Von der Leyen'in ifadelerinin, uzun zamandır AB'nin, genişleme vizyonundan ve Avrupa entegrasyonundan ne anladığıyla ilgili ortaya koydukları eleştirileri ve kritikleri haklılaştıran bir açıklama olduğunu belirten Çelik, AB Komisyonunun, Avrupa entegrasyonunu ve genişleme sürecini organik ve değerlere dayalı bir yaklaşım olmaktan çıkardığını ifade etti
'ADAY ÜLKE OLAN TÜRKİYE'Yİ, AVRUPA BİRLİĞİ'NİN RAKİBİ OLARAK GÖRÜYOR'
Komisyon'un, bunu, mekanik ve bir bakıma da "Hristiyan kulübü" diyebilecekleri bir yaklaşımla ele aldığına işaret eden Çelik, von der Leyen'in açıklamasının birkaç açıdan çok ağır sorun ve çok vahim bir yaklaşım içerdiğini söyledi.

Ömer Çelik, şunları kaydetti:
"Birincisi, Avrupa Birliği'ne aday ülke olan Türkiye'yi, Avrupa Birliği'nin rakibi olarak görüyor. Halbuki Balkanlar'da bir entegrasyon arayacaksa, burada en büyük kolaylaştırıcılardan bir tanesi, en büyük vizyon sahiplerinden bir tanesi Türkiye'dir. Türkiye'nin Balkan vizyonu, barışa dayalı, Balkanizasyon dediğimiz parçalama politikalarına karşı ve daha çok değerler üzerinden oluşan bir şeydir.
'ÇOK VAHİM BİR ZİHİNSEL VE SİYASİ ÇELİŞKİ'
Burada von der Leyen'in, Avrupa Birliği'nin karşıtı olarak konumlandırdığı ülkeler içerisinde Türkiye'yi sayması, gerçekten çok vahim bir zihinsel ve siyasi çelişki."
AB'nin Balkan vizyonunun ne olduğuna da bakmak gerektiğini dile getiren Çelik, "Uzun zamandır Balkanlar'daki ülkelerin, AB üyesi olanların bile oylamalarda farklı yaklaşımları oluyor ve bu uzun zamandır Avrupa Birliği için bir sorun oluyor. Burada merkezi Avrupa'yla Balkan Avrupa'sı, merkezi Avrupa'yla yani Fransa-Almanya hattını kastediyorum, Akdeniz-Avrupa'sı arasındaki çelişkilerin giderek derinleştiğini görüyoruz. Bunun sebeplerinden bir tanesi vizyonsuzluk meselesi." diye konuştu.
Çelik, Türkiye'nin, "Avrupa değerleri" diye bahsettiğiyle Komisyon'un anladığı şeyin aynı olmadığının bir kere daha ortaya çıktığına işaret ederek, sözlerine şöyle devam etti:
"Biz aslında her zaman siyasi değerlere bağlı bir entegrasyondan bahsediyoruz. Ama AB Komisyonu dönüyor, dolaşıyor, o dar alanda merkezi Avrupa'nın, Avrupa'nın geri kalanını domine ettiği bir yaklaşım ortaya koymaya çalışıyor. Bunun sonuçlarını sadece Türkiye ile ilgili politikalarında yaşamıyorlar. Bunun sonuçlarını bugün 'Avrupa Birliği kendi içinde bir bütün müdür?' sorusuna verilecek cevabın zayıflığında da yaşıyorlar. Mesela şöyle bir şey soralım, Ukrayna-Rusya arasındaki savaşta, AB ülkeleri arasında üzerinde tam anlaşılmış bir politika var mıdır? En önemlisi de bu politikanın ne kadarını hayata geçirmiştir?
İkincisi, Gazze konusunda, AB ülkeleri arasında değerler ve siyasi pratikler düzeyinde üzerinde anlaşılmış bir politika var mıdır? Kesinlikle yok. Örneğin, Almanya'dan İsrail'e dönük yaklaşımla İspanya'dan İsrail'e dönük yaklaşım arasında dağlar kadar fark var. Almanya'dan, Alman siyasilerden yapılan açıklamalarda daha çok İsrail'in eylemlerini mazur, meşru göstermeye dönük yaklaşımlar varken, İspanya ise tarihin doğru tarafında duruyor ve siyonist, katliamcı şebekeye karşı güçlü bir tavır ortaya koyuyor. Örneğin, İspanya ve benzeri ülkelerden gelen, en son Belçika'dan da geldi, İsrail'le savunma anlaşmalarının iptali, İsrail'e silah satışının durdurulması gibi konularda Avrupa Birliği içerisinde bir bütünlük var mıdır? Yoktur. Yani bu vizyonsuzluk aslında diğer alanlara da sirayet eden bir şey."
'AVRUPA BİRLİĞİ KÜRESEL GÜÇ OLACAKSA, TÜRKİYE'Yİ İÇİNE ALMALIDIR, TÜRKİYE'Yİ TAM ÜYE YAPMALIDIR'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık "Avrupa Birliği, küresel güç olacaksa, Türkiye'yi içine almalıdır, Türkiye'yi tam üye yapmalıdır." dediğini anımsatan Çelik, şu değerlendirmede bulundu:
"Buna direnmenin sonucunda bugün Avrupa, ekonomik olarak bir dev ama siyasi olarak maalesef etkisiz eleman durumunda. Bugün NATO ile ilgili tartışmalara, İran'a dönük ABD-İsrail saldırısıyla ortaya çıkan tabloya, Gazze konusuna, Ukrayna-Rusya arasındaki savaşa bakın, Avrupa Birliği'nin siyasi olarak ortaya koyduğu ağırlık yok ve bir sıklet merkezi teşkil etmiyor burada Avrupa Birliği.
Şimdi bu çerçevede değerlendirdiğinizde von der Leyen'in Balkanlar konusundaki bu açıklaması, aslında bu vizyonsuzluğun bir tezahürü, birebir sonucu olarak ele alınması gereken bir şey. Burada onların, Avrupalıların, bu sözleri, meseleye bu şekilde yaklaşması, Balkanlar'daki gerilim hatlarını daha çok tetikleyecek, stres üretecek bir yaklaşım. Türkiye'yi, Avrupa Birliği'ne aday ülkeyi, büyük bir NATO ülkesini, bir rakip olarak konumlandırmak aslında Avrupa Birliği'nin bütün siyasi zembereklerinden boşaldığını, Avrupa Birliği'nin herhangi bir şekilde bırakın bölgesel gelişmeleri, Akdeniz'i, Karadeniz'i bir vizyonla ele almayı, hemen burnunun dibindeki Balkanlar konusunda bile ne kadar içeriksiz olduğunu gösteren bir şey."
Von der Leyen'in açıklamalarının ardından Komisyon sözcüsü ve sözcülük tarafından açıklamalar yapıldığını anımsatan Çelik, "Bazı aktörler, sözcüler vesaire toparlamaya çalışıyor ama bu toparlanacak bir durum gibi gözükmüyor. Burada esas mesele, yazılımın değiştirilmesi lazım. Avrupa Birliği'nin hem Balkanlar'a dönük kullandığı yazılım hem Türkiye'ye dönük kullandığı yazılım baştan aşağı yanlıştır." diye konuştu.
Türkiye'nin, AB adaylığı sürecinde müzakerelerin tamamen durdurulduğunu hatırlatan Çelik, fasılların müzakerelerinin bile yapılmadığını, bu durumun, "kategorik olarak karşı karşıya gelme" anlamı taşıdığını söyledi.
'AVRUPA BİRLİĞİ'NİN EN BÜYÜK RAKİBİ VİZYONSUZLUĞUDUR'
Türkiye'nin, güçlü bir Balkan, Karadeniz, Akdeniz, Asya ve Avrupa devleti olduğunu vurgulayan Çelik, son olaylara bakıldığında, Avrupa demokrasilerini kurtaran birçok yaklaşımı Türkiye'nin ürettiğinin altını çizdi.
Ömer Çelik, şunları kaydetti:
"Dolayısıyla Türkiye ile ilgili kurulan bu cümleler bir kere daha gösteriyor ki Avrupa Birliği, kendisine dışarıda rakip aramasın. Avrupa Birliği'nin en büyük rakibi kendi vizyonsuzluğudur. Biz bu vizyonsuzluğa aynı vizyonsuzlukla cevap vermeyeceğiz. Bir aday ülke olarak, Avrupa vizyonunun, bugünkü çatışmaların dünyasında nasıl olması gerektiğini söylemeye devam edeceğiz. Avrupa Birliği'nin bir Hristiyan kulübü değil, bir değerler Avrupa'sı olması gerektiğini söylemeye devam edeceğiz. Avrupa güvenliğini başka ülkelere karşı, bir siyasi şantaj gibi kullananlara karşı daha vizyoner olmalarını ifade etmeye devam edeceğiz.
Yani günün sonunda Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan, sözde Rum kesimi gidiyor, Akdeniz'de İsrail'le iş birliğine giriyor. Ama bir Avrupa Birliği üyesi olan İspanya ise İsrail'in bu soykırımcılığına karşı yüksek, asil bir tavır ortaya koyuyor. Avrupa'nın siyaset üretme konusunda entegre olmadığı gözüküyor. Dolayısıyla (von der Leyen'in) Türkiye'ye dönük söyledikleri, Türkiye'ye hiçbir şekilde zarar verecek sözler değil. Kendi vizyonsuzluklarının, kendileri tarafından tescil edildiği sözler. Bu, o sözcünün falan düzelteceği bir mesele de değil, doğrudan von der Leyen tarafından düzeltilmesi gereken bir mesele."



