manşetler

SİYASETÇİLER, YÖNETİCİLER, PARA BABALARI... EPSTEİN LAĞIMI!

Yeni yayımlanan 3 milyon Epstein belgesi, pedofili suçlarının ötesinde; çocuk istismarı üzerinden kayıt, şantaj ve yönlendirmeyle işleyen küresel bir nüfuz ağının varlığını tartışmaya açtı. Belgeler, bu yapının siyaset, sermaye ve istihbarat hatlarıyla kesiştiğini; özellikle siyonist rejimle bağlantılı iddiaların uluslararası tepkisizliği açıklayan karanlık bir zemin oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Abone Ol

Yeni yayımlanan 3 milyon belge, pedofili suçlarıyla bilinen milyarder Jeffrey Epstein’ın yalnızca bir istismar dosyasının merkezinde olmadığını; devletler arası dengeleri etkileyen küresel bir şantaj mekanizmasının kilit aktörü olduğunu ortaya koyuyor. Belgelerde, Epstein’ın elde ettiği kayıtlar üzerinden siyasetçilerden iş insanlarına, kraliyet çevrelerinden Körfez sermayesine uzanan geniş bir etki alanı kurduğu iddiaları yer alıyor.

Dosyalarda, Epstein’ın Mossad ile bağlantılı çalıştığına dair değerlendirmeler dikkat çekiyor. Bu çerçevede, Epstein’ın organize ettiği toplantılar, seyahatler ve kapalı devre sosyal ağlar; şantaj amaçlı veri üretimi ve saklanması iddialarıyla birlikte ele alınıyor. Belgeler, istismar ağının aynı zamanda jeopolitik nüfuz üretme kapasitesine sahip olduğunu ileri sürüyor.

Epstein belgelerinde yer alan bir e-posta yazışması, İkinci Dünya Savaşı ve Nazi dönemine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. 31 Aralık 2018 tarihli e-postada Epstein, Ariane de Rothschild’e hitaben, Adolf Hitler’in Viyana’da kaldığı dönemde “üç zengin aile tarafından finanse edilen” bir evde yaşadığını öne sürüyor. Yazışmada Gutmannlar, Epsteinlar ve Rothschild Ailesi işaret ediliyor; iddianın “%100 doğru” olduğu iddia ediliyor.

Yazışma, tarihsel finansman ağları, elit çevrelerin karanlık ilişkileri ve hesap verilebilirlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Epstein dosyalarının bütünü, elit ağların gizlilik, şantaj ve nüfuz ekseninde nasıl çalıştığına dair güçlü sorular doğuruyor.

Epstein Dosyası ve Kayıp Çocuklar

Pedofili suçlarıyla anılan milyarder Jeffrey Epstein’ın dosyası, yalnızca bireysel bir istismar zincirini değil; kayıp çocuklar, insan ticareti ve elit koruma mekanizmalarıyla iç içe geçmiş çok katmanlı bir yapıyı gözler önüne seriyor. ABD’de yargı süreçlerine giren belgeler, tanık ifadeleri ve mahkeme kararları, “Epstein vakası”nın küresel ölçekte işleyen bir çocuk temin ağının vitrini olabileceğine işaret ediyor.

Savcılık dosyaları ve tanıklıklara göre Epstein’ın hedef aldığı çocukların büyük bölümü 14–17 yaş aralığında düşük gelirli, ailesel koruması zayıf, sosyal hizmet sistemine temas etmiş (koruyucu aile, geçici barınma, göçmenlik) çocuklardan oluşuyor.

ABD basınında yer alan dosyalarda, bu çocukların “masaj”, “asistanlık”, “seyahat” gibi vaatlerle sistematik biçimde ağ içine çekildiği aktarılıyor

Epstein mağdurlarına ilişkin haberlerde dikkat çeken bir başka unsur ise bazı çocukların resmi kayıtlarda bir dönem “kayıp” statüsünde bulunması, aile başvurularının “kaçtı” gerekçesiyle kapatılması, yıllar sonra tanıklıkla ortaya çıkmaları.

Epstein’a ait Little Saint James Adası’na ilişkin haberlerde uçuş listelerinde isimleri yer almayan yolcular reşit olmayan, kimliği belirsiz çocuklar bazı ziyaretçilerin resmi giriş-çıkış kaydı olmaması öne çıktı.

Epstein davasında mağdur sıfatıyla ifade veren “Jane Doe”, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerden İngilizce bilmeyen ve reşit olmayan kızların özel jetlerle taşındığını öne sürdü.

Jane Doe’nun ifadesine göre Epstein, özellikle Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Asya ülkeleri ve farklı coğrafyalardan kız çocuklarını tercih etti. Bunun gerekçesi ise açıkça ifade edildi:

“İngilizce bilmeyenleri seçiyordu çünkü daha savunmasızdılar ve yaşadıklarını ihbar edemiyorlardı.”

İfadelerde yer alan bilgilere göre, söz konusu kızlar Avrupa, Karayipler, Afrika ve ABD’deki Epstein’a ait malikânelerde yıllarca sistematik cinsel istismara maruz bırakıldı. Epstein’ın yöntemi ise benzer bir şema izliyordu:

Modeller, aktrisler ve tanınmış isimler aracılığıyla genç kızlara ulaşılıyor, istismar başlıyor, ardından politikacılar, iş insanları ve kraliyet üyeleri bu sürece dahil ediliyor, yaşananlar kayıt altına alınıyordu.

Skandal yalnızca istismar iddialarıyla sınırlı değil. ABD Senato Finans Komitesi tarafından JPMorgan Chase’e gönderilen resmi raporda, Epstein’ın mali hareketlerine dair çarpıcı bilgiler yer aldı.

Rapora göre Epstein’ın hesaplarından, Rus bankaları (Sberbank ve Alfa Bank) üzerinden yaklaşık 200 milyon dolarlık şüpheli para transferi gerçekleştirildi. Bu transferlerde açıklama kısımlarında “kadın ve kız isimlerinin” yer aldığı, para trafiğinin geçtiği ülkeler arasında Rusya, Türkmenistan, Belarus ve Türkiye’nin bulunduğu belirtildi.

Epstein dosyaları, Epstein'ın Southern Trust Company şirketinin 2015 yılında bir Rothschild firmasına "risk analizi" için 25 milyon dolar fatura kestiğini ve sözleşmenin alt kısmında Ariane De Rothschild'in imzasının bulunduğunu gösteriyor. Epstein'ın Southern Trust Company şirketi, çocuk kaçakçılığına mali destek sağlıyordu.

Son belgelerde yer alan e-postalarda, Peggy Siegal’ın Epstein’e gönderdiği mesajlar öne çıktı. Siegal, bir e-postasında Kenya’nın başkenti Nairobi’ye seyahat edeceğini belirterek, Epstein’e yolculukla ilgili detaylar aktardı. Mesajda, “Sana başka bir hayat deneyimi için ne kadar teşekkür etsek az. Maasai savaşçıları bizi yemezse Somalili korsanlar yiyecek,” ifadeleri yer aldı.

Aynı e-postada Siegal’ın kullandığı, “Senin için bir ya da iki küçük bebek getirebilirim. Kız mı erkek mi? Tam Madonna gibi,” şeklindeki ifadeler ise belgelerin en çok tepki çeken bölümleri arasında yer aldı.

Şantaj ve İstihbarat

Dosyalarda yer alan bulgular, çocuk istismarının sistematik biçimde kayıt altına alındığı ve bu kayıtların bir şantaj/denetim aracı olarak kullanıldığı yönündeki iddiaları yeniden gündeme taşıdı.

Soruşturma belgeleri ve basına yansıyan haberlerde, Epstein’ın New York ve Florida’daki mülklerinde gizli kamera sistemleri bulunduğu, bazı odaların özellikle misafirlerin mahrem alanlarını görecek şekilde düzenlendiği aktarıldı. Savcılık kaynakları, bu sistemlerin varlığının “sıradan bir suç işleyişiyle açıklanamayacağını” belirtti.

Dosyada öne çıkan değerlendirmelere göre, reşit olmayan mağdurların bulunduğu ortamlarda etkili isimlerin görüntülerinin kayda alındığı, bu kayıtların ise ilerleyen süreçte sessizlik ve dokunulmazlık sağlamak amacıyla kullanıldığı öne sürülüyor. Analizlerde, bu yapının “istismarı amaç değil, araç olarak gören” bir mekanizma olabileceği vurgulanıyor.

Epstein’ın yakın çalışma arkadaşı Ghislaine Maxwell hakkında verilen mahkumiyet kararı, çocukların bilinçli biçimde temin edildiğini ve yönlendirildiğini ortaya koydu. Mahkeme, örgütlü bir yapı tespit ederken, ağın üst katmanına dair bir soruşturma yürütülmedi.

Yeni yayımlanan milyonlarca sayfalık Epstein belgelerinde çizilen tablo; politikacılardan iş insanlarına, kraliyet çevrelerinden küresel finans hatlarına uzanan, kayıt ve şantaj üzerinden işleyen örgütlü bir nüfuz düzenine işaret ediyor. Reşit olmayan mağdurların temini, kapalı devre toplantılar, özel seyahatler ve gizli kayıt iddiaları; bu yapının münferit suçlardan değil, bilinçli biçimde kurulan bir kontrol mimarisinden beslendiği değerlendirmelerini güçlendiriyor.

Bu çerçevede asıl soru, “kimlerin adı geçtiği” değil, neden yıllarca dokunulmadığı oluyor. Belgeler, istismarın bazı dosyalarda ahlaki bir suçtan ziyade siyasi sadakat ve sessizlik üretmenin aracı olarak kullanıldığı iddiasını gündeme taşıyor. Bu tür şantaj altyapıları; özellikle Ortadoğu başta olmak üzere birçok kritik başlıkta siyonist rejime yönelik küresel tepkisizliği açıklayabilecek bir baskı ve yönlendirme zemini oluşturuyor.

Belgelerde yer alan Mossad bağlantısı iddiaları ise bu sistemi ulus-devlet boyutuna taşıyan kırılma noktası. Epstein belgeleri, istismarın küresel ölçekte işleyen bir kontrol ve disiplin aracına dönüştürüldüğü iddiasını ifşa eden bir eşik olarak okunuyor.

Epstein- Mossad İlişkisi

Dosyalarda yer alan gizli muhbir beyanına dayalı, Ekim 2020 tarihli ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) raporunda, Epstein'ın siyonist rejim istihbaratı Mossad ile bağlantılı olabileceğine ilişkin iddialar dikkati çekti.

Muhbir, Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörlerinden Alan Dershowitz'in, varlıklı ailelerin çocukları üzerinde etkili olduğunu, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve eski başdanışmanı Jared Kushner'ın da Dershowitz'in öğrencileri arasında bulunduğunu öne sürdü.

Dershowitz'in siyonist rejim istihbaratıyla bağlantılı olduğu kanaatine vardığını aktaran muhbir, Dershowitz'in, dönemin Florida Güney Bölgesi Savcısı Alex Acosta'ya, Epstein'ın hem ABD hem de müttefik ülke istihbarat servisleriyle bağlantılı olduğunu söylediğini iddia etti.

Dershowitz ile Epstein arasındaki telefon görüşmelerine tanıklık ettiğini belirten muhbir, bu görüşmelerin ardındansiyonist rejim istihbaratının Dershowitz ile temasa geçerek bilgi aldığını öne sürdü.

Epstein'ın, eski siyonist rejim Başbakanı Ehud Barak ile yakın olduğu ve onun döneminde istihbarat faaliyetleriyle bağlantılı şekilde yetiştirildiği yönünde iddialarda bulunan muhbir, tüm bu bilgiler ışığında Epstein'ın Mossad tarafından yönlendirilen bir ajan olduğu kanaatine vardığını kaydetti.

Muhbir, Trump'ın ilk başkanlık döneminde siyonist rejim tarafından etki altına alındığını, damadı Kushner'ın ise Başkan'ın karar alma süreçlerinde belirleyici rol oynadığını öne sürdü.

Dosyalarda, Epstein ve eski siyonist rejim Başbakanı Barak'ın birçok konuşması yer alırken, ikilinin konuşmalarında iki farklı zamanda Mossad'a atıfta bulunulduğu görüldü.

Dosyaya göre, Epstein, 17 Aralık 2018'de yolladığı e-postada, Barak'a "Mossad için çalışmadığımı açıkça belirtmelisin. " dedi.

Epstein, 9 Kasım 2017 tarihli e-postada ise Barak'a "Boies, eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar yapmak için bulmasına yardım etmeni istedi mi? Bu konu basında çok yer alıyor." ifadesini kullandı.

Öte yandan, Barak cevabında bu konuya ilişkin bir ifade kullanmayarak Epstein'dan kendisini aramasını istedi.

Epstein, eski MI6 ve Mossad mensupları yardımıyla Libya’ya da Göz Dikmiş

Jeffrey Epstein’a ilişkin belgeler, Epstein ve çevresinin, İngiliz istihbarat teşkilatı MI6 ile siyonist rejimin dış istihbarat servisi Mossad’ın eski mensuplarıyla birlikte, Libya’nın yeniden inşasına yardımcı olma bahanesiyle Libyalı yetkililerden haraç almak ve devlet varlıklarına el koymak yönünde planları görüştüklerini ortaya koyuyor.

Dosyalarda yer alan, Epstein'e gönderilen Temmuz 2011 tarihli bir e-posta'da, Epstein ve çevresinin, Libya'daki siyasi ve ekonomik belirsizlik ortamını fırsata çevirmeye yönelik girişimlerde bulunduğu iddialarını yeniden gündeme taşıyor.

Söz konusu e-postada, Libya'ya ait olduğu belirtilen ve uluslararası alanda dondurulmuş yaklaşık 80 milyar dolarlık fonun bulunduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD'de yer aldığı ifadesi bulunuyor.

E-postada, "Libya'ya ait çalınmış ve zimmete geçirilmiş" varlıkların gerçek tutarının bu miktarın üç ila dört katı olabileceği tahmininde bulunularak, söz konusu paraların küçük bir bölümünün dahi tespit edilip geri alınmasının "milyarlarca dolarlık kazanç" anlamına geleceğinin vurgulandığı görülüyor.

Libya'nın yeniden inşası ve ekonomisinin canlandırılması için gelecekte en az 100 milyar dolarlık harcama planlandığı belirtilen e-postada, bu sürecin "daha büyük bir fırsat" sunduğu ifadesi yer alıyor.

E-postada, Libya'nın kişi başına düşen nüfus, enerji rezervleri ve okuryazarlık oranları açısından zengin bir ülke olduğuna, bu durumun finansal ve hukuki girişimler açısından avantaj sağladığına dikkat çekiliyor.

Yazışmada, bazı uluslararası hukuk firmalarıyla bu konuda "başarı ücreti" esasına dayalı çalışmalar konusunda görüşmeler yapıldığı aktarılarak, daha önce MI6 ve Mossad'da görev yapmış bazı kişilerin, Libya'ya ait olduğu iddia edilen varlıkların tespiti ve geri kazanılması sürecine destek vermeye istekli olduğu ifadeleri yer alıyor.

E-postada, bu sürece erken dahil olunması halinde bunun "önemli bir fırsat" olacağı vurgusu da bulunuyor.

Siyonist Rejimin ‘Tanıdığı’ Somaliland da Belgelerde

Yeni belgelerde, Somaliland'ın tanınmasının "diğer ülkelere olan faydaları" ve "Somaliland'ın tanınması" gibi belgelerin, Epstein'e e-posta yoluyla gönderildiği görülüyor.

2012 tarihli bir e-postada Epstein’in, Somaliland'daki Berbera Limanı çevresinde "büyük, temiz ve henüz kullanılmamış su rezervleri" bulunduğunu belirterek, Somaliland'da bir su şirketi kurulmasını gündeme getirdiği görüldü.

Yazışmada, Suudi Arabistan’a doğrudan deniz taşımacılığına işaret edilerek, "projenin hızlı, karlı ve lojistik açıdan kolay olduğu, su kaynaklarının ise halihazırda haritalandırıldığı" ifade edildi.

Aynı dönemden bir başka yazışmada, Somaliland’da "Somaliwood Studios" adıyla bir film ve medya merkezi kurulmasının önerildiği, bu yapının bölgesel ve kültürel etki oluşturacak şekilde planlandığı belirtildi.

2013 yılına ait bir e-postada ise Somaliland’da petrol arama faaliyetlerine ilişkin imtiyazlar gündeme getirildi.

Yaklaşık 30 bin kilometrekareyi kapsayan üç büyük petrol arama bloğu için 50 milyon dolarlık finansman talep edilen yazışmada, petrol potansiyelinin “olumlu” olduğu ve Avrupalı yetkililerle koordinasyon önerildiği kaydedildi.

Siyonist rejimin sözde Başbakanı Binyamin Netanyahu, 26 Aralık 2025'te Somaliland bölgesini "bağımsız ve egemen devlet" olarak tanıdıklarını duyurmuştu.

Belgelerde Trump da Var

ABD Başkanı Trump’ın adı, yeni Epstein belgelerinde yeniden öne çıktı. Ancak Adalet Bakanlığı ne Trump’la ne de belgelerde adı geçen herhangi bir ünlüyle ilgili suçlama yöneltilebilecek bir delil bulunmadığını açıkladı. Beyaz Saray ise bazı raporların doğruluk ve güvenilirlikten yoksun olduğunu savundu.

Bakanlık, belgelerin yalnızca mağdurları korumak amacıyla sansürlendiğini, kamuoyunda bilinen isimlerin gizlenmediğini bildirdi. Belgeler; Epstein hakkında basın haberlerini, FBI raporlarını, hücredeki ölümüne dair değerlendirmeleri ve psikolojik durumuna ilişkin bilgileri içeriyor.

Bu belgeler, Kongre’nin geçen yıl kabul ettiği ve Trump’ın Kasım ayında imzaladığı yasa uyarınca yayımlandı. Yasa, Epstein ve cezaevindeki ortağı Ghislaine Maxwell ile ilgili tüm belgelerin açıklanmasını zorunlu kılıyor. Bakanlık, gecikmenin gerekçesi olarak yüzlerce avukatın mağdur kimliklerini korumak için belgeleri incelemesini gösterdi. Ancak bazı mağdur isimlerinin gizlenmediği ve sürecin son derece düzensiz yürütüldüğü görüldü.

Yeni belgeler Trump–Epstein ilişkisini yeniden gündeme taşıdı. Belgelerde, daha önce de adı geçen Britanya Prensi Andrew ve Slovakya Başbakanı Robert Fico’nun dış politika danışmanı Miroslav Lajčák gibi isimler yer aldı. Lajčák, belgelerde adının geçmesinin ardından cumartesi günü istifa etti.

Trump’ın adı ise belgelerde yüzlerce kez, hatta CNN’e göre bin defadan fazla anılıyor. Bazı atıflar “masum” olarak değerlendirilirken, bazıları Trump’a yönelik doğrulanmamış cinsel suç iddialarını ve Epstein mağdurlarının anlatımlarını içeriyor. En dikkat çekici bölüm, FBI’ın geçen yıl derlediği Trump’a yönelik suçlamalar listesi ve 13 yaşında bir kızın Trump tarafından istismara uğradığını iddia eden notlar oldu. Bir mağdur, Maxwell’in kendisini bir partide Trump’la tanıştırdığını anlattı.

Adalet Bakanlığı bu iddiaların “asılsız” olduğunu iddia etti. Trump ise cumartesi günü yaptığı açıklamada belgeleri okumadığını, ancak “çok önemli kişilerden, bu belgelerin yalnızca beni aklamakla kalmadığını, insanların beklediğinin tam tersini gösterdiğini” duyduğunu söyledi.

Elon Musk

Servet ve şöhret piramidinin en tepesinde, Forbes listelerine göre dünyanın en zengin insanı, Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk yer aldı. Musk’ın adı, Epstein’in bankacılık ilişkileri ağına dair davalarda bilgi talep etmeye yönelik sivil süreçler kapsamında geçti.

ABD Adalet Bakanlığı’nın geçen cuma günü yayımladığı e-postalara göre Musk, Jeffrey Epstein’in Karayipler’deki özel adasına olası bir ziyaret planını tartıştı. Bakanlığın yıllara yayılan soruşturmaları kapsamında yayımlanan yaklaşık üç milyon dosya içinde, Epstein ile Musk ve yardımcıları arasındaki yazışmalar da yer aldı.

Kasım 2012’de Epstein, Musk’a adaya helikopterle götürülmesine ilişkin bir e-posta göndererek, “Helikopterde adaya kaç kişi olacaksınız?” diye sordu. Musk, kendisi ve o dönemki arkadaşı Talulah Riley için iki koltuğa ihtiyaç duyduğunu belirtti. Ardından Musk, Epstein’e “Adada en çılgın partilerini hangi gün/gece düzenliyorsun?” diye sordu.

Belgelerin yayımlanmasının ardından ilk açıklamasını yapan Musk, cumartesi günü X platformunda şunları söyledi: “Epstein dosyalarının yayımlanması için benden daha çok bastıran kimse olmadı; nihayet bunun gerçekleşmiş olmasından memnunum.” Musk, Epstein’le yazışmalarının çok sınırlı olduğunu, adasına ya da uçağına davetlerini reddettiğini belirterek, e-postaların kötüye yorumlanabileceğini bildiğini söyledi. Asıl önemsediğinin, özellikle reşit olmayan kız çocuklarının vahşice istismar edilmesiyle bağlantılı gerçek suçluların yargılanması olduğunu iddia etti.

Epstein’in Temmuz 2019’daki tutuklanmasının ardından Musk, ABD Virjin Adaları’ndaki adaya davetleri reddettiğini ve Epstein’le yalnızca bir kez görüştüğünü söyledi. Musk, Vanity Fair’e verdiği demeçte, yıllar önce Talulah Riley’nin merakı nedeniyle Manhattan’daki evinde Epstein’i yaklaşık 30 dakika ziyaret ettiklerini, uygunsuz hiçbir şeye tanık olmadıklarını (sadece “garip sanat eserleri” gördüklerini) söyledi. Ancak cuma günü yayımlanan e-postalar, Musk’ın en az iki kez adaya gitmeyi planladığını gösterdi. Kasım 2012’ye ek olarak, Ocak 2014 için de ziyaret niyeti yer aldı.

Aralık 2013’te Musk, Epstein’e “Tatillerde Britanya Virjin Adaları/Saint Barthélemy bölgesinde olacağım. Ziyaret için uygun bir zaman var mı?” diye yazdı. Epstein, Ocak ayının ilk haftasında müsait olduğunu belirterek “Her zaman senin için yer var” dedi. Yazışmaların ardından Musk, 2 Ocak 2014 için ziyareti teyit eder gibi görünse de, Epstein daha sonra randevuyu iptal etti ve “Gerçekten keyifli vakit geçirmeyi umuyordum; bu yüzden çok hayal kırıklığına uğradım. Umarım yakında başka bir tarih belirleriz” diye yazdı.

Bill Gates ve Sergey Brin

Microsoft’un kurucusu Bill Gates, Epstein’le geçmişte görüşmeler yaptığını kabul etti ve bunu daha sonra “yanlış bir değerlendirme” olarak niteledi. Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin’in adı da aynı dosyada, bilgi talebine yönelik hukuki çağrılar kapsamında geçti.

ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi’ndeki Demokratlar, 18 Aralık 2025’te Epstein’in mülklerinden elde edilen yeni bir fotoğraf seti yayımladı; fotoğraflarda Bill Gates ve Sergey Brin dahil bazı önde gelen iş insanları yer aldı. Komite, fotoğraflarda görünmenin herhangi bir ihlal anlamına gelmediğini ve bazı karelerin iş dünyasından profesyonellerin katıldığı bir konferansta çekilmiş olabileceğini iddia etti Gates, belgelerde en az iki fotoğrafta yer aldı.

Gates, Epstein’le görüşmelerinin hayırseverlik bağlamında olduğunu iddia etti. Epstein’in, Gates’in finanse edeceği ve JPMorgan Chase tarafından yönetilecek bir hayır kurumu kurma girişimi olduğu, ancak projenin tamamlanmadığı bildirildi.

Ağustos 2021’de Gates, yaptığı açıklamada Epstein’le ilişkisinin “büyük bir hata” olduğunu; birlikte görünmenin Epstein’e meşruiyet kazandırdığını ifade etti. Görüşmelerin, küresel sağlık projeleri için finansman bulma çabaları sırasında gerçekleştiğini; Epstein’in vaat ettiği milyarlarca dolarlık desteğin gerçekleşmeyeceği anlaşılınca ilişkinin sona erdiğini belirtti.

Ancak Adalet Bakanlığı belgelerindeki bazı e-postalar, Gates’in eski eşi Melinda’dan, bir hastalığı gizlemeye çalıştığı yönünde iddialar içeriyordu. Gates, cumartesi günü yaptığı ilk açıklamada, belgelerde kendisine atfedilen reşit olmayanların istismarı iddialarını reddetti. Bir sözcü, bu iddiaların “asılsız ve saçma” olduğunu, mesajların Epstein’in hayal ürünü olduğunu ve Gates’le ilişkisinin bozulmasından duyduğu rahatsızlığı yansıttığını söyledi.

Aynı bağlamda Sergey Brin de birden fazla fotoğrafta yer aldı. Epstein’in JPMorgan Chase ile yakın bankacılık ilişkileri bulunurken, 2004’te Brin’i bankaya müşteri olarak yönlendirdiği ve vergi danışmanlığı sağlayabilecek banka yetkilileriyle temas kurdurduğu belirtildi. Brin’e ait bazı fotoğrafların, Epstein’in de katıldığı “The Edge” adlı konferans dizilerinde çekildiği anlaşıldı. Brin’in adı ayrıca, ABD Virjin Adaları’nın banka aleyhine açtığı sivil davada bilgi çağrıları bağlamında geçti.

Türkiye’den Kimlerin Adı Geçiyor?

ABD’li pedofili milyarder Jeffrey Epstein hakkında yayımlanan yeni belgelerde Türkiye’den siyasetçi, kurum ve iş insanlarının isimleri de yer alıyor.

Belgelerde Robert Kolej de yer aldı. Belgelere göre, Robert Koleji Yönetim Kurulu Üyesi Landon Thomas Jr., 7 Kasım 2014’te Epstein’e bir e-posta gönderdi.

Thomas Jr.’ın mailinde, Türkiye’de muhafazakarlaşmanın arttığı yönünde değerlendirmeler yaptığı, Robert Kolej’in misyonunun bu dönemde daha da önem kazandığını savunduğu görüldü. Yazışmalarda, konunun Gates Vakfı gibi uluslararası bağış çevrelerine sunulup sunulmaması konusunda Epstein’in görüşünün sorulduğu da yer aldı. Epstein’in ise “Görüştüğümüzde bana daha fazlasını anlat” yanıtını verdiği görüldü.

Söz konusu yazışmaların ardından Robert Kolej yönetimi bir açıklama yayımladı. Açıklamada, e-postanın 2014 yılına ait olduğu belirtilerek, Landon C. Thomas Jr.’ın o dönemde New York Times yazarı ve Amerikalı Mütevelli Heyeti üyesi olduğu, ancak Epstein skandalının ardından görevlerinden ayrıldığı vurgulandı.

Okul yönetimi, Thomas Jr.’ın okulun yöneticisi ya da çalışanı olmadığını, söz konusu yazışmalardan haberdar olunur olunmaz Mütevelli Heyeti’nden ayrıldığını bildirdi.

Rixos ve Fettah Tamince İddiaları

Belgelerde, Epstein mağdurlarından bazılarının Rixos Premium Belek’te konakladığına dair iddialar da yer aldı. Epstein’in yardımcısı olduğu belirtilen Lesley Groff’un, 2017 yılında otelle ilgili yazışmalar yaptığı, bu e-postalarda konaklama ve ödeme detaylarının konuşulduğu görüldü.

İddiaların ardından Fettah Tamince’nin kurucusu olduğu Rixos Hotels bir açıklama yayımladı. Açıklamada, söz konusu sürecin uluslararası bir grubun talebi üzerine, kurumsal ve mesleki eğitim kapsamında sağlanan sınırlı bir bilgi paylaşımı olduğu belirtildi. Şirket, iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve bağlamından koparıldığını savundu.

İhlas Holding ve Maxwell Yazışmaları

Belgelerde ayrıca, İhlas Holding Genel Müdürü Ahmet Mücahit Ören ile Epstein’in suç ortağı olarak hüküm giyen Ghislaine Maxwell arasındaki e-posta yazışmalarına da yer verildi. Yazışmaların 2004 yılına ait olduğu ve içeriklerinin sosyal çevre ve organizasyon bağlantılarıyla sınırlı kaldığı görüldü.

Mimarlık ve Ada Projeleri

Dosyada, mimar Deniz Mete ve daha önce tarihi eser kaçakçılığı iddialarıyla gündeme gelen Ayşegül Tecimer isimleri de yer aldı. Belgelerde, Epstein’in adadaki yapılar için İslam mimarisinden esinlenen, Elhamra Sarayı tarzında projeler talep ettiğine dair ifadeler dikkat çekti.

‘Erdoğan Ordudaki israil Dostlarını Tasfiye Etti’

Yayınlanan belgelerden birinde, Türkiye’nin bölgesel politikaları ve israil ile ilişkilerine dair değerlendirmelere yer verildiği görüldü.

Belgede, özellikle Türkiye’nin israile yönelik tutumunun zaman içinde sertleştiği, bu sürecin Gazze’ye yönelik askeri operasyonlar sonrasında hız kazandığı öne sürülüyor. Yazışmada, Türkiye’nin israil istihbaratıyla geçmişte kurulan bazı ilişkileri sona erdirdiği ve bu durumun Tel Aviv yönetiminde rahatsızlık oluşturduğu ifade ediliyor.

Metinde ayrıca, dönemin Türkiye yönetiminin Avrupa Birliği ile yaşadığı gerilimler, Orta Doğu’da daha bağımsız ve iddialı bir çizgiye yönelmesi ve bölgedeki güç dengeleri açısından oynadığı rol de yorumlanıyor. Türkiye’nin, israil ve Kıbrıs açıklarındaki enerji sahaları çevresinde sergilediği politikaların da “endişe verici” olarak nitelendirildiği ifadeler arasında yer alıyor.

Yayınlanan belgelerden birinde Türkiye ile ilgili şu ifadelere yer veriliyor:

Türkiye: AB'den ilgi veya kabul görmediği için öfkeli olan, neo-Osmanlı kaslarını sergileyen ve diplomatik olarak anlayışsız olan Netanyahu yönetiminden (tek başına Bibi'den ziyade koalisyonundan) gerçekten tiksinen Erdoğan... radikal Müslüman halka oynamayı seçiyor ve Türkiye'de ve Orta Doğu'nun geri kalanında oldukça iyi bir iş çıkardı.

Dökme Kurşun Harekatı'ndaki şiddetli israil bombardımanının ardından oluşan öfkeden yararlandı... ve böylece Türkiye, İsrail'i yarı yolda bıraktı (sattı). "Bildirilenlere göre", diğer kötü niyetli eylemlerin yanı sıra, yıllardır birlikte çalıştıkları uzun süreli israil istihbarat ajanlarını ihbar ettiler.

Erdoğan, Türk ordusu içinde tarihsel olarak israil ile iyi çalışanları tasfiye ediyor. Suriye'nin çökmekte olan durumu ve bu NATO ülkesine yönelik son derece saldırgan İran tutumu ona güçlü müttefiklerin neden yararlı olduğunu hatırlatıyor olabileceği için şu an bazı pişmanlıkları olduğunu tahmin ediyorum. Yine de, Türkiye'nin israil ve Kıbrıs'ın petrol ve gaz sahalarını taciz etmeye yönelik çok agresif deniz manevraları da sinir bozucu.