İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç’in, yurt dışından posta ve kargo yoluyla yapılan alışverişlerde 30 Euro’luk muafiyetin kaldırılmasını “yerli üretim için önemli bir fırsat” olarak nitelemesi, kamuoyunda sert tepkilere yol açtı. Avdagiç’in açıklamasına karşılık gelen veriler ve örnekler, düzenlemenin yerli üretimi korumaktan çok ithalatçıların karını güvence altına aldığı eleştirilerini gündeme taşıdı.
Eleştirilerin merkezinde, İTO çatısı altında temsil edilen firmaların 2024 yılında Çin’den yaklaşık 45 milyar dolarlık ithalat yapmış olması yer alıyor. Buna karşılık, doğrudan tüketiciye satış yapan Temu’nun Türkiye’deki toplam hacminin 1,3 milyar dolar seviyesinde kaldığına dikkat çekiliyor. Bu rakamın, büyük ithalatçıların Çin’den yaptığı alımların yüzde 3’üne bile denk gelmediği vurgulanıyor. Tepki gösterenler, “tehdit” olarak sunulan bu hacmin, gerçekte aracıları devre dışı bıraktığı için rahatsızlık oluşturuyor savunuyor.
Bir diğer eleştiri noktası ise yurt dışı alışverişlerin toplum geneline etkisi. Verilere göre, yurt dışından Türkiye’ye gelen paket sayısı günlük ortalama 150 bin, yıllık ise yaklaşık 55 milyon. Bu rakam, 85 milyonluk nüfusa bölündüğünde kişi başına yılda 0,65 paket anlamına geliyor. Yani ortalama bir vatandaşın yılda bir kez bile yurt dışından alışveriş yapmadığı belirtiliyor. Buna rağmen getirilen sınırlamaların, vatandaşın nadiren yaptığı alışverişi engellerken, ithalatçıların tekelleşmesini güçlendirdiği ifade ediliyor.
Fiyat farkları da tartışmanın önemli başlıklarından biri. Eleştirilerde, Çin’de aynı fabrikada üretilen ürünlerin Türkiye’de “yerli marka” etiketiyle 10 ila 20 kat fiyatla satıldığı örneklerle anlatılıyor. Alibaba’da 2 dolara satılan bir telefon kılıfının Türkiye’de 500 TL, 1688.com’da 5 dolarlık bir ayakkabının “Türkiye markası” adıyla 2.500 TL’ye sunulduğu belirtiliyor. Bu farkın gümrük ya da vergiden değil, aracı karından kaynaklandığı savunuluyor.
Muhafiyetlerin düşürülmesinin ardından yaşananlar da eleştirilerin dayanak noktası. Düzenlemeler sonrası hazır giyim ithalatının yüzde 18 arttığı, buna karşın üretimin artmadığı, kapasite kullanımının yüzde 68’e düştüğü ve 56 bin kişinin işsiz kaldığı hatırlatılıyor. Aynı ürünlerin Türkiye’ye gelmeye devam ettiği, ancak artık daha pahalı ve aracı üzerinden tüketiciye ulaştığı ifade ediliyor.
Tartışma, “katma değer” kavramı üzerinden de büyüyor. Örnek olarak teknoloji şirketleri gösteriliyor: Dream Games, Peak Games ve Trendyol gibi firmaların sınırlı çalışan sayısıyla milyar dolarlık değerler ürettiği, yüksek döviz girdisi sağladığı vurgulanıyor. Buna karşılık, ithalata dayalı iş modelinde çalışan başına düşen değerin 50-100 bin dolar seviyesinde kaldığı, asıl modelin döviz harcayan ve rant üreten bir yapı olduğu eleştirisi yapılıyor.