Şeyh Said Efendi, 1865 yılında Elazığ'ın Palu ilçesine bağlı Buban köyünde dünyaya geldi. Nakşibendi-Hâlidî geleneğinin önemli isimlerinden olan Şeyh Said, küçük yaşlardan itibaren medrese eğitimi aldı. Tefsir, hadis, fıkıh ve Arapça başta olmak üzere İslami ilimlerde eğitim gördü ve bölgenin tanınan din âlimlerinden biri haline geldi.
Babası Şeyh Mahmud Fehmi Efendi'nin vefatının ardından irşad faaliyetlerini devralan Şeyh Said, Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Muş ve çevre illerde dini sohbetler yaparak geniş bir çevre edindi. Dönemin kaynaklarında, bölgede sözü dinlenen kanaat önderlerinden biri olarak gösterildi.
Cumhuriyet'in ilanının ardından gerçekleştirilen inkılaplar, hilafetin kaldırılması, medreselerin kapatılması ve dini kurumların tasfiye edilmesine karşı çıkan Şeyh Said, bu uygulamaların İslam'a zarar vereceğini belirtti. Gittiği her yerde bu endişelerini dile getirdiği ve mücadelesini dini gerekçelerle yürüttüğünü ifade ettiği aktarıldı.
13 Şubat 1925'te Piran'da başlayan ve tarihe Şeyh Said Kıyamı olarak geçen süreçte hareketin öncüsü oldu. Destekçileri, bu hareketin dini değerleri korumaya yönelik bir kıyam olduğunu belirtirken, resmi tarih literatüründe olay "Şeyh Said İsyanı" olarak yer aldı.
Kısa sürede geniş bir bölgeye yayılan hareket, dönemin hükümeti tarafından bastırıldı. Şeyh Said ve çok sayıda arkadaşı yakalanarak Diyarbakır'da kurulan Şark İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı.
Mahkemede yaptığı savunmada, hareketinin İslam hukukuna dayandığını, halkın dini değerlerinin hedef alındığını düşündüğünü ve bu nedenle kıyama katıldığını ifade etti.
Yargılama sonunda Şeyh Said ile birlikte 46 kişi hakkında idam kararı verildi. Şeyh Said ve arkadaşları, 29 Haziran 1925'te Diyarbakır Dağkapı Meydanı'nda idam edildi.
Rivayetlere göre idam edilmeden önce son isteği sorulan Şeyh Said, kağıt ve kalem istedi ve Arapça olarak şu ifadeleri yazdı:
"Benim bu değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve din içindir."
Şeyh Said'in naaşının nereye defnedildiği ise hiçbir zaman resmi olarak açıklanmadı.
DEVLET RESMİ ÖZÜR DİLESİN, MEZAR YERİ AÇIKLANSIN
Şehadet yıl dönümünde Şeyh Said ve dava arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması yönündeki çağrılar yeniden gündeme geldi.
Şeyh Said'in ailesi ile bazı Müslüman vatandaşlar, sürece ilişkin tartışmaların yeniden canlandığı bir dönemde, geçmişte yaşanan mağduriyetlerle yüzleşilmesi gerektiğini belirterek devletin resmi özür dilemesini ve mezar yerlerinin açıklanmasını talep ediyor.
HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç de TBMM'de, Şeyh Said’i anarak “Yaşanan mağduriyetler için resmi özür dilenmeli ve mezar yerleri açıklanmalıdır. Atılacak bu adımlar Kürt-Türk kardeşliğinin pekişmesine katkı sağlayacaktır” dedi.
“Şeyh Said’in büyük bir İslam âlimi, kâmil bir mürşit, halkının inanç, kimlik ve değerleri uğruna mücadele eden önemli bir önder olduğunu” belirten Dinç, “Mevlânâ Halid-i Şehrezorî’nin manevi geleneğinden yetişen Şeyh Said, zulüm ve haksızlıklara karşı durmuş; Rus işgaline karşı mücadele etmiştir. İstiklal Mahkemeleri tarafından idam edilen Şeyh Said ve dava arkadaşları, aradan geçen uzun yıllara rağmen halkın hafızasında yaşamaya devam etmektedir” dedi.
Şeyh Said ve arkadaşlarına yönelik iftira ve karalama politikalarının sona erdirilmesi gerektiğini ifade eden Dinç, “Yaşanan mağduriyetler için resmi özür dilenmeli ve mezar yerleri açıklanmalıdır. Atılacak bu adımlar Kürt-Türk kardeşliğinin pekişmesine katkı sağlayacaktır. Şehadet yıldönümünde Şeyh Said Efendi’yi, Melekanlı Şeyh Abdullah’ı, Palulu Şeyh Şerif’i, Hanili Salih Bey’i, Seyyid Abdülkadir Efendi’yi ve bütün dava arkadaşlarını rahmet anıyorum” ifadelerini kullandı.
'İNGİLİZ AJANI' İFTİRASI
Şeyh Said ile ilgili resmi tarihte en çok dile getirilen iftiralardan biri, "İngiliz ajanı" olduğu ve Musul'un kaybedilmesine neden olduğu yönündeki suçlamalar oldu.
Resmî tarihe işlenen "İngiliz ajanı" ve "Musul'un kaybedilmesine neden oldu" iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirten tarihçi Mustafa Armağan, Şeyh Said'e yönelik suçlamaların tarihi belgelerle çeliştiğini söyledi.
Armağan, Şeyh Said ve arkadaşlarının 29 Haziran 1925'te idam edildiğini, Musul'un ise 11 ay 22 gün sonra İngilizlere bırakıldığını hatırlatarak, "11 ay 22 gün boyunca bu meseleye çözüm bulamayıp suçu Şeyh Said'e atmanın manası nedir?" ifadelerini kullandı.
Armağan ayrıca, İsmet İnönü'nün Hatıralar adlı eserinde yer alan şu ifadeyi hatırlattı:
"Şeyh Sait isyanını doğrudan doğruya İngilizlerin hazırladığı veya meydana çıkardığı hakkında kesin deliller bulunamamıştır. Fakat bundan şüphe edilmiş ve gerekli tahkikat yapılmıştır."
Şeyh Said'in mücadelesinin temelinde İslami hassasiyetlerin bulunduğunu belirten Armağan, mahkemede kendisine yöneltilen, "Arabistan küffarın elindeyken neden kıyamı orada yapmadın?" sorusuna Şeyh Said'in, "Orada olsaydım orada da yapardım." cevabını verdiğini aktararak, bunun mücadelesinin etnik değil dini saiklerle yürütüldüğünü gösterdiğini ifade etti.
Musul meselesinde de İngilizleri sıkıştıracak bir Amerikan anahtarı vardı.
Amerikalılar Musul Petrol bölgesinin 1908 öncesinde Sultan Abdulhamid'in 'Padişah Hazinesi' olduğunu öğrenince petrolden pay kapmak için İngilizleri sıkıştırmaya ve Türkiye'ye destek vermeye başlamışlardı.
Çünkü Amerika devasa petrol bölgesine İngilizlerin çökmesini istemiyordu.
Amerikan petrol şirketleri II. Abdülhamit'in varislerini bularak onlar sayesinde petrol çıkarılan alanlar üzerinde söz sahibi olmak istemişlerdi. Aslında Türkiye iki büyük gücün Musul meselesinde kapışmasını 'çıkar'a dönüştürebilirdi.
Amerikalılar Musul'un padişah hazinesi olduğunu ve yasal mirasçılarının bu hakka sahip olduğunu savunup İngiltere'ye sert notalar verirken Türkiye Abdülhamid'in mirasçıları üzerinden yeni bir 'Osmanlı geri döndü' tartışması yaşamamak için İngiltere'nin petrolden pay teklifine razı oldu
Musul, Şeyh Said Efendi'den dolayı değil; Osmanlı Hanedanın adı bir daha herhangi bir konuda gündeme gelmesin diye kapatılmış bir mesele olarak tarihe geçti..
Mustafa Kemal de Şeyh Said kıyamı için 'emperyalist bir proje' demedi, Bir 'karşı devrim, mürettep, umumi, irticai' dedi.