2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini belirten Bakan Fidan, yeni yılın ilk günlerinde ortaya çıkan küresel krizlerin, 2026'nın çok daha hareketli bir dönem olacağını gösterdiğini vurguladı.
"2026’YA KRİZLERİN GÖLGESİNDE GİRİYORUZ"
Yeni yılın hemen başında Yemen, Somali, İran, Venezuela ve Grönland krizlerinin peş peşe patlak verdiğine dikkat çeken Fidan, bu durumun bir önceki yıldan devreden sorunların evrilerek yeni başlıklara dönüşmesi olduğunu ifade etti. Fidan, "Bunların hepsinin arka arkaya gelmesi, daha yılın ilk başında aslında bizi nelerin beklediğinin birer işareti." değerlendirmesinde bulundu.
FİLİSTİN VE ATEŞKES SÜRECİ: "İKİNCİ AŞAMAYA GEÇECEĞİZ"
Bakan Fidan, 2025 yılında Türkiye'nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirtti. Özellikle Gazze'deki duruma dikkat çeken Fidan, şunları kaydetti;
Filistin meselesi bizim için fevkalade önemli. Oradaki soykırım hem milletimizin vicdanında hem de devletimizin stratejik zihninde kanayan bir yaraydı. Bunu durdurmak için elimizden geleni yaptık. 2025 yılında atılan önemli diplomatik hamlelerle nihayetinde, ağır aksak da olsa, bir ateşkese ulaşıldı. Şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışacağız.
Biz Gazze'de insani yardım, yeniden yapılanma ve barış gücü de dahil olmak üzere birçok konuda görev almaya hazırız ama şu anda netleşmiş değil. Toplantılar sürüyor.
BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VİZYONU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu "adil ve kalıcı barış" ilkesi çerçevesinde hareket ettiklerini hatırlatan Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı, Kafkaslar'daki durum ve Suriye meselesinde gerginliği azaltmak için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.
Fidan, bölgesel konuların yanı sıra Türkiye'nin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren Ege, Akdeniz ve sınır ötesi terörle mücadele konularının da gündemdeki ağırlığını koruduğunu belirtti. Ayrıca Batı Balkanlar ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin de geçen yılın önemli başlıkları arasında yer aldığını ifade etti.
"TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA OLAĞANÜSTÜ BİR PERFORMANS SERGİLEDİ"
Küresel sistemin daha adil bir yapıya kavuşması için Birleşmiş Milletler (BM) reformu taleplerini her platformda dile getirdiklerini belirten Bakan Fidan, şunları kaydetti;
Afrika'nın Sahel kısmında olan konular, Asya-Pasifik'teki birtakım konular. Bunların hepsi gerçekten gündemimizdeydi öncelik sırasına göre. Çok şükür, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığı zaman bizim dış politikada bütün alanlarda olağanüstü performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Bunun hani ölçülebilir rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanı vardır; yani hangi alanlarda menfaatinizi ileri götürürsünüz, hangi alanlarda sıkıntıları bertaraf edersiniz? Bu fevkalade önemli. Yani hiç yaptırıma uğramamışsınız, var olan yaptırımları kaldırıyorsunuz, enerji anlaşmaları yapıyorsunuz, ihracatınızı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, bağlantı yolları açıyorsunuz, kapalı petrol boru hatları işlemeye başlıyor. Dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkileniyorsunuz.
"2025 FEVKALADE İYİ BİR YIL OLDU"
Dış politika ortamı gerçekten bazılarının "vahşi" diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın da yıllar içerisinde ortaya koyduğu ustalık, liderlik; işte bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Onun için 2025 yılındaki dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme, minimum zarar görüp kendi gündemimizi maksimum şekilde ilerletme konusunda çok şükür fevkalade iyi bir yıl oldu bizim açımızdan. Ama yani dünya için, dünyanın geneli için, bölge için inanılmaz sıkıntılar, problemler de var.
"PARAMETRELER KENDİLİĞİNDEN DEĞİŞTİ"
İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana muzaffer devleti olan Amerika Birleşik Devletleri ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen bir uluslararası sistemden esas itibariyle söz ediyorduk. Daha sonra bu kurallar başka ülkeler, başka aktörler, başka menfaatler tarafından da evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump’ın iktidara gelmesiyle beraber Trump dedi ki; "Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum. Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra ortaya çıkan realite Amerika’nın lehine çalışan bir realite değil. Ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim."Şimdi bunu dediği andan itibaren başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, Asya-Pasifik’teki klasik müttefikleri olmak üzere birçok müttefiki için konu başka bir renk kazanmaya başladı ve dünyanın, Amerika’nın etki ettiği, etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti.
"BİRÇOK ÜLKE ARTIK OTOMATİK PİLOT MODUNDAN ÇIKMAK ZORUNDA"
Ani değişimi görüp analiz edip bir politika belirlemek gerekiyordu. Bizim 2025’te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026’da da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak. Artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde otomatik pilota bağlı değil. Amerika’nın mevcut sistemden çekiliyor olmasıyla birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda. Kendi politikalarını anlık, günlük alınacak kararlarla yönetmek zorunda. Bu giderek daha da zorlaşan bir denklem haline geliyor.
"BELİRSİZLİĞİN ARTTIĞI BİR DÖNEMDEYİZ"
Kısaca şunu söylemek istiyorum; artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz. Belirsizlik daha fazla artıyor, ustalığa daha fazla ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımızın da yani tarihsel rolü tam da bu noktada daha da belirgin hale geliyor. Bu belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların ustalıkla ve büyük bir idealizmle kullanılması; yani bütün bunların hepsi aslında ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütmeniz gereken bir çaba ve kesintisiz bir çaba.
"DEVE KUŞU GİBİ BAŞINI TOPRAĞA GÖMMENİN BİR ANLAMI YOK"
İnsan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de "Ya tamam yanılmışız ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı" deseydim. Ama örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış, mücadele etmiş, incelemiş, yeri gelmiş konuşmuş biri olarak geçmiş görevlerimizde aldığımız dersler var, bildiğimiz konular var. Maalesef SDG, PKK’nın bir uzantısı olarak yani şu karakteristik özelliği taşıyor; Güçle veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok. Yani kendiliğinden... Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek.
Diplomasiyi propaganda amaçlı, dünyada kamuoyu oluşturma amaçlı kullanıyorlar. Her iki taraf da 'Ben de şunu vereyim, sen de şunu ver' çizgisi yok. Bunun bir yere gitmeyeceğini artık görmeleri lazım. Yapacağınız şey bölgenin sahici insanlarıyla, sahici çözümler içerisinde kalmak. 'Diyalogdan yanayız' deyip gerçekte tam tersini yapan, sadece güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor. Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok.
"HALEP'TE PARALEL YAPI ORTADAN KALKACAK"
Biz bunu baştan beri söylüyoruz. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, diplomatlarımız, askerlerimiz bu konuyu muhataplarıyla konuşuyorlar. SDG'ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar. Ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı ve bugün şu anda Halep'ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef. Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep'te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır.
Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, Amerika'nın istediği bir resim var; bunlar örtüşüyor. Sadece İsrail burada örtüşmüyor. İsrail "böl, parçala, yönet" taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız ki SDG'nin bunu bırakması lazım artık. Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa... Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin. Daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın. Kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmışsın.
"DİYALOG YOLUYLA OLMASI GEREKEN YERE GELSİNLER"
Şimdi bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp bölgeyle sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa ki adada da Öcalan'ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor. Artık jeostratejiyi bir kenara bırakıp gerçekten Kürtlerin geleceğini, maslahatını düşünüyorlarsa onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durmaları lazım. Çok yukardan bakan, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları lazım artık. Realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür; bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler.
"YÜZYILLIK DERİN UYKUSUNDAN BU COĞRAFYA ARTIK UYANDI"
Suriye'nin yakın tarihinden devraldığı sorunları var. Temel sorun, bu sorunlara dışardan başka bir aklın etki etme çabası. Yemen'deki, Sudan'daki ve Suriye'deki konulara yakından baktığınız zaman; aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu konuda bölge ülkeleriyle hemfikiriz. Herkes bu resmin farkında. İslam dünyası uyandı. Bölgesel sorunların bölgesel ülkeler tarafından sahiplenilmesi politikası artık makes bulmaya başladı.
Sayın Trump’ın ortaya koyduğu dış politika çizgisi bizim de perspektifimizle örtüşüyor. Amerika’nın konuyu bölge ülkelerine bırakarak bir şey yapması bizim de perspektifimizle örtüşüyor. Bölge ülkelerinin olgunluk seviyesi bir noktaya ulaşmış durumda. Sorunları çözmeye yönelik ortak iradelerin çıkacağına inanıyorum. Bölgede istikrarın, refahın, huzurun baş göstermesi mümkün ama yolun çok başındayız.
"Anlaşmaya uyuyormuş gibi göstermeye çalışan bir İsrail var"
(Gazze barış planı) Bu noktada koordinasyonu yapan bizle beraber Amerika’nın açıklamasını açıkçası bekliyoruz. Nihai çalışmalar devam ediyor, işte görüş alışverişleri var, belli mekanizmalar var. Bu mekanizmaların oluşturulması, hangi ülkeler yer alacak, nasıl olacak, nasıl çalışacak, çok da farklı görüşlerin olduğu bir atmosferdeyiz. En son Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump ile bu konuda görüşmesi oldu. Yaptığı görüşmede Gazze’deki ikinci aşamayı, Suriye’yi ve diğer konuları da detaylı olarak görüşmüştü. Şimdi Miami toplantısında da gördük, ondan sonra da yaptığımız toplantılarda da ifade ettik. Şimdi ikinci aşamaya geçişin belli şartları var. O şartların biz esas itibarıyla Filistin’e bakan, Gazze’ye bakan, Hamas’a bakan yönüyle tamamlandığını görüyoruz ama İsrail sürekli farklı şartları, farklı talepleri gündeme getirerek konuyu başka bir noktada tutmaya çalışıyor.
Aslında orijinal amacından vazgeçmiş değil, uluslararası kamuoyunun baskısından dolayı bu anlaşmaya uyuyormuş gibi göstererek gitmeye çalışan bir İsrail var. Aslında onlara da söylüyoruz. Onların menfaati de uluslararası toplumun kahir ekseriyetinin, uluslararası vicdanın talep ettiği hususların yerine getirilmesi. Ama orada da bir inat ve direniş var. Ama yani sonuçta bu bir sabır oyunu, akıl oyunu. Yani müttefiklerimizle beraber haklı olduğumuz evrensel insan haklarının, insanlık onurunun, insanlık vicdanının talep ettiği konuları inşallah hayata geçirmede yılmadan mücadele edeceğiz.
Önümüzdeki günlerde bu deklarasyon yapılır. Gazze’yi yönetecek komitenin netleşmesi için bir iki konu var. Gazze’nin yönetimi Filistinlilerden oluşacak bir teknik komiteye devredilecek. Asıl kritik konu istikrar gücünün hayata geçmesi. Gazze’nin yeniden imar planı var. Önemli olan bir Filistinli kardeşimizin daha ölmemesi ve çektikleri sefaletten bir an önce kurtulmaları. Cumhurbaşkanımız barınma konularında gerçekten çok hassas. Oradaki kardeşlerimizin barınma sorunu yaşıyor olması, soğuğa tabi olmaları bizi gerçekten çok üzüyor. Şimdi onu izole etmek için neler yapılabilir? Türkiye olarak çadırlar gönderiyoruz, girişlerde problem söz konusu bir de çadırlar her zaman için etkili olmayabiliyor. Orada belki konteynerlerin kullanılması daha iyi olur. Bizim de depremlerden kalma konteynerlerimiz var.
"Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazır"
Cumhurbaşkanımızın iradesi şu yönde; Gazze barış planının hayata geçmesi için Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazırdır ve yapacaktır. Bu bir irade. Şimdi bunun hangi alanda nasıl hayata geçeceği meselesi diğer ortaklarımızla beraber daha önce mutabık kalınmış kararlarla beraber yapılacak hususlar var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarken belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş iki ülkenin onayının veya koordinasyonunun alınması şartını getiriyor. Sınırdaş iki ülke Gazze’ye biliyorsunuz biri Mısır, biri İsrail. Bunlarla ilgili bir şeye ihtiyaç var. Amerika’nın Türkiye’nin oradaki gerekliliği üzerinde bir anlayışı var, bu konuda bir talebi var. İsrail’in şimdilik deklare ettiği buna bir karşı duruşu var. Bu nereye evrilecek, nasıl olacak bunu göreceğiz. Ama dediğim gibi biz insani yardım, yeniden yapılanma dahil olmak üzere barış gücü de dahil olmak üzere birçok konuda görev almaya hazırız ama şu anda netleşmiş değil. Temaslar, görüşmeler, bu noktadaki koordinasyon toplantıları devam ediyor.
"İsrail'deki fanatik tavırlar bizi etkilemiyor"
(Türkiye'yi hedef alan siyonist siyasiler) Bu istisna olmaktan çıkıp bir günlük sıradan bir konuya dönmüş durumda israil politikasında. Özellikle hükümette yer alan radikal bazı bakanların dikkat çekmek için kendilerini meşhur yapmak için, çünkü biz onlara cevap verip onlarla aynı şekilde laf atarsak onların birdenbire takipçileri artacak, ‘Ben Erdoğan’la savaşıyorum, ben Fidan’la savaşıyorum’ gibi şeylere girecekler. Çünkü onlar da azınlık partilerine mensup işte ciddi görevleri olmayan bakanlar. Bunlar koalisyon hükümetlerinin hani pozisyon verilsin diye verdikleri bakanlar. Şimdi isimlerini bile söylemeye gerek yok. Burada hangi düzeyde yani devlet yönetiminde ciddiye alınacak düzeyde birileri bir şey söylediği zaman onlara tabii ki cevap veriyoruz. O bizim politik tavrımız. Ama İsrail’de ortaya konan fanatik tavırların, Cumhurbaşkanımızla ilgili, hükümetimizle ilgili, bizimle ilgili tavırları bizi etkilemiyor.
