İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında gerçekleştirilen son operasyonlar gerçeği bir kez daha ortaya koydu; Gece kulüpleri, uyuşturucunun “elit” ambalajla sunulduğu merkezlere dönüşmüş durumda.
Soruşturma kapsamında, aralarında ekran ünlüsü isimlerin de bulunduğu 5 kişinin gözaltına alınması, meselenin münferit olmadığını; aksine sistematik bir yapıya işaret ettiğini gösteriyor. Bir gece lulübüne üzenlenen operasyonda extacy, kokain ve likit esrar ele geçirilmesi, bu mekanların uyuşturucu dolaşımının güvenli alanları haline geldiğini gözler önüne serdi.
Geçtiğimiz haftalarda operasyon düzenlenen bir diğer mekan olan Kütüphane, “gizlilik” ve “mahremiyet” vaadiyle yıllardır bazı isimleri ağırlıyordu. Fotoğraf çekmenin yasak olduğu, gizli geçitlerle ulaşılan, herkese açık olmayan bu yapı; dokunulmazlık algısının sembolü haline gelmiş durumda.
Bu kadar gizlilik gerçekten kişisel alan için mi yoksa yasadışı faaliyetleri görünmez kılmak için mi kullanılıyor?
Toplumun önünde rol model olarak sunulan, reklamlarda oynatılan, sosyal sorumluluk projelerinde vitrine çıkarılan bazı isimlerin; uyuşturucu iddialarıyla anılan bu mekanlarda ortaya çıkması ve uyuşturucu suçlamasıyla gözaltına alınmaları ahlaki bir çöküşe işaret ediyor. Bir yanda milyonları aşan genç hayran kitlelerine “temiz yaşam” mesajları, diğer yanda uyuşturucunun normalleştiği eğlence kültürünün sembolü olmuş durumdalar.
Bu çelişki, sistematik bir ikiyüzlülük olarak değerlendiriliyor.
Uyuşturucu, dünya genelinde milyonlarca insanın hayatını karartan, aileleri parçalayan ve toplumları çürüten en büyük felaketlerden biri. Buna rağmen, “elit yaşam” ambalajıyla sunulması, özellikle gençler açısından son derece tehlikeli bir normalleşmeye yol açıyor.
Uzmanlara göre sorun sadece uyuşturucu satışı değil; bu ortamların, uyuşturucuyu olağan ve hatta cazip bir unsur gibi sunması.
Ekran ünlülerine de tepki büyük. Uyuşturucu testleri pozitif çıkan, operasyonlar ve adli soruşturmalarla gündeme gelen bu isimlerin, kısa süreli bir sessizliğin ardından hiçbir şey olmamış gibi yeniden ekranlara dönmesi sert biçimde eleştiriliyor. Yaşanan skandal olayların ardından aynı yüzler; dizilerde, yarışmalarda, reklamlarda ve sosyal medya kampanyalarında yeniden para kazanmaya devam ediyor. Bu durum, toplumda adalet ve sorumluluk duygusunu aşındıran bir tablo olarak görülüyor.
Eleştiriler, bu döngünün “cezasızlık” algısını güçlendirdiği ve gençler için yanlış rol modelleri normalleştirdiği yönünde yoğunlaşıyor.
Uzmanlar, mevcut sistemde caydırıcı ve bağlayıcı bir mekanizma bulunmadığını vurguluyor. Buna göre; soruşturma veya kesinleşmiş ihlal durumlarında, ilgili isimlerin ekranlara ve reklamlara dönüşünü belirli sürelerle sınırlandıran net kurallar yok. Bu boşluğun, reyting ve ticari kazanç uğruna görmezden gelindiği belirtiliyor.





