"1,5 milyar Müslümanı yok sayan bir sistem olabilir mi?"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kriter dergisine röportaj verdi.

Ekleme: 05.10.2021 14:21:03 / Güncelleme: 05.10.2021 14:21:03 / Güncel
Destek için 

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kriter dergisi yazarı ve SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran’ın sorularını yanıtladı.

“’Batı'nın üstün olduğu’ şeklindeki sorun üreten anlayışın sonuna geldik. Bunu artık herkes sorguluyor ve kabul ediyor. Batı'nın kendisi bile artık bunu kabullenmeye başladı.”

Erdoğan, “Yüzyıllara sari Batı hegemonyası artık bitmiştir. Yeni bir uluslararası sistem ortaya çıkıyor” dedi ve ABD'nin de büyük yıkımlarına dikkati çekti.

"ABD, Irak ve Afganistan'da ne demokrasi inşa edebildi ne de devlet"

“Soğuk Savaş döneminin iki kutupluluğu ABD’nin zaferi ile sona ermişti. Sonrasında ise ABD merkezli bir dünya siyaseti gördük. Ancak anlaşıldı ki tek başına bütün uluslararası sistemi kontrol etmek mümkün değil. ABD bunu denedi ve başarısız oldu. Irak’tan çekildi, Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldı. İki ülkede ne demokrasi inşa edebildi ne de devlet…

"Batı, demokrasinin içini boşalttı"

Soğuk Savaş sonrasında ortaya atılan iddialar gerçekleşmedi. Bir kere demokrasi teşviki politikası, demokrasi adına daha büyük yıkımları beraberinde getirdi. Bütün kritik aşamalarda Batı ikiyüzlü davrandı. Daha da kötüsü, Batı demokrasileri aşırılıkçılara ve popülist siyasete teslim oldu. Şimdi kendi inşa ettikleri politikaların mağduru durumuna düştüler. Demokrasinin içini boşalttılar.”

 Erdoğan : “Yalnızca büyük güçlerin dediğinin olduğu bir dünyada yaşamıyoruz artık.” dedi.

“Kuralları inşa edenler bu kurallara uymuyor” vurgusunu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletlerin (BM) kararlarının uygulanmadığını örnekledi.

“Kuralları inşa edenler bu kurallardan sadece kendilerini muaf tutuyorlar. Örneğin Filistin konusunda BM Güvenlik Konseyi onlarca karar aldı. Ortada BM Genel Kurulu kararları var. Neden bu kararlar uygulanmıyor? İsrail bu kararlara tabi değil mi? ABD bu kurallara tabi değil mi?

Bir de başkaları söz konusu olunca bu kuralları onlara karşı çekiç olarak kullanıyorlar. Türkiye yıllardan bu yana uluslararası terörizmle ilgili çok açık ve net konuştu; terörden de çok çekti. Terör örgütleri arasında ayrım yapmayın çağrısında bulundu. Peki bizi dinlediler mi? Maalesef hayır. Bugün Suriye’de olanlara bakın. Dünyaya demokrasi çağrısı yapanlar, insan hakları dersi vermeye kalkanlar teröristlerle iş tutuyor, onlara tırlar dolusu silah yardımı yapıyor. Terör örgütleriyle birlikte çalışıyor, onlara destek veriyorlar. Sonra biz ülkemizin ulusal çıkarlarını korumak ve güvenliğimizi sağlamak için BM ilkeleri çerçevesinde gerekli önlemleri aldığımızda, askeri güç kullandığımızda bize “aman böyle yapmayın” diyorlar. Böyle bir mantık söz konusu olabilir mi?

"Bu kurallar işlevsiz kaldıysa o zaman oturalım değiştirelim"

Bizim itirazımız ve çağrımız tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Biz diyoruz ki kurallar varsa kurallara herkes uysun; kurallar eskidiyse ve işlevsiz kaldıysa da o zaman oturalım kuralları değiştirelim, kurallar ve uluslararası normlar üzerinde yeniden tartışalım. Böylece küresel yönetişimi daha etkin bir şekilde çalışır hale getirebiliriz.”

“Bu cesur adımı atmak zorundayız” diyen Erdoğan, çözüm noktalarını da işaret etti.

"Genel Kurul’a hesap vermedikleri bir yapı sürdürülemez"

“BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararlar adaleti yansıtmalıdır. Adaletten yoksun verilen kararlar küresel vicdanı yaralıyor, insanların BM’ye olan inancını yok ediyor. Kararlar alınıyor ama bu kararların arkasında neler dönüyor bilmiyoruz. BM şeffaf ve hesap verebilir olmalı. Irak’ta uluslararası hukuka aykırı bir şekilde bir müdahale oldu. Ne oldu peki? Kimin işine yaradı. Yüzbinlerce masum insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerlerinden edildi ve evlerini terk etti.

Bununla birlikte adalet ve eşitlik ilkesini merkeze alan bir yaklaşım benimseyelim diyoruz. Adil ve sürdürülebilir bir BM hem her devletin adil temsilini sağlamak hem de uluslararası sistemdeki güç dengelerini yansıtmakla ancak mümkün olabilir. Yani hem adalet hem de güç dengesini kurmak gerekir.

Bu amaçla üretilebilecek işleyebilir çözüm için Genel Kurul ile Güvenlik Konseyi arasındaki ilişkinin de artık samimiyetle masaya yatırılması gerektiğini ileri sürüyoruz. Genel Kurulu yasa koyucu, Güvenlik Konseyi’ni de icracı bir yapıya sokmadan ne adalet sağlanır ne de BM kendini kurtarabilir. Güvenlik Konseyi üyelerinin daimî ve sınırsız yetkilere sahip oldukları ve Genel Kurul’a hesap vermedikleri bir yapı sürdürülemez. Güvenlik Konseyi Genel Kurul’dan bağımsız olamaz.”

"Veto yetkisi ortadan kaldırılmadan hiçbir reform çabası başarılı olamayacaktır"

Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi arasındaki ilişkiyi kurgulamak için öncelikle veto yetkisiyle yüzleşmek gerektiğini ifade eden Erdoğan, “Veto yetkisi ortadan kaldırılmadan hiçbir reform çabası başarılı olamayacaktır. Bu nedenle diğer tüm konuları bir kenara bırakıp veto yetkisi üzerine odaklanmak ve bu konu başlığı etrafında uluslararası toplumu harekete geçirmek gerekir. Diğer başlıklarla vakit ve çaba israf etmek ve çıkışı olmayan tartışmalarda savrulmak yerine asıl hedefe odaklanmak tek çıkar yoldur. Eğer BM’nin reformunda samimiysek “dünya beşten büyüktür” ilkesini kabul etmemiz ve öncelikle bu imtiyazları kaldırmamız gerekecek. Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul arasındaki ilişki Genel Kurul lehine düzeltilmediği müddetçe herhangi bir reform çabası beklenen sonuçları vermez. Adalet ve işlevsellik ilkelerini yerine getiremez. Bu nedenle Güvenlik Konseyi’nin Genel Kurul’a bağlı olması, oradan çıkması ve oraya hesap vermesi kadar doğal bir siyasi ilke olamaz” dedi.

BM Güvenlik Konseyi’nin salgın yönetiminde başarısız olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kriz anında krizi çözmek için kurulmuş bir platform, uzun bir süre bu konuyu gündemine dahi almadı. Diğer konularda da aynı umursamazlık söz konusu” tespitini yaptı.

"Hani BM kurbanı koruyacaktı?"

“Suriye krizine ne zaman insani bir gözle baktılar?” diye soran Erdoğan şöyle devam etti:

“Yüzbinlerce insan katledilirken, milyonlarca insan Esed rejiminin saldırılarından kaçarken; Batı’nın derdi, sığınmacıları nasıl engelleriz de bizim kapımıza dayanmazlar oldu. Esed kimyasal silah kullandığında ne yaptı BM Güvenlik Konseyi? Hiçbir şey yapmadı. Üstelik rejim sonrasında da devam etti saldırılarına. Hani BM saldırgana karşı kurbanı koruyacaktı, mazlumun yanında zalime karşı duracaktı, onu dizginleyecekti. Bunların hiçbiri olmadı. Aynı şeyi Bosna Hersek’te yaşamadık mı? Filistin'de, Keşmir’de, Kırım’da ve Myanmar’da yaşamadık mı? Bu bize şunu gösteriyor; küresel yönetişim etkin ve adil çözümler üretemiyor.

"1,5 milyar Müslümanı yok sayan bir sistem olabilir mi?"

1,5 milyar Müslümanı yok sayan bir sistem olabilir mi?” diye sorgulayan Erdoğan yanıtı da özetledi: “Kültürel olarak çeşitli olmayan, medeniyet olarak kapsayıcı olamayan bir BM Güvenlik Konseyi barışı ve huzuru sağlayabilir mi? Elbette çok zor. Sağlayamadığı zaten ortada…”

Dünyanın dörtte üçünün BM’de adı yok…

“Dünya artık değişti, ne iki kutuplu bir dünyada ne de tek kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Dünyada çeşitli güç merkezleri var. BM Güvenlik Konseyi bu güç çeşitliğini yansıtmıyor” tespitini yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “dünya beşten büyüktür” söyleminin altını doldurdu.

“Bütün bir dünya siyasetini İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarına göre kurulmuş bir sistemin beş temsilcisine emanet etmek ne kadar doğru? Güvenlik Konseyi’nde Avrupa tek başına iki ülkeyle temsil edilirken, Güney Amerika’dan ve Afrika’dan tek bir üye bile bulunmuyor. Halbuki tüm Avrupa nüfusu dünya nüfusunun ancak yüzde 5’ine karşılık geliyor. Beş daimi üye bugün dünya nüfusunun sadece dörtte birine karşılık geliyor. Diğer dörtte üçün adı yok, hiçbir şekilde temsil edilmiyorlar. Böyle bir sistemin temsil kabiliyeti olduğunu söylemek ne kadar mümkün?”

"Haklarımızı korumakta kararlıyız"

Erdoğan uluslararası hukuku bahane ederek Türkiye’ye dayatılmaya çalışılan çifte standartlara itiraz ettiklerini ve edeceklerine vurgu yaptı.

“Şimdi Doğu Akdeniz’de haklarımızı korumayacak mıyız? Masa başında üretilmiş haritaları kabul mu edeceğiz? Yanı başımızda kurulmaya çalışılan terör koridoruna karşılık vermeyecek ve seyirci mi kalacağız? Elbette seyirci kalmamız mümkün değil. Bu konuda uluslararası hukuk çerçevesinde gerekeni yaptık, yapmaktan da çekinmeyeceğiz.”