Dr. Abdulkadir Turan

Bir Mesele İki Şahsiyet

16.06.2021 07:36:29 / Dr. Abdulkadir Turan

Bugünkü analizde birbirine zıt dünyaların insanı olarak bilinen ancak aynı meselede birbirini tamamlayan iki şahsiyetten söz edeceğim. Kanaatimce Türkiye bağlamında Kürt meselesi, onlarsız asla anlaşılamaz. Devlet Planlama Teşkilatı’nın eski iki bürokratı: Yalçın Küçük ve Hasan Celal Güzel.

Biz, tarihi genellikle hükümdarlar üzerinden anlatırız: Emevî, Abbâsî, Anadolu Selçuklu, Osmanlı hükümdarları gibi. Büyük vezirler, sadrıazamlar da tarihin kişileridir. Abbâsîlerde Bermekîler, Büyevhîler; Büyük Selçuklularda Nizâmülmülk ve oğulları; Eyyûbîlerde Evlad-ı Şeyhüşşüyûh; Osmanlılarda Köprülüler, Türkiye tarihinde Menderes gibi. Yine askeri kahramanlar, tarihin hep önemli şahsiyetleri arasındadır. Halid b. Velid, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Küteybe b. Müslim, Tarık b. Ziyad, Esedüddîn Şirkûh gibi. Siyasi partileri tarihin merkezine almak da nadir bir durum değildir. İttihat ve Terakki; Cumhuriyet Halk Fırkası, Demokrat Parti gibi. Tarikatlar ve diğer sosyal gruplar üzerinde tarih anlatmak da son dönemin yaygın tarih anlatımları arasındadır. Mevlevîler, Nakşiler gibi.

Bürokrasi üzerinden tarih anlatmak ise çok da yaygın değildir. Halbuki genelde bütün devletlerde ama özellikle ulus devletlerde, sistemin asıl rengini bürokrasi ortaya koyar. Ulus devletlerde siyasi makamlar arızi ama bürokrasi yapısal olarak kalıcıdır. Büyük bir değişim yaşanmadığı sürece devletin bekasıyla koşut olarak varlığını sürdürür. Her devirde değişen siyasi koşullara itaat eder gibi görünüp “usulce direnerek” sistemin rengini geleceğe aktarır.

Türkiye tarihinde 1960 İhtilali, aslında bürokrasinin seçilmiş siyasilere karşı, “sistemin asli karakterine süreklilik kazandırma” kalkışmasıdır. Bürokrasinin “usulce itaatsizlikte” sonuç alamayınca dışarının da desteğini alıp bir grup asker, üniversite ve yargı mensupları üzerinden, halkın temsilcisi seçilmişlere karşı fiili isyanıdır.

Bürokrasi, 1960 ihtilalinden sonra, kendisini ve dolayısıyla sistemi siyasete karşı koruyacak, seçilmişlere karşı atanmışların rolünü, sistem adına güçlü tutacak Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar ihdas etti. O kurumların en gözdelerinden biri ise hiç kuşkusuz Devlet Planlama Teşkilatı(DPT)’dır.

1960’tan 2000’li yıllara kadar Türkiye tarihine baktığımızda bürokratların en az siyasetçiler kadar bilinir olduğunu görüyoruz. Bu, hiç kuşkusuz bürokratların devlet içindeki gücünün yansımasıdır. Genelkurmay Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, İstanbul Valileri ve Emniyet Müdürleri… Ama bir de Devlet Planlama Teşkilatı bürokratları da vardı ki onların da ünü çoğu zaman sözü edilen kişilerin ününe ulaşırdı. Öte yandan devletin işlerinin kısa ve uzun planlanmasından bürokratik olarak sorumlu bu teşkilat, aynı zamanda siyasetçiler için bir ön çalışma alanı gibiydi. Orada yetişen ve ünü kimi zaman geçmişin Başbakan Müsteşarının ününü geçen pek çok isim, sonradan ünlü siyasetçiler olarak öne çıktı.

Yalçın Küçük ve Hasan Celal Güzel, aynı coğrafyaya mensuplar. Yalçın Küçük, köken olarak Halep Türkmeni; Hasan Celal ise Antep Türkü. İkisi de Kafkas kökenliler. Hasan Celal, herhangi bir Kafkas halkından bir Türk. Yalçın Küçük ise bilindiği kadarıyla özbeöz Türkmen, belki Kıpçak Türkü.

İkisi de Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun. İkisi de Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalıştı. Yani devletin işlerini planlamakta görev aldı. Ama ikisi de sahalarıyla ilgisiz görünmesine rağmen etnolog olarak belirdi. Yalçın Küçük, kendisini Kürdolog olarak tanıttı. Hasan Celal ise Türkolog olarak pek çok projenin başında yer aldı. Yalçın Küçük, Sol adına kürek salladı. Hasan Celal, muhafazakâr milliyetçi Sağı yönlendirmek için kurumlar oluşturdu. Yalçın Küçük, Kürtleri dinsizleştirmek için uğraştı. Hasan Celal ise daha dindar bir Türklük için projeler yürüttü. Dolayısıyla tam zıt kutupta göründüler. Bu analizin iddiası ise aslında her iki ismin aynı strateji için çalıştıklarıdır: Irksal olarak Türklüğün daha aktif ve daha önde olduğu bir “Yeni Türkiye”.  

Burada hazin olan, söz konusu şahsiyetlerin bunu okları içeriye dönük bir milliyetçilik/ırkçılık anlayışı üzerinden yürütmeleridir. Bin yıllık tarihin aksine onlar, Kürtlüğün diskalifiyesini kendi projeleri için elzem gördüler. Hayal ettikleri bütünlüğü, içeride ayrışma üzerine bina ettiler.

KÜRTLERİ SOLCULAŞTIRARAK İMHA

Yalçın Küçük, 1960 İhtilali’nden sonra, DPT’nin Uzun İşler Dairesi’nde çalıştı. Sonra ABD’ye gönderildi, Yale Üniversitesi’nde ikinci bir lisans eğitimi aldı. Ardından Dünya Bankası gibi küresel bir kuruma geçti. Oradan ayrılıp Türkiye’ye geldiğinde 1966’da, esasen “Ortadoğu”ya hitap etmek üzere kurulan ama daha çok Türkiye Soluna zeki öğrenci aktarma işlevi üzerine yoğunlaşan Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde öğretim elemanı oldu. Yön, Emek gibi Solun önde gelen dergilerinde yazıları yayımlandı. Türkiye İşçi Partisi’nin ikinci kuruluş çalışmalarına katılacak bir Solcu olarak öne çıktı. Zaman zaman tutuklandı. Bununla beraber zorluk çekmeden 1971 koşullarında doçentliğe kadar tırmandı.

12 Eylül öncesinde PKK’nin başı A. Öcalan’la nasıl bir ilişkisi vardı? Meçhul. 12 Eylül’den sonra ise Öcalan’ın Lübnan’a gitmesiyle adı, Öcalan’la en çok anılan Türk Solu mensupları arasında yer aldı. Daha doğrusu Öcalan’ın akıl hocası olarak bilindi.

Küçük; Türkiye İşçi Partili bir Solcu; Öcalan’a akıl hocalığı yapacak kadar da sözde Kürt meselesiyle ilgili. Ama sıkı durun, sizce profesörlüğünü nereden almış olabilir? Ülkücü olmama ihtimali olan öğrencilerin dahi bir zamanlar girişte durdurulup dövüldüğü, rahatsız edildiği, Türkiye’nin en kökten milliyetçi üniversitesi Gazi Üniversitesi’nden. Şaşılacak bir hâl değil. Çünkü Küçük, en meşhur fotoğraflarını Öcalan’la çektiği hâlde, madalyasını devletten bekleyen bir isim.

Küçük; Türkiye toplumunu ırk bağlamında değerlendirdi, toplumu hep ırksal olarak tahlil etti. Irkçı yanını saklayarak ulusalcıların İbn Haldun teorisinde temellenen şizofrenik beka yaklaşımıyla, Kürt meselesine yaklaştı. Tabii yaşam alanlarında inançlarından güç alan bir toplumu, çağdaş Batı’ya takılıp kendisine güç veren bazı duyarlılıklarını yitirmiş ve nüfus aksiyonu sınırlanmış bir toplum karşısında gelecek açısından avantajlı gördü. Kendince bu avantajı izale için Kürtleri yaşam alanlarından ve inançlarından kopararak avantajlı konumdan uzaklaştırma yöntemine başvurdu. Sosyalizmi bunun için uygun ideoloji; PKK’yi de bunun için uygun bir araç olarak değerlendirdi. Kürtleri sosyalizm ve PKK üzerinden kente çekip modernleştirerek kısırlaştırma, dağıtma, tüketme yönünde çok yönlü bir proje geliştirdi. Bu, kendince Kürtlüğü “uygarlaştırarak imha” projesiydi.

Halen hayatta olan Küçük, bunu açıkça ifade etmiş değil, edecek de değildir. Ancak konuşmalarında asıl gayesinin toplum tarafından anlaşılmadığını ifade etmektedir!

YENİ TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR TÜRKLÜK

2018’de vefat eden Hasan Celal Güzel, DPT’nin kıdemli bir çalışanı olarak Turgut Özal’ın yanına verildi. Henüz otuz sekiz yaşında Türkiye’nin en genç Başbakan Müsteşarı oldu. Sonra Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Ulusalcıların itirazları karşısında görevinden uzaklaştırıldı ve siyasette Anavatan Partisi’nin başına geçmesi engellendi.

Hasan Celal, buna rağmen Türkiye tarihinde, Kara Harp Okulu’nda ders verebilmiş, nadir Sağ kanat isimlerden biridir ve talebeleri arasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar gibi önemli şahsiyetler de vardır.

Herkes onun görünen siyasi yönü üzerinde odaklanırken Hasan Celal, gözlerden uzak bir şekilde ülke için yeni ideoloji olabilecek çok kapsamlı bir çalışma yaptı. Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi, Yeni Türkiye Yayınları ve Yeni Türkiye dergisini kurdu. Özal günlerinde “eski devrin” bürokrat garantisi olan Hasan Celal, Recep Tayyip Erdoğan döneminde bir stratejist olarak aynı rolü sürdürdü, her iki devirde de değişimin önünde görünüp aslında önüne geçti ve vefatına kadar, 12 Eylül sonrası sürecin gizli mimarlarından biri olarak görev yaptı.

Yeni Türkiye Yayınlarının “Ortak Türk Tarihi”, “Türkler” ve “Osmanlı Tarihi” olmak üzere birbirini tamamlayan, on binlerce sayfalık üç büyük ansiklopedisi Hasan Celal’in ideolojya ve stratejisinin çerçevesini oluşturdu. Dergi ve sair kitap çalışmalarının yanında sadece bu üç eser, otuz dokuz büyük ciltten oluşmaktadır.

Yeni Türkiye Yayınları, bu eserlerde Türklüğü, İslam öncesi ve İslam sonrası ile bir bütün olarak tanımlamış ve aslında bu tanımlamayı geleceğin Türk bütünlüğü için geliştirmiştir. Ulusalcıların bir zorunluluk arz etmezse asla kabullenmeyecekleri kadar dindar; İslâmî kesimleri de içine alan ama asla İslâmî kesimlerin bildiği niyet ve boyutta ümmete açılmayan, içeriye karşı ise etnik/ırksal yanı fazlasıyla belirgin bir “Yeni Türklük”. 

Hasan Celal, hemen hemen bütün kesimlerden akademisyenleri bu çalışma için buluşturdu, bulduğu finansman kaynaklarıyla israil üniversiteleri dahil, dışarıdan da sayısı bini geçen akademisyenden makale aldı ve tarihi, geleceği planlamak için benzeri neredeyse görülmemiş bir şekilde yeniden yazdı. Ansiklopedi çalışmalarında yaklaşık beş bin akademisyenin görev aldığı ifade edilirse bu çalışmaların ne kadar kapsamlı olduğu herhâlde anlaşılır.

Turgut Özal; sağ, sol, İslamcılık ve milliyetçilik olmak üzere dört eğilimi buluşturma kaygısındaydı. Türkiye’nin sorunlarını aşıp kalkınma ve büyüme yoluna girmesi için, Kürt meselesinin mutlaka hâl edilmesi gerektiğine inanıyordu.

Hasan Celal ise İslamcıları da içinde eritecek milliyetçi bir Sağ buluşma kaygısındaydı. Türkiye’nin sorunlarını aşıp kalkınma yoluna girmesi için, Kürtlerin ötelenmesini ise elzem görüyordu.

Daima vicdanlı ve sempatik bir şahsiyet görünümü veren Hasan Celal, Kürt nüfusunu farklı ama basit zekâ oyunlarıyla ve kendisini gülünç duruma düşürmekten çekinmeden az ifade ederdi. Bugüne kadar en milliyetçi liderlerin dahi dikkate aldığı hassasiyetleri çiğneyerek Kürtleri küçümseme, Kürtçe ile alay etme boyutuna varan bir söylem geliştirip yaydı.

Bunun yanında onunla birlikte çalışan akademisyenler, mülki amirlerin de desteğiyle düzenledikleri sempozyumlarda bölge şehirleri ile ilgili bilime aykırı bir tarih yazımı geliştirdiler, böylece bilerek veya bilmeyerek Solun “Kürtler tarihten siliniyor!” propagandasına güçlü bir malzeme sağladılar.

Hasan Celal; Türkiye tarihinde 1950 öncesinde olduğu gibi Kürtlüğü ötekileştiren, aşağılayan ve Türklüğü kendince bunun üzerinden yücelten bir ideolojik yaklaşım ortaya koydu. Buna karşı Hasan Celal; İzmir, Kıbrıs ve Trakya örnekleriyle artık bir beka sorununa dönüşen “çağdaşçı Türklüğü” dindarlaştırma; dindar Türklüğü ise milliyetçileştirme/ırkçılaştırma yoluna gitti. Yalçın Küçük’ün bozulsun diye uğraştığı dengeleri, o bu Türklük buluşması üzerinden yeniden inşa etmeye çalıştı. Toplumun bir kesimini ötekileştirme üzerinden bir buluşturma… Devletin bütün makamlarıyla bu bağlamda yeniden dizayn edilmesi onun ana gayesiydi.  

Şair İsmet Özel, onun bu devleti tamamen ırksal avantajlılar ve dezavantajlılar zemininde yeniden ele alan yaklaşımını en sivri şekilde entelektüel çevrelere taşıdı. TDV İslam Ansiklopedisi’nin siyasi maddelerinin de katkısıyla bu anlayış, Türkiye milliyetçiliğini aşarak yeni bir ırkçı anlayış olarak boy gösterdi.

Hasan Celal’in ön gördüğü dindarlık klasik bir dindarlık değil, daha çok kültürel bir potadır, onun önerdiği milliyetçilik ise ulusalcı milliyetçilikle çok uyumlu olarak okları içeriye dönük ırkçı bir milliyetçiliktir.

Meselenin özeti şudur: Yalçın Küçük’ün Sosyalizme yönelterek İbn Haldun teorisince erittiği Kürtlüğe; Hasan Celal, merkezden uzaklaştırarak tamamen etkisizleştirme ve devletin dışına atma yönünde hücum etti. Ne yazık ki onun tavrı, doğru tahlil edilmedi ve gittikçe merkeze oturdu.

Bugün pek çok itirazlar, aslında Hasan Celal’in getirdiği anlayışla alakalıdır. Lâkin, yüz yıl önce bu coğrafyada iş görmeyen ırkçı yaklaşım, yarın da iş görmez. Bu ülkenin esasını teşkil eden ve yüzyıllar boyu omuz omuza İslam’ın mücahitliğini kardeşçe yapmış halkları, köhnemiş Batı’dan alınma ırkçı tezlerle sınıflandırmak, devletin makamlarını bu tezler üzerinden dağıtma basitliğine gitmek, bu ülkeyi büyütmez, aksine bu ülkeye zarar verir.

Unutmamak gerekir ki milliyetçi/ırkçı tezler, başta büyüme yönünde bir hava oluştursa da uzun sürede yıkıma yol açar. Şeytandan uzak durur gibi, bu tür tezlerden uzak durulmalıdır. 

 

 

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Diğer Yazarlar

Tüm Yazarlar