Bölgedeki savaş ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel enerji haritasını yeniden şekillendirirken, uzmanların “modern tarihin en büyük petrol arz krizi” olarak nitelendirdiği bir dönüşümü tetikledi. Savaş nedeniyle küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 15’i piyasadan çekilirken, ham petrol fiyatları varil başına 100 doların üzerine çıktı. Böylece “yeni bir küresel petrol düzeni”nin temelleri atılmaya başlandı.
Wall Street Journal’da yayımlanan kapsamlı analizde, Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi kurucu direktörü ve eski ABD Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi Jason Bordoff, savaşın sonuçlarının eşit dağılmadığını; bazı ülkelerin büyük kazanç sağlarken bazılarının ağır ekonomik ve siyasi maliyetler ödediğini belirtti.
Asya en büyük bedeli ödüyor
Bordoff’a göre krizden en ağır darbeyi Asya aldı. Çünkü kıta ülkeleri geçen yıl petrol ithalatlarının yaklaşık yüzde 60’ını Orta Doğu’dan karşıladı. Kriz yalnızca ham petrolü değil, rafine ürünleri de vurdu. Dizel ve uçak yakıtı fiyatları ocak ayından bu yana iki katına çıktı.
Enerji ithalatçısı yoksul ülkeler tüketimi azaltmak için olağanüstü tedbirler almaya başladı. Analiz, krizin Asya ekonomilerinin Körfez petrolüne ne kadar bağımlı ve kırılgan olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor. Özellikle taşımacılık, rafineri ve nakliye maliyetleri ciddi şekilde arttı.
Çin’de İran’dan alınan ucuz petrolün kesilmesi nedeniyle petrol ithalat faturası nisanda yüzde 13 yükseldi. Ancak Pekin, büyük stratejik rezervleri ve bazı petrol sevkiyatlarını yeniden satarak elde ettiği kar sayesinde krizi kısmen fırsata çevirdi. Bordoff’a göre savaş, Çin’in temiz enerjiye ve elektrifikasyona yönelimini hızlandırdı.
Hindistan ve Japonya ise baskıyı en yoğun hisseden ülkeler arasında yer aldı. Hindistan petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını ithal ediyor. Bu nedenle ülke, artan enflasyon baskısıyla birlikte Rus petrolüne bağımlılığını artırdı. Japonya ise enerji ihtiyacının yüzde 85’inden fazlasını ithalatla karşılıyor ve savaş öncesinde petrolünün büyük kısmı Hürmüz’den geçiyordu. Bu durum Tokyo’yu stratejik rezervleri yoğun biçimde kullanmaya ve nükleer enerji ile yenilenebilir enerji tartışmalarını yeniden canlandırmaya itti.
Rusya büyük kazananlardan biri oldu
Bordoff, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i krizin en büyük kazananlarından biri olarak tanımladı. İran savaşı Moskova için hem mali hem stratejik fırsata dönüştü.
Savaştan önce Rus petrol gelirleri, Ukrayna savaşının başladığı 2022’den bu yana en düşük seviyedeydi. Ancak petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD’nin Rus petrolüne yönelik bazı kısıtlamaları gevşetmesi sayesinde Moskova’nın petrol vergi gelirleri nisanda ikiye katlandı.
Buna rağmen Bordoff, Rusya’nın kazançlarının kalıcı olmayabileceğini ifade etti.
ABD daha az kırılgan ama bedel ödüyor
Kaya petrolü devrimi sayesinde ABD’nin Orta Doğu petrolüne bağımlılığı son 20 yılda azaldı. Ancak Amerikalılar da krizin maliyetini hissetmeye başladı.
Benzin fiyatları savaş öncesindeki galon başına 3 dolar seviyesinden 4,50 doların üzerine çıktı. Bu durum ortalama Amerikan ailesinin aylık giderlerine 150 dolardan fazla ek yük bindirdi.
Yine de Bordoff’a göre ABD geçmiş petrol krizlerine kıyasla daha güçlü durumda. Çünkü Washington artık dünyanın en büyük petrol üreticisi ve net enerji ihracatçısı konumunda. Ayrıca yakıt harcamalarının önemli kısmı artık yurtdışına değil yerli üreticilere gidiyor.
Ancak analiz, fiyatların yükselmeye devam etmesi halinde ABD’nin petrol ihracatına kısıtlama gibi daha sert politikalara yönelebileceği uyarısında bulundu.
Güney Amerika ve Kanada yükseliyor
Bordoff’a göre Güney Amerika ve Kanada, yeni enerji düzeninin en büyük kazananları arasında olabilir. Çünkü bu bölgeler Hürmüz Boğazı riskinden uzak büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip.
Bu durum Brezilya, Guyana, Arjantin ve hatta günlük petrol ihracatı 2019’dan bu yana ilk kez 1 milyon varile yaklaşan Venezuela gibi ülkeleri yatırım açısından daha cazip hale getiriyor.
Meksika ise petrol üreticisi olmasına rağmen ABD’den benzin ve dizel ithalatına büyük ölçüde bağımlı olduğu için daha kırılgan bir görünüm sergiliyor.
Körfez’de kazananlar ve kaybedenler
Körfez ülkelerinde ise tablo karmaşık. Suudi Arabistan ve BAE, Hürmüz’ü bypass eden boru hatları sayesinde şokun bir kısmını hafifletmeyi başardı. Bu hatlar Kızıldeniz ve Umman Körfezi üzerinden ihracatın sürmesini sağladı.
Hürmüz dışında bulunan Umman’ın haftalık petrol gelirleri geçen yıla göre yüzde 80 arttı. Suudi Arabistan’ın ihracatı düşmesine rağmen gelirleri yüzde 10 yükseldi.
Buna karşılık Irak ve Kuveyt ciddi ihracat kayıpları yaşadı. Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatı ise bazı tesislerin zarar görmesi nedeniyle kısmen durdu.
Bordoff, Orta Doğu üreticilerinin depolama tesislerinin dolması nedeniyle günlük yaklaşık 13 milyon varil üretimi durdurmak zorunda kaldığını belirtti. Bu üretimin yeniden devreye alınmasının, boğaz açılsa bile aylar sürebileceği ifade edildi.
İran stratejik nüfuz kazandı
Analize göre İran, petrol ihracatının büyük bölümünü kaybetmesine rağmen krizden stratejik olarak daha güçlü çıkabilir. Çünkü Tahran, dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından birini sekteye uğratabileceğini göstermiş oldu.
Bordoff, İran’ın Hürmüz’den güvenli geçiş için gemilerden ücret alma fikrini gündeme getirdiğini belirterek, Tahran’ın boğazı askeri kozdan ekonomik nüfuz aracına dönüştürmeye çalıştığını söyledi.
Avrupa ve Afrika da baskı altında
Avrupa’da uçak yakıtı krizine ilişkin kaygılar büyüyor. Uluslararası Enerji Ajansı, kıtanın “yalnızca altı haftalık uçak yakıtı stoğuna sahip olabileceği” uyarısında bulundu. Bu durum bilet fiyatlarını artırabilir ve yeni uçuş iptallerine yol açabilir.
Afrika’da ise tablo ikiye bölündü. Cezayir, Libya, Nijerya ve Angola gibi petrol ihracatçısı ülkeler fiyat artışından fayda sağlıyor. Buna karşılık Mısır, Etiyopya, Kenya ve Zambiya gibi ithalatçı ülkeler yakıt, ulaşım ve gıda maliyetlerindeki artış nedeniyle ağır baskı altında bulunuyor.
Bordoff analizini, savaşın yalnızca petrol piyasalarını değil, tüm küresel enerji sistemini yeniden şekillendirdiğini vurgulayarak tamamladı. Yeni düzenin; jeopolitik bölünmeler, arz güvenliği yarışı ve deniz geçiş noktalarına bağımlılığı azaltma çabaları üzerine kurulduğunu belirtti.





