"Sen şeytan mısın?" sorusu, ABD’li stratejist Steve Bannon’un 2019 yılında "çocuk istismarı ve seks ticareti" suçlamalarıyla yargılanan milyarder Jeffrey Epstein’e yönelttiği sıradan bir ifade değil. Bu soru, para ve iktidarın ahlaki değerleri nasıl yok ettiğini, suçun nasıl normalleştirildiğini ve sistematik biçimde nasıl korunduğunu gözler önüne seren karanlık bir dosyanın kapısını aralıyor.
Medya raporlarına göre Bannon, Epstein’in Temmuz 2019’da yeniden tutuklanmasından haftalar önce, onunla yaklaşık 15-16 saatlik görüntülü mülakatlar gerçekleştirdi. Bu görüşmelerin amacı, kamuoyuna "yeniden paketlenmiş" bir Epstein portresi sunmak, suçları bireysel sapkınlık gibi göstererek arkasındaki güç ilişkilerini görünmez kılmaktı. Çocuklara yönelik cinsel istismarla anılan bir ismin, bir belgesel projesiyle "aklanmaya" çalışılması, ahlaki çöküşün ulaştığı boyutu ortaya koydu.
Söz konusu kayıtların büyük bölümü bugüne kadar yayımlanmadı. 2021’de kısa bir tanıtım videosunun internete düşmesi ve ardından hem videonun hem de kanalların tamamen silinmesi, bu dosyanın sadece adli değil, aynı zamanda siyasi ve istihbari bir koruma altında olduğu yönündeki şüpheleri güçlendirdi. Epstein’in New York’taki evinde kaydedilen bu görüntüler, sistemin kendi içindeki suçluyu nasıl koruduğunun sessiz tanıkları olarak ortada duruyor.
Bu tabloyu daha da karartan gelişme ise ABD Adalet Bakanlığı’nın Epstein dosyalarına ilişkin tutumu oldu. Resmî açıklamalara göre Epstein’le bağlantılı yaklaşık 6 milyon belge toplandı; ancak kamuoyuna açıklanan belge sayısı 3 milyonla sınırlı kaldı. Geriye kalan milyonlarca belgenin nerede olduğu, kimleri koruduğu ve hangi isimleri içerdiği soruları yanıtsız bırakıldı. Hukukçular ve mağdur avukatları, bu durumun açık bir örtbas olduğunu vurguluyor.
Yıllar boyunca Epstein’in dokunulmaz kalması, yalnızca paranın sağladığı güçle açıklanmıyor. Siyasi bağlantılar, istihbarat kurumlarıyla kurulan ilişkiler ve özellikle Mossad’la temas iddiaları, dosyanın neden sürekli yarım bırakıldığını anlamak açısından kritik görülüyor. Epstein’in, güçlü isimler için bir "şantaj ağı" kurduğu ve bu sayede korunduğu iddiaları, belgelerin neden eksik yayımlandığını daha anlamlı kılıyor.
Çocuk istismarı gibi insanlığın en ağır suçlarından biri karşısında bile sistemin failden çok mağdurları görünür kılması, isimleri gizlemesi ve sorumluları perdelemesi, ahlaki değerlerin tamamen çöktüğünü gösteriyor. Bugün "Sen şeytan mısın?" sorusu, tek bir kişiye değil; paranın, siyasetin ve istihbaratın iç içe geçtiği bu kirli düzene yöneltilmiş bir hesap sorma çağrısı olarak yankılanıyor.
Ortada kalan gerçek şu: Epstein dosyası kapanmadı. Açıklanmayan milyonlarca belge, sadece bir suçlunun değil, onu var eden ve koruyan sistemin de yargılanmasından neden kaçınıldığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.



