar kar vasfını kaldırmıyor. İnsanlar yapay ve gerçek manada kadının kar vasfına tahammül edemiyor.

Bulunduğu her ortamda, çalıştığı her işte tabiri caizse kadının sıcak olması isteniyor. Bu da kadının hızla erimesine sebep oluyor. Çünkü kar ısınmaya başlayınca erir.

Elbette erimenin olması gereken yerler olacak ama bu, ermenin olduğu yerdir. İnsan muradına erdi mi yağ gibi eriyecek. Çünkü eridikçe erer, erdikçe de erir.

Lakin bu, dışarısı değildir. İş ortamı hiç değildir. Normal olan budur. Bu usule uymayanlar tabi hızla erir. Üstelik erme duygusuna ermeden erirler. Bu da tatminsizliğe, mutsuzluğu ve kalıcı soğukluğa sebep olur.

İşte kar cemalin iffetle gösterilebileceğinin somut sembolüdür.

Dünyada bir açılım var. Bu açılımda herkes güzel ve cazip olmak için çaba sarf ediyor. Ama buna iffetin soğukluğu eşlik etmiyor.

Karın eskisi gibi yağmamasından şikâyet ediliyor. Kim bilir belki de güzellik ile iffet dengesinin bozulmasının sonucudur bu.

Öyle ya herkes beyazlığa, güzelliğe bürünmeye çalışır da iffeti soğukluğu unutur. Bu da bıkkınlığa, tatminsizliğe, hayâsız hallere sebep oluyor.

Dünya karın sırrını biraz da bu yönden bilirse bütün dünya bir güzel dezenfekte olacak.

Hem yıkanacak hem de arınacak.

Aslında karın bu iki vasfı insanları mutlu ediyor.

Beyazlığıyla çirkinlikleri ve kötülükleri örtüyor. Bir arınma duygusu veriyor.

Suyuyla da yeryüzünü yıkayıp temizliyor.

Burada ne azim sırlar vardır, tabi bilene…

Hâsılı kelam “İNSAN AŞKIYLA ERİR, İFFETİYLE ERER” ve bütün mesele budur.