Vasfi Âşur Ebu Zeyd’ten, ibadetlerin hikmeti ve Ramazan’ın önemine dair önemli tavsiyeler

Dünya Âlimler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Vasfi Âşur Ebu Zeyd, ibadetlerin hikmeti, Ramazan ayının önemi, oruç ibadetinin Müslümanlara öğrettiklerine dair önemli değerlendirmelerde bulunarak musibetlerin müminler için bir mesaj olduğunu söyledi.

Ekleme: 01.05.2020 17:20:08 / Güncelleme: 01.05.2020 17:25:00 / Güncel
Destek için  Haberin Videosunu İzle

Skype üzerinden İLKHA'nın sorularını yanıtlayan Usul’ul Fıkıh uzmanı Dünya Âlimler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, Eğitim ve Tezkiye Komisyonu Genel Başkanı Dr. Vasfi Âşur Ebu Zeyd, yapılan ibadetlerin, Ramazan ayını diğer aylardan ayırmanın hikmeti, oruç tutmakla ulaşılmak istenilen hedef,  Ramazan’ın ve orucun insanlara öğrettiği hikmet, teravih namazı ve itikaf, Müslümanların başına gelen Coronavirus ve benzeri salgın hastalıklarda çıkarılacak derslere ilişkin önemli değerlendirme ve tavsiyelerde bulundu.

Allah’ın, insanlara gönderdiği hükümlerin bir amaç ve hedefinin olduğunu vurgulayan Ebu Zeyd, tüm alanlarda belirlenen bu hükümlerle insanın dünya ve ahiret mutluluğunun hedeflendiğini söyledi.

Ebu Zeyd, “Bu hükümler; bireysel, ailevi, toplumsal, uluslararası maslahatın gözetilmesi ve bu amaç ve gayelerin gerçekleşmesi için bizlere buyrulmuştur. Allah-u Teala, bu hayatın tüm aşamaları için gaye ve amaçlar belirlemiştir. Bunlar, siyaset, ekonomik, toplumsal, eğitim, ibadet, muamelat, aile ve benzeri tüm alanlarda belirlenmiş olup, dünya ve ahiret mutluluğu için amaç ve gayeler içermektedir. Biz Mekasidü-ş Şeria deyince, Allah’u Teâlâ’nın, kullarına yönelik dünya ve ahiret maslahatları için belirlemiş olduğu amaç ve gayesini kastediyoruz.” dedi.

“Allah, hikmet gereği her işini gaye ve amaçlar doğrultusunda yapar”

İbadetlerdeki amaca değinen Ebu Zeyd, bu amaç ve gayelerin ilk olarak naslarda, emir ve yasaklardan çıkarıldığını hatırlatarak, birçok ayeti kerimede bu amaç ve gayelerin açıklandığını belirterek şunları söyledi:

“Allah’u Teâla oruç ayetinde, ‘Ey İmam edenler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı, umulur ki korkarsınız.’ diye buyuruyor. Niye farz kılındı? Takva sahibi olmak için. O halde oruçtaki bir maksadın ‘kulun takva sahibi olmasıdır.’ diyebiliriz. Başka a bir ayette, ‘Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir.’ Aynı şekilde Allah’u Teala namaz için de şöyle buyuruyor,’Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir.’ Namaz daima insanı Allah’u Tela'nın himayesi ve gözetimi altında tutmaktadır. Bu şekilde kul, daima Allah ile beraber olur ve günah işlemesi imkansızlaşır. O daima Allah’ın inayeti ve koruması altında olduğu için günahlardan uzak kalır. Çünkü kul, namazı, zikri, okuduğu Kur’an-ı ve dualarıyla daima Allah’u Teâla’nın himayesi altında olur. Zekât için de şöyle buyrulmuştur, ‘Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al!’ Burada zekâttaki maksadının nefsin, malın, ruhların temizlenmesi olduğu bildirilmiştir. Hac ayetlerinde ise, ‘Rabbinizden bir lütuf beklemenizde sizin için bir günah yoktur. Arafat’tan dalga dalga indiğinizde Meş‘ar-i Haram’da Allah’ı zikredin; O’nu, size gösterdiği şekilde zikredin; kuşkusuz siz bundan önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.’ buyuruyor. Haccın ikame edilmesinin bir gayesi de Müslüman, onunla Allah’u Teala’yı yüceltmektedir. Peygamber Efendimiz, ‘Kim hac yapar, hac sırasında cinsel temastan korunur ve günah işlemezse annesinden doğduğu gündeki gibi günahlarından kurtulur.’ diye buyurmuştur. Günahların bağışlanması bu yolla sağlanmıştır. Allah’u Teâla bir hüküm koyduğunda amacını ve gayesini belirler ve niçin bu hükmü koyduğunu çoğu zaman açıklar. Çünkü Allah’u Teâla ‘Hekim’dir. Hikmetli olan biri hiçbir şeyi amaçsız, gayesiz ve boş yere yaratmaz. Allah’u Teâlâ hikmet gereği her işini gaye ve amaçlar doğrultusunda yapar.” dedi.

“Bütün ibadet ve hükümlerdeki kasıt ile Allah, Müslüman'ın sürekli kendisiyle olmasını istemesidir”

Ayet, hadis ve İslam alimlerinin görüşleri doğrultusunda ibadetlerdeki amaç ve gayeyi anlatan Ebu Zeyd, Kur’an-i Kerim ve sünnetteki bütün hükümlerin bir amaç taşıdığını ve insanları dünya ve ahiret saadetinin hedeflendiğini ifade etti.

Ebu Zeyd, “Onun yaratması bir amaç üzerinedir. ‘Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir.’ buyuruyor. Allah, burada anlamsız bir şey yapmaktan, amaçsız hüküm koymaktan tenzih ediliyor. Bazen de hükümlerdeki amaç ve gaye, şeri hükümler üzerinde yapılan dakik araştırmalar sonucu ortaya çıkar. Bu işin alimleri, uzmanları naslar üzerinde düşünür ve Allah’ın bu hükümden ne amaçladığını ve hedeflediğini bulmaya çalışır. Allah, gün içerisindeki 5 vakit namazı farz kılınca veya isteyenlere nafile ibadet etmenin önünü açınca, gece namazı ve diğerleri gibi, istediğin şekilde usulüne dikkat ederek ibadet edebilirsin. Ya da Allah, orucun önünü Ramazan ayından sonra da açık bırakıyor ki isteyen arttırsın. Şevval'in 6 günü, her pazartesi ve perşembe günleri, her ayın ortasından 3 gün, dileyen de birer gün aralıklarla da oruç tutabilir, Davud Aleyhisselam gibi. Aynı şekilde hac mevsimi, Müslümanların beraber olduğu ve toplandığı o muhteşem günler, hacda olan ve olmayanın beraber Allah'ı zikrettiği muazzam günler. Hac da olanlar menasikleri ile meşgulken, olmayanlar o günleri taat, ibadet, zikir ve Zilhiccenin ilk 9 gününü oruçla geçirirler. Allah'ı yücelterek tehlil ve tekbirler getirirler. Orucun farz kılınması, namazın farz kılınması ve diğerleri...İşte bütün bu ibadet ve hükümlerdeki kasıt ile Allah, Müslüman'ın sürekli kendisiyle olmasını istemesidir. Kişi daima Allah’ın inayeti ve gözetimi altında olduğunu bilmeli. O'nun riayetinde olduğunu bilmeli ki, Allah’a karşı gelme cesaretini kendisinde bulmasın. İşte Allah, insanı sürekli doğru yolda tutsun diye bu hüküm ve emirlerini bildirmiştir ki kul ne sağa ne de sola yalpalamasın.” diye konuştu.

“İslam hukukunun evliliği teşvik etmesindeki hikmet”

Aile yapısının ayakta kalması ve nesillerin devamı için Allah’ın evlilik ibadetindeki hükümlerin hikmetine dikkat çeken Ebu Zeyd, “İslam'daki aile hukukuna bakın. Evliliğin ilk adımı olan nişanlılıktan, evlilik, çocuk yetiştirme, aile ilişkilerine kadar bunu görürsünüz. Allah, bizi imkânı olmayanları evlendirmekle görevlendirmiştir. ‘İçinizden evli olmayanları, köle ve cariyeleriniz arasından da elverişli olanları evlendirin.’ buyuruyor. Peygamber Efendimiz, ‘Ey gençler topluluğu! Kim içinizden evlenmeye güç yetirebiliyorsa evlensin. Çünkü gözü haramdan en çok saklayan, ırzı en iyi muhafaza eden budur.’ diye buyurmuştur. İslam hukuku bundan ötürü sürekli evliliği teşvik eder. Bakın, evlilikte şeriat nişanlıların birbirlerini görmelerine izin veriyor ki bununla evliliğin kabulü ve karşılıklı rıza gerçekleşsin. Bu görüşmelerden sonra evlilik meydana geliyor. Artık bundan sonra karşılıklı haklar söz konusu oluyor. Eğer arada sıkıntı çıkarsa diyalog yoluna başvurulur. Eğer diyalog mümkün olmazsa erkek tarafından bir hakem, bayan tarafından bir hakem seçilir ve aradaki sıkıntı çözüme kavuşturulur ki aile parçalanmasın bir bütün olarak kalsın. Allah, erkekleri evli oldukları kadınlara karşı sorumlu kılmış ve onlara vazifelerini bildirmiştir. Kadının da eşine karşı nasıl olması gerektiğini bildirmiştir. Kadının eşine karşı iyi ve hayırla muamele etmesini, Allah yolunda cihad ile eşit seviyede tutmuştur. Kadının en iyi/en makbul amellerinden bazıları da kadının eşinin işlerini görmesi, eşine karşı kadınlık görevlerini yerine getirmesi ve eşi için süslenmesi gibi durumlar sayılabilir ve bu amellerin Allah yanında çok büyük mükafatları vardır. Fakih ve Müçtehit, şeriatın bu gibi emir ve kurallarını incelerse anlayacaktır ki şeriat, bu kuralları ile ailenin kaim olmasını, devam etmesini, sevgi, saygı ve rahmetle bu yuvanın baki kalmasını istemektedir. Kur’an-ı Kerim ve hadislerdeki genel delilleri incelemek ve araştırmak işte böyledir. Şeri ilimlerle uğraşan uzmanlar, hükümlerin maksatlarına bu yolla ulaşabilir. Bu alandaki uzmanların hükümlerdeki maksatları öğrenmek için başvurdukları başka yöntemleri de mevcuttur. Belki birçok Müslüman bunları anlamakta zorluk çekebilir ancak şeriatın maksadını öğrenmek adına birçok yöntem bulunmaktadır. Peki bunu yapacak olan kimdir? Elbette bunu yapacak kişi alanında uzmanlaşmış alimlerdir. Bu işle uğraşan kişinin, Kur’an-ı Kerim’i anlamış, en azından bütün hüküm ayetlerini iyice kavramış, nasih ve mensuhu, muhkem muteşabihi, sarih ve kinayeyi, hangi hükmün sadece indirildiği kişilere has olduğunu ve hangisinin de bir şahsa münhasır değil, bütün insanları kapsadığını bilmek zorundadır. Yine bu kişi, sünneti bilen, şeriatın maksadını iyice kavrayan ve bu işle bir müddet uğraşarak şeri delilleri inceleme sonucu bunlardan hükmü çıkarmak artık kendisinde bir meleke, özellik haline geldiği kişi olmalıdır. Kur’an-ı Kerim ve sünnetten hüküm çıkaracak kişi, işte bu sıfatlara sahip olmak zorundadır.” dedi.

“Allah’ın bir takdiri olan coronavirus salgını, müminler için bir mesajdır”

Bugün bütün dünyayı saran Coronavirus salgınının, Allah’ın bir takdiri olduğunu belirten Ebu Zeyd, tekrar dinlerine dönmek, birbirlerine karşı işledikleri zulmü bırakmak ve Allah’tan uzaklaşmayı artık bırakmaları için müminlere bir mesaj olduğunu vurguladı.

“Allah, biz kullarına hayırdan başka bir şey yapmaz. Bütün Müslümanların akidesi bu olmalıdır.” diyen Ebu Zeyd, şunları söyledi:

“Üzerimizde Allah’ın bir kaderi tecelli ettiği zaman, ister hoşumuza gitsin veya gitmesin fark etmez, muhakkak ki Allah, bununla bizlerin hayrını istemiştir. Peygamber Efendimiz, ‘Müminin durumu ne acayiptir. Onun bütün durumları kendisi için hayırdır. Eğer bir güzellik kendisine gelirse ona şükreder, bu onun için hayır olur. Eğer bir kötülük kendisine gelirse ona sabreder, bu onun yine hayır olur.’ buyuruyor. Bu durum sadece mümin içindir. Allah’tan gelen her şeyin hayır olduğuna sadece mümin bir kişi iman eder. Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın iradesini, yaptığı şeyleri inceleyen kişi görür ki Allah’ın yaptığı her şeyin hayır olduğuna iman eder. Allah, şöyle buyuruyor, ‘Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.’ Başka bir ayette, ‘Allah size bir zorluk çıkarmak istemiyor.’ Yine başka bir ayette, ‘Din konusunda size bir güçlük yüklememiştir.’ Başka bir ayette ise, ‘Allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; şehvetleri ardınca gidenler, sizin büyük bir sapma ile sapmanızı isterler.’ Diğer bir ayeti kerime de ise, ‘Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkın ve inkâr edenlerin arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu.’ diye buyrulmuştur. Eğer Kur’an’a bakarak Allah’ın iradesini incelersek, Resulullah’ın bu iradeyi nasıl örnek aldığını bilir, tam bir teslimiyetle iman ederiz. Allah’ın kaderi tamamen hayırdır. Belki de insan bazen hayatında sıkıntılarla karşılaşır ve bunların şer, kötü olduğunu düşünür. Ancak ileri ki zamanlarda, yaşı ilerlediğinde, önceden yaşadığı ve şer olarak düşündüğü şeylerin aslında hayırla sonuçlandığını görür. Allah’ın kendisine sadece hayrı takdir ettiğini görür. Kendisine takdir edilenlerin hem dünyada hem de ahirette kendisi için hayırlı olduğunu anlar. Eğer insanın heves ettiği ve istediği başka bir şeyi takdir edilmiş olsaydı, belki de bununla insanın tahammül edemeyeceği bir şer meydana gelirdi. Bugün bütün dünyayı saran Covid-19, şüphesiz ki Allah’ın bir takdiridir. Nitekim, bu âlemde meydana gelen her şey Allah’ın iradesi, dilemesi, işitmesi ve görmesi ile meydana gelmektedir. Eğer Allah, bu ümmet için veya insanlık için bir şey takdir etmişse kesinlikle bu İlahi bir lütufla kuşatılmıştır. Allah, kendisini Latif, Hekim, Rahman, Rahim, Kahhar, Cebbar ismi celalleri ile nitelemiştir.”

“Allah, bizi bu belalarla imtihan ediyor ki ona boyun eğelim”

İslam coğrafyasında yaşatılan zulümlere dikkat çeken Ebu Zeyd, bu musibetlerin Müslümanların kendi değerlerine ve inançlarına dönmeleri için bir uyarı mesajı olduğunun altını çizerek, “Allah'ın takdiri tecelli ettiğinde veya bütün beşeriyetin başına bir musibet geldiği zaman, bu kader müminler için bir hayır ve aynı şekilde müminler ve diğerleri için hatırlatıcı olabilmektedir. Bugün yeryüzünün her yerinde mazlum insanların yaşadığı zulüm; Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Yemen’de, Mısır’da, Libya’da ve büyük zulümlerin yaşandığı her yerde...ABD gibi devletlerin eliyle zayıf ülkelerde yaşatılanlar, Filistin örneğinde olduğu gibi...Birkaç ay önce ABD Başkanı Trump, ‘Yüzyılın İhanet Anlaşması’nı yürürlüğe koymak istiyordu. Kudüs’ü ebediyen siyonist işgalcilerin başkenti yapmaya çalıştı. Allah, bütün bu zulümleri gördü, şahit oldu, bu zalim ve tağutlara ‘artık zulmü terkedin, bırakın, size faydası olacak şeylere dönün.’ demek istedi. Bu Müminler için de bir mesajdır, Tekrar dinlerine dönmeleri için birbirlerine karşı işledikleri zulmü bırakmaları için Allah’tan uzaklaşmayı artık bırakmaları için...Allah, ‘Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri katılaştı.” buyuruyor. Allah, bizi bu belalarla imtihan ediyor ki ona boyun eğelim, ona yaklaşalım, tekrardan ona yönelelim, ona dua edelim, ondan korkalım ve karşısında ağlayalım. Umarız ki Allah, bizi dünyada ve ahirette bağışlar.” temennisinde bulundu.

Kur’an-ı Kerimin indiği Ramazan ayını, diğer aylardan ayıran hikmetleri

Diğer aylar içerisinde özellikle Ramazan ayının seçilmesinin hikmetine değinen Ebu Zeyd, Allah’ın Ramazan ayına da ayrı bir önem verdiğin, Cebrai aracılığıyla bütün Peygamberlere gönderilen vahilerin bu ayda geldiğini, Kur’an-ı Kerimin bu ayda indirildiğine dikkat çekerek çokça Kur’an okumayı ve okuduklarıyla amel etme tavsiyesinde bulundu.

Ebu Zeyd, “Aslında Ramazan ayı diğer aylar gibi bir aydır. Diğerleri gibi gündüzü ve gecesi 24 saattir. Ramazan'ı diğerlerinden ayıran şeye gelince, bakın Allah, dileğini seçer. Bizler kulları olarak Allah’ın öğle namazını 4 rekât yapmasını, bir ayı 30 gün yapmasını, gün ve gecede 5 vakti farz kılmasını sorgulayamayız. Allah, bu ölçüleri koyar, bize bazı sorumluluklar verir ve bize düşen Allah’ın bu sınırlarına kulları olarak itaat etmektir. Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında ve tam da Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlamıştır. Allah, ayeti kerimede ‘Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa (erişirse) artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun).’ Başka bir ayette, ‘Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız.’ buyuruyor. Yine Allah, Kadr suresinde, ‘Biz O (Kur’an)nu Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.’ buyuruyor. Allah, bu mübarek ayda Kur’an-ı Kerimi indirmiş. Kadir gecesini bu aya koymuş ve bu aya gerçekten büyük ecirler yerleştirmiştir. Peygamber Efendimiz, ‘Her kim inanarak ve mükâfatını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.’ buyuruyor. Ramazan ayında bir farzı eda eden sanki Ramazan ayı dışında 70 farz eda etmiş gibi olur ve Ramazan ayında bir nafileyi eda eden sanki Ramazan ayı dışında bir farz eda etmiş gibi olur. Peygamber aleyhisselam cömertti, kerimdi ve hakkında rivayet edildiğine ve tasdik edildiğine göre en cömert olduğu vakit Ramazan ayıydı. O hayırla esen rüzgârdan bile daha cömertti. Yani Peygamber Efendimiz, hayır işlerinde insanlara yardımda ve insanların faydasına kararlar almada hızlı ve güçlü esen rüzgârdan bile daha çabuktu. Peygamber Efendimiz, Ramazan’ın son 10 gününe ulaştığında gecelerini ihya eder, (İbadetlerinde) gayret eder ve eşlerinden uzaklaşırdı ki Allah’a ibadet edebilsin ve Ramazan’ın bu son 10 gününde Allah için itikâfa girebilsin. Çünkü bu bir fırsattır, içerisinde bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Allah’u Teâlâ’nın da buyurduğu gibi, ‘Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.’ Bu yüce ay Kur’an ayıdır. Bu ayda Kur’an'a önem vermemiz ve hassasiyetine varmamız gerekir. Hatta bu hassasiyetimizi daha da arttırmalıyız. Normalde bir Müslümanın Kur’an-ı Kerim'i tüm aylarda, her gün gece-gündüz okuması gerekir. Ancak özellikle Ramazan’da Kur’an virdini muhafaza etmeli, bu virdini arttırmalı. Kur’an ayetleri üzerinde düşünmeli ve Kur’an-ı Kerim’den okuduğu ve düşündüğü ayetlerin emir ve yasakları ile amel etmeye gayret etmelidir.” 

“Allah’ın Müslümanlara yüklediği tüm sorumlulukların asıl maksadı dünya ve ahirette insanın iyiliğidir. Konulan bütün hükümlerin hedefi muhakkak maslahattır.” diyen Ebu Zeyd, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Allah bizlere bazı sorumluluklar yüklerken, bizi yormayı, bizimle uyuşmazlık içinde olmayı veya bizi bir şeye zorlamayı istemez.  İmam İzz-Bin Abdusselam, ‘Eğer Allah’ın, ‘Ey iman edenler!’ dediğini işitirsen, bu çağrısından sonrasına dikkat et. Şüphesiz ya seni hayra teşvik eden bir şey ya seni şerden sakındıran bir şey ya da teşvik ve sakındırmayı birlikte barındıran bir şey bulacaksın. Tüm bu hükümler, sorumluluklar, emirler ve nehiylerin hedefi dünya ve ahirette insanların iyiliğidir. Allah, oruçta bizden bazı hedeflere ulaşmamızı ve bu yüce ibadetle bazı maksatları yerine getirmemizi istemektedir. Peygamber Efendimiz, ‘Nice oruçlu vardır ki oruçtan onlara kalan sadece açlık ve susuzluktur ve nice geceyi ibadetle geçiren vardır ki onlara bu geceden kalan sadece uykusuzluktur.’ buyuruyor.”

“Oruç, insanın denetim ve uyarı mekanizması gibi bir otokontroldür”

Oruç tutmakla insanın hedeflediği bir gayesinin mutlaka olması gerektiğinin altını çizen Ebu Zeyd, takvanın ruhunu arttırması, kalbinde Allah’a olan yakınlığı gerçekleştirmesi, gözlerini harama bakmaktan, ellerini harama uzatmaktan ve ayaklarını haramdan sakındırması gerektiğini ifade etti.

Ebu Zeyd, “Doğru orucun şekli budur. Müslüman oruç tuttuğu vakit yemekten ve içmekten kendini alıkoymalıdır. Aslında bu her ibadette böyledir. Orucun maksadı insanı takva üzerine terbiye etmektir. Bu sebeple Allah, şu ayetinde maksadı bize ‘Umulur ki sakınırsınız.’ diye belirterek ‘sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.’ buyurmuştur. Oruç takvayı öğretir. Bu da oruç tutanı uyanık, ihtiyatlı ve sürekli canlı tutması ile olur. Mesela, sabah ezanının okunmasını bekler ki yeme ve içmeyi bıraksın. Bunda bir otokontrol var. Yanlış bir iş yaptığında, yanlış konuştuğunda hemen oruçlu olduğunu hatırlar ve o şeyden vazgeçer. Bu şekilde oruç insanın denetim ve uyarı mekanizması gibi oluyor. Oruç, Allah Resulünün de dediği gibi insanı koruyucudur. İnsanı Allah’ın gazabını üstüne çekecek şeylerden korur. Ve yine insan bedeni için de korumadır ki Peygamber Efendimiz, ‘Oruç tutun, Sıhhat bulursunuz!’ Hiç şüphesiz doktorların oruçla ilgili sözleri ve tespitleri vardır. Bu tespitler göstermiştir ki oruç, bedeni dinlendirir, mideye rahatlık verir, insan bedenindeki kanı temizler, zihni ve ruhu berraklaştırır, nefsi tezkiye eder...Bu şekilde oruç bütünüyle insan için sıhhattir. Yine orucun sağladığı bir diğer faydayı da Allah Resulü, ‘Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten ve imkânı olan kimse hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü ve namusu (haramdan) korumada en etkili yoldur. Evlenmeye gücü yetmeyen ve imkânı olmayanlar ise oruç tutsunlar. Çünkü oruç, kişinin şehvetini kıran bir kalkandır.’ buyuruyor. Bu kalkan kişiyi harama düşmekten, harama bakmaktan, kötü yerlere gitmekten korur. Dolayısıyla Allah, oruçla bizim hayrımızı murad etmiştir.” dedi.

“Oruç, insanlara haramlardan uzaklaşmak ve emirleri yerine getirmek sabrını öğretiyor”

Orucun hikmetlerini anlatmaya devam eden Ebu Zeyd, Orucun insana sabrı, zamana riayet etmeyi öğrettiğini dile getirerek, şunları anlattı:

“Oruç yine bize sabrı öğretiyor. Susuzluk ve açlığa sabretmeyi öğretir. Yanlış ve haram olan şeylere bakmamaya sabretmeyi, Allah’ı öfkelendirecek sözleri söylememeye, dedikodu, laf taşıma, insanların etini yemekten (gıybet) uzaklaşmaya sabretmeyi öğretir. Amellerimizi ve ibadetlerimizi en güzel şekilde yapmak üzere sabretmeyi öğretir. Hayatımızı bu oruç çerçevesinde tekrardan gözden geçirmemizi öğretir. Nitekim Peygamber Efendimiz, ‘Oruç, sabrın yarısıdır.’ buyuruyor. Oruç insanda sabretme ahlakını geliştirir. Ayeti kerimede Allah, ‘Sabır ve namaz ile yardım dileyin’ buyuruyor. Tefsir ulemasından İmam Mücahid şöyle der, ‘Bu ayetteki sabır oruçtur.’ Ondan dolayı Ramazan ayına ‘Sabır ayı’ denilmiştir. Bu yorum çerçevesinde, gerçekten de namaz ve oruç birbirine uyumlu olarak Kur’an'da zikredilmiştir. Ayetlerin ifadesiyle, nasıl ki oruç şehevi duyguları bastırıp, dünyada zühde ulaştırıyorsa, namaz da insanı şehevi arzulardan ve haramlardan uzaklaştırır. Bazı alimler şöyle derler, ‘Oruç sabrın yarısı olmakla vasıflanmıştır.’ Çünkü sabır iki kısımdır. Haramlardan uzaklaşma üzerine yapılan sabır ve emirlere uymak üzere tavsiye edilen sabır. Bu iki sabır çeşidi de oruçta vardır. Biz oruçta, hem Allah’ın emirleri olan namaz gibi farizaları yerine getiriyoruz hem de onun haram kıldığı yeme, içme, şehevi gibi duygulardan uzak duruyoruz. Yine oruç ya da Ramazan ayı genel olarak Kur’an ayıdır. İyilik yapma, cömertlik, insanlara kefil olma ve elindekini verme ayıdır. Ramazan’da toplumsal dayanışmanın boyutları tezahur eder. Özellikle fıtır sadakası ve iftar verme gibi şeylerde. Eğer kişinin gücü varsa fakirleri doyurması ve onlara yardım etmesi yine önemli bir toplumsal dayanışma örneğidir. Kur’an-ı Kerim dediğimiz gibi bu ayda indi. Bundan dolayı bu ayda özel olarak Kur’an ile olan ilişkimiz ve alakamız artmalıdır. Zira Allah Teala O'nu bu ayda indirmiş. ‘O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur'an, o ayda indirildi.’ buyuruluyor. Bu ayette Ramazan ayını, Kur’an'ın onda indirilmiş olmasıyla övüyor.”

“Oruç, insanlarda zaman ve mekan hassasiyetini oluşturuyor”

Ramazan ayı ve bu ayda tutulan orucun insanlara sağladığı faydalı alışkanlıklara, bu ayın hikmetlerine değinen Ebu Zeyd, bu ayda insanlarda zaman ve mekân hassasiyetinin oluştuğunu belirtti.

Ebu Zeyd, “Çünkü Allah bu ayda Kur’an-ı indirdi. Kur’an bu ümmetin izzeti ve muzaffer olmasının sırrıdır. Kur’an bu ümmetin anayasasıdır. Ümmeti doğru yola (sırat-ı mustakime) iletendir. Ramazan ayı ihsan, iyilikte bulunma ayıdır. Çünkü bu ayda sadakalar veriliyor ve cömert insanlar infakta bulunuyorlar. Allah Resulü dediğimiz gibi, Cebrâil kendisi ile karşılaştığında Allah'ın Resul’ünü bereket getiren rüzgârlardan daha cömert bulurdu. Bu şekilde Allah Resulü iki sünneti cem etmiştir. O ikisini Ramazan ayının şiarlarından ve o aydaki en özel iki sünnet kılmıştır. Bunlar Kur’an'a son derece önem vermiş olması ve çokça cömert davranarak iyilik yapmış olmasıdır. Peygamber Efendimiz ve Cebrail, her Ramazan ayında Kur’an-ı karşılıklı bir defa hatmederlerdi. Peygamber Efendimiz vefat ettiği yılda yani oruç tuttuğu son Ramazan ayında, Cebrail ile 2 defa hatmetmişlerdir. Ve yine bu ayda Fıtır zekâtı var. O da malı vermenin, cömertliğin altına girer. Fıtır sadakası insana cömertliği ve iyiliği öğretir. Fıtır sadakası Ramazan ayını çok büyük bir amel ile nihayete erdirir. Öyle bir sadakadır ki Allah Resulü onu ‘Oruç tutan için temizleyici, fakirler için de doyurucu.’ olarak ifade etmiştir. Oruç tutan için temizleyici demek, müminin orucunu temizlemektir. Eğer orucunda yanlış yapmışsa bu ayda günah işlemişse Allah'tan biraz uzaklaşmışsa, bazı ibadetlerde taksiratı varsa ibadetleri olması gerektiği gibi yapmamışsa işte bu fıtır sadakası o hataları kapatır ve bu anlamda temizlik olur. Dediğimiz gibi fakirler için bir yiyecek olur. Onunla ihtiyaçlarını karşılarlar ve açlıktan kurtulmuş olurlar. Ve yine oruç, insanda zaman ve mekân hassasiyeti oluşturur. Ramazan’daki zaman, şimdi Müslümanların özrü olanlar, yolculukta olan, hasta olan, hayız halinde olanlar hariç, hepsi bu ayda oruçludur. Müslümanlar bu ayda vakitlere daha fazla önem verirler. Özellikle oruca taalluk eden vakitlere daha da fazla önem verirler. Gerek sabah namazı (imsak) gerek de akşam namazı (iftar) vakti. Herkes sabah ezanını ve akşam ezanını imsak ve iftar için bekler. İşte burada vakit ve zamanın kıymetine dair hassasiyet oluşuyor. Namaz vakitlerine daha bir önem veriliyor. Çoğu insan sabah namazına kalkmaz. Ancak Ramazan’da herkes sabah namazını kılar. Bu şekilde Müslümanda zamana önem verme, riayet etme ve zaman bilinci oluşturuyor. Hakikatte bu sadece orucun ayrıcalığı değil, bütün ibadetler böyledir. Mesela namaz insana zamana riayet etmeyi ve önem vermeyi öğretir. Ayeti kerimede, ‘Namaz, mü’minlere yazılı bir emir halinde, vakitleri belli bir farzdır” buyuruluyor. Namazın başlangıç ve bitiş vakti var. Müslüman birine namazı (o vaktin namazını) başka bir vakitte kılmak caiz değildir. Öğle namazının vakti öğle ezanı ile ikindi ezanı arasındadır. Müslümanın bu vakitte namazını kılmaya riayet etmesi gerekir. Tabi vaktin başında namazını kılması daha da hayırlıdır. Yine zekât da böyledir. Zekat'ın belli bir nisab miktarı vardır. Mesela malın yüzde 2 buçuğu zekât olarak verilir. Bu zekât ancak malın üzerinden bir yıl geçince farz olur. Aynı zamanda borçlu olmamak da gerekir. Dolayısıyla Müslümanın zekatını vermesi için zamanı gözetmesi gerekecektir. Burada da yine vakte kıymet verme, vakti gözetme söz konusu oluyor. Yine hac da öyledir. Allah-u Teala şöyle buyurur, ‘Hac bilinen aylardır.’ Bilinen aylar Şevval'den sonra Zilkade ayıyla Zilhicce'nin ilk on günüdür (Ramazan'dan sonraki iki ay on gün). Bunlar hac günlerdir. Gücü yeten veya hacca gitmeye niyet eden Müslüman daima bu vakti bekler. Bu zamandan önce maddi ve manevi her yönüyle kendini o ana hazırlar. Beytullah'a gitmek için tüm hazırlığını bu sürede yapar. Bütün bunlar Müslümanlarda vakitlere karşı bir hassasiyet oluşturur ve önem vermeye sevk eder.” dedi.

“Kişi Ramazan'dan ne kadar istifade etmişse Ramazan'ın gayesini o kadar anlamıştır”

“Orucun kıymetini anlamada iki önemli mesele vardır.” diyen Ebu Zeyd, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birincisi, kişi bu amaç ve gayesinden hangisini ve ne kadarını idrak etti? Ne faydalar elde etti? Allah’a yakınlaştı mı uzaklaştı mı? Nefsini tezkiye edebildi mi? Günahlarından uzaklaşıp, ibadetlerini rahatlıkla ve isteyerek eda edebiliyor mu? Çünkü günahlar ibadetlere karşı kişi de ağırlık meydana getirir. Eğer kişi artık ibadetlerini rahatlıkla eda edebiliyorsa bilsin ki Allah, onu günahlarından azat etmiş ve onunla günahlarının arasını doğu ile batının uzaklaşması gibi ayırmıştır. Müslüman, orucun maksadını kavrayabildi mi? Bu aydan istifade etti mi?  Farzlara dönebildi mi? Nefsini Allah'a ibadette ve taatte kontrol altına alabildi mi? Artık namazında Fatiha'yı okurken veya diğer sureleri düşünerek mi okuyor? Tekbirlerde, tesbihlerde, kıyamda, rükuda, sücutta huşu buluyor mu? Ramazan’dan sonraki süreç, acaba kazanımlarını devam ettirebiliyor mu? İşte bütün bunlar Müslümanın Ramazan ayından istifade edip etmediğinin göstergesidir. Çünkü bazı Müslümanlar veya çoğunluğu Ramazan bittikten sonra tekrar önceki hallerine dönüyorlar. Sigara içenler tekrar sigarayı içmeye başlıyor, haram içecekleri içenler, tekrar içmeye başlıyorlar. Ramazan’dan önce yaptıkları günahları tekrar yapıyorlar. Bu durum kişinin Ramazan'dan istifade etmediğini gösterir. Orucun gerçek maksadını anlamamıştır. Biz insanda kötü haslet ve özelliklerin en hızlı şekilde yok olabileceğini biliyoruz. Güzel ve temiz şeylerin de ihlasla olduğu sürece kalıplaşıp, devamlı olabileceğini de biliyoruz. Kişi Ramazan'dan ne kadar istifade etmişse, Ramazan'ın gayesini o kadar anlamıştır. Ramazan'dan sonra da bu iyiliklerine ne kadar devam ettirebilirse ibadetlerinde, itaatında, insanlarla olan güzel muamelesinde...Çünkü Ramazan bize güzel ahlakı öğretiyor. Oruçlu Müslüman, biri kendisine sövdüğünde ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum, ben oruçluyum.’ der. Dilinden yanlış bir söz çıkmaz. Ne bir sözle ne bir eylemle ne bir bakışla ne harama gitmeyle ne elini harama uzatmayla ve ne başka bir şeyle Allah'a karşı gelmez. İşte bu güzel ahlakın Ramazan'dan sonra da devam etmesi gerekir ki bu ibadetin kişi hayatında bir etkisi olsun. Bu etki insanlarla ve özellikle Müslümanlarla olan ilişkilerinde vuku bulsun. İslam, ibadetleriyle muamelesi ile ve ahlakıyla muhteşem bir dindir. Ancak biz Müslümanların ibadetlerinde sabretmeyi bilmesi gerekir. İrademizi ibadetlerle güçlendirmeyi bilmeliyiz. İbadetler bizde şekil almalı, ibadetlerin özünü kavramalı ve maksadlarını iyice anlamış olmalıyız. İşte o zaman gerçekten de kişi üzerinde, aile üzerinde, toplum üzerinde, devlet üzerinde, ümmet üzerinde ve bütün insanlık üzerinde ciddi bir etkisi olacaktır.”

“Bu süreçte erkeğin, evini mescide çevirerek ailesiyle birlikte ibadetlerini ikame etmesi büyük bir fırsattır”

 Bu yıl Coronavirus salgını nedeniyle camilerde toplu ibadet edilmeyeceğini dile getiren Ebu Zeyd, Müslümanların evlerini mescitlere dönüştürerek aileleriyle birlikte cemaatle teravih namazlarını kılmalarını ve itikafa girerek bu sünnetti ihya etmeleri gerektiğini belirtti.

“Benim nazarımda bu, ailenin Allah'a yakınlaşması, beraber ibadet etmesi ve Allah'a taat etmesi için büyük bir fırsattır.” diyen Ebu Zeyd, şu tavsiyelerde bulundu:

“Teravih namazı, cuma ve cemaat namazları yaşadığımız bu musibetten ötürü genel olarak Türkiye ve bütün İslam aleminde askıya alınmış durumda. Şu anda namazlar evlerde kılınıyor. Öğle namazı, cuma namazı yerine evde kılınıyor. Bu süreçte sağlık yetkililerinin talimat ve emirlerine uyumalıyız. Çünkü onlar sadece iyiliğimizi istiyorlar ve hastalanmaktan, helak olmaktan bizi korumak istiyorlar. Allah'tan bizleri bütün şer ve hastalıklardan korumasını istiyor, bizim ve bütün Müslümanların hastaları için şifalar diliyorum. Bu süreçte Müslümanların oruçlarını tutmaları ve teravih namazlarını da ailesiyle beraber kılmaları gerekir. Zaten Müslümanlar için farz namazlar dışındaki namazların en hayırlısı evde kılınanıdır. Bu, Peygamberden de sahih hadis ile rivayet edilmiştir ki farz namazların dışındakilerin en faziletlisi evde kılınanıdır. Tabi kadınlar için her durumda evde kıldığı namazı daha hayırlıdır. Tabi camide vaaz, sohbet ve faydalı şeyler varsa ilim okuma gibi, kadınların da camiye gitmesi efdaldir. Bu süreçte zaten Coronavirus’ten dolayı camiler tümden kapalıdır. Dediğimiz gibi zaten kadınlar da doğal olarak namazlarını evlerinde kılıyorlar. Bu durum erkeğin ailesi ile ibadetlerini ikame etmesi için büyük bir fırsattır. Hanımıyla, çocuklarıyla ibadetlerini beraber yaparlar. Bu yolla aile imani salahiyetini, Allah'a yakınlığını sağlamış olur. Babalar erkek çocuklarıyla, anneler kızlarıyla, eşler birbiriyle yakınlaşma fırsatı yakalar. Hep beraber Allah'a dua eder, rahmet, mağfiret, tevbe niyazında bulunurlar. Allah'ın üzerimizdeki bu musibetini kaldırmasını, ibadetlerle bizi ihya etmesini, İslam milleti üzere son nefesi vermeyi ve kıyamette bizi Resulullah’ın sancağı altında bir araya getirmesini, Havz-ı Kevser'de toplanmayı, Efendimizin elinden Kevser'den su içmeyi niyaz etsinler.  Normal şartlarda baba namazlarını camide kılıyordur. O vakitte baba namazını kılarken, çocukları evlerinde namazlarını kılmıyor dahi olabilirler. Ancak baba evde namazlarını ailesiyle hanımıyla kılınca, evin tüm fertleri namazlarını kılacaklardır. Herkes kıyama duracaktır. Yani bizim için Allah'ın izniyle değişen bir şey yok. Allah'ın her takdiri bizim için hayırdır. Allah'ın Müslümana yaşattığı her şey hayırdır. Yani bizim için hakikatinde hiçbir şey şer değildir. Müslümanın her hali ona hayırdır. Biz teravihlerimizi evimizde kılacağız. Baba öne geçerek imamlık yapacak ya da okuması iyi değilse daha iyi olan bir oğlunu öne geçirir. Tabi bu imamın evin erkeklerinden olması gerekir. Kadınların imameti bildiğiniz gibi caiz değildir. Ve herkes Kur’an dersi yapar. Kimisi kimisine tefsir eder. Ramazan ve orucun hikmetlerinden bahsederler. Belirlenmiş bir kitaptan orucun faziletlerini, ahkamını, farzlarını, rükunlarını, orucu bozan şeyleri, mekruhlarını, haram olan hallerini okur ve ders yaparlar. Yani yaşadığımız bu dönem, ailenin Orucun ahkamını öğrenmesi için büyük bir fırsattır. İtikafa gelince, ulemanın bir kısmı İtikaf için mescit şartını koşmuşlardır. Kimisi de şart olmadığını, mescit veya dışında da olabileceğini söylemişlerdir. Bu konuda görüşler mevcuttur. Eğer evin bir bölümünü mescit olarak ayırmışsak, ailenin o bölümde, Ramazan'da itikafa girmesi caiz olur. Zaten kadın normal halde de evinde itikafa girer. Erkekler de bu günlerde itikaf sevabını kaçırmamak için evlerinde bir bölümü namaz için ayırıp orada itikafa girebilir ve bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini de burada ihya edebilirler.”

“Çocuklarımızı, Kur’an'ın ve Ramazan'ın sevgisiyle terbiye etmeliyiz”

Son olarak Müslümanların Kur’an ayı olan Ramazan ayını aileleriyle en güzel şekilde değerlendirmesi tavsiyesinde bulunan Ebu Zeyd, “Ben her kardeş ve bacıma bu ayın büyük bir ay olduğunu hatırlatmak isterim. Çünkü bu Kur’an ayıdır. Kur’an'a ihtimam göstermek, zikri çoğaltmak gerekir. Çocuklarımızı Kur’an'ın, Ramazan'ın sevgisiyle terbiye etmeliyiz. Şimdiden evlerimizi süsleyelim, ayetleri asalım, bizde çocuklarımızda mutluluk, sürur ve heyecan oluşturacak ne varsa yapmalıyız. Bu sevinç Allah'a itaat eden ve ahkamıyla muhatap olan bizlerin en doğal hakkıdır. Bu öyle bir ahkamdır ki, kişiye dünya ve ahiret mutluluğunu yaşatandır. Aynı zamanda camilerin kapalı olması da bizi üzmesin. Çünkü bu Allah'ın bir şeyi, başka bir şeyle değiştirdiği takdiridir. Alternatifler söz konusudur. İslam şeriatı alternatifi olmayan hiçbir ibadeti men etmez. Mesela günümüzde öğlen namazı, cumaya alternatif. Evlerimizdeki cemaatle namazlar da camideki namazlara alternatif olabilirler. Elhamdülillah elimizdeki ahkam muhteşem bir düsturdur. Bize düşen bu ahkama ihtimam göstermektir. Yine bize düşen orucun meyvelerini toplamak ve orucu hakkı ile ihya etmektir. Bize yakışan orucun amaç ve gayelerini anlamak. Bu oruç kalbimizin cilası, nefsimizin tezkiyesi, zihnimizin berraklaşması, insanlarla muamelemizin düzelmesine vesile olsun. Aile için bir ferah olsun. Erkek eşine ve kadın da eşine karşı merhametli olsun. Ebeveyn çocuklarına, çocuklar ebeveynlerine karşı saygılı ve şefkatli olsun. Ta ki Allah’ın rahmetleri üzerimize sağanak olsun ve bizden razı olsun ve bu belayı üzerimizden gidersin.” Dua ve temennisinde bulundu. (İLKHA)











Haberin Videosunu İzle
İlgili Videolar