İhvan mensubu Haddad: Arap halkları Batı'nın projelerine karşı dayanışma içerisinde olmalı

​İhvan-ı Müslimin Şura Meclisi Üyesi Mühendis Mithat Haddad, Batı'nın Arap halkları arasına fitne tohumu ekerek Müslümanların bölük parça olması için çalıştığına dikkat çekerek Arap halklarına dayanışma çağrısında bulundu.

Ekleme: 29.01.2020 12:05:22 / Güncelleme: 29.01.2020 12:07:02 / Güncel / İstanbul Haberleri
Destek için  Haberin Videosunu İzle

Mısır'da Hüsnü Mübarek devrinin sona erdiği ve "25 Ocak Devrimi" olarak nitelendirilen halk devrimin üzerinden 9 yıl geçti.

"25 Ocak Devrimi"nin yıldönümünde İLKHA'ya konuşan İhvan-ı Müslimin Şura Meclisi Üyesi Mühendis Mithat Haddad, 25 Ocak 2011'de gerçekleştirilen halk devriminin farklı siyasi düşünceden her kesimin katılımıyla gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

Mısır'da başlayan bu devrimi gençlerin başlattığını ifade eden Haddad, İhvan-ı Müslimin cemaatinin de tüm gücüyle o günlerde meydanlara indiğini belirtti.

Haddad, "Mısır'ın tüm şehirlerini kapsayan gösterilerdi. Özellikle Kahire, İskenderiye ve Süveyş kentleri. O günlerde polis geri çekildi ve halk her yere dağıldı. Bu günde Mısır devletinin heybeti tamamen düştü. Bu süreçte asker halka karşı duracak gücünün olmadığını anlamıştı. Bundan dolayı kapıları sonuna kadar halka açtılar." dedi.

Haddad, 25 Ocak Devriminin ardından yaşanan süreci şöyle anlattı:

Seçimler yapıldı. İhvan-ı Müslimin Cemaati bu seçimleri yüzde 78'lik bir oranla kazandı. Bu kesinlikle daha önce olmamış bir şeydir. Ve insanlar bütün Mısır halkını temsil edenleri seçmek için milletvekili seçimlerine yöneldiler. Bu seçim de cumhurbaşkanı seçimlerine gerekli ortam hazırlıyordu. İhvan-ı Müslimin cemaati art arda 5 seçimin hepsinde kazandı. 2011 yılı mart ayında gerçekleştirilen ilk seçimlerden sonra art arda gerçekleştirilen 3 seçimle, milletvekili seçimlerinde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Şura Meclisi seçimlerinde ve sonrasında da anayasa değişikliği seçimleri oldu. Bu yaşananlar askerin yanında şiddetli bir sarsıntı yarattı. Halkın İhvan-ı Müslimin cemaatine yöneldiğini idrak ettiler.

Şehit Doktor Muhammed Mursi'nin gelmesiyle cunta ordusu ümitsizliğe kapıldı.İhvan-ı Müslimin ve Mursi'yi devirmeyene kadar bir şey yapamayacaklarını anladılar. Mursi, Savunma Bakanlığı görevi için Sisi'yi seçti. Niye Sisi'yi seçti? Çünkü Mursi'nin dediği gibi; askeri meclisin hepsi kötülerden oluşuyordu. Hepsi kötüydü. Sisi de kötünün iyisiydi ama diğerleri Sisi'den daha berbattı. Eğer onlar olsaydı Sisi'nin yaptığının aynısını yaparlardı. Sisi, Allah'ın kitabı olan Kur'an üzere yemin etti. Allah adına ve Mursi'nin önünde yemin etti. Mısır'da Anayasa'ya uyacağına yemin etti. Bu yemini yapan Sisi Mursi'ye darbe yaptı.

Mısır istihbaratının, halkı Mursi'ye karşı ayaklandırdığına dikkat çeken Haddad, "İstihbarat, 30 Haziran 2013'te orduyu topladı. İnsanlardan bazılarını toplayarak fotoğraflarını çekti. Bu fotoğraflarda oynama yaparak sayılarının milyonlarla ifade edildiğini ve çok olduklarını söyledi. Sayıları kesinlikle bu kadar olmadı. İskenderiye’de meydana inenlerin sayısı kesinlikle 50 bini geçmiyordu. Kahire'de meydana inenler kesinlikle ama kesinlikle yarım milyona ulaşmıyordu. Bu sayılar 25 Ocak devriminden tamamen farklıdır. 25 Ocak devriminde 21 milyon insan meydanlara indi fakat darbeciler 3 Temmuz 2013 yılında Muhammed Mursi'ye darbe yaptılar. Mursi'yi esir edip zindana attılar. İhvan-ı Müslimin Cemaati devlet olmamasına rağmen onları muhasara altına aldılar. Sadece bir partileri vardı. Onlar hükümet de değillerdi, çünkü bu dönemde hükümet tüm Mısır partileri ve bağımsızlar tarafından kurulmuştu. Başkanlık İhvan-ı Müslimin'de de değildi çünkü başkanı halk seçti. Muhammed Mursi'yi halk seçti ve hem de yüzde 52'lik bir oranla."

"Darbede büyük devletlerin parmağı var"

Darbenin arkasındaki dış ve iç mihraklara dikkat çeken Haddad, "Bu zamanda gerçekleşen darbede büyük devletlerin parmağı var ve özellikle Amerika’nın parmağı var. Tabi ona tâbi olan israil (terör rejimi) de vardı. Bu darbeye BAE, Suudi ve Kuveyt de mali destekte bulundu. Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi Mısır'daki 3 Temmuz 2013 darbe gecesinde milyarlarca dolar harcandı. Mısır ordusuna çok büyük paralar yağdırdılar. Bu darbede başarılı olmak için Mısır ordusunun her komutanına milyarlarca dolarlar verildi. Sisi, El Ezher Şeyhini, Kıptilerin papasını, Selefi Nur Partisini, Mısır toplumunun bazı tanınmışlarını da toplayarak Mursi'ye darbe ilan etti. Esir edilerek zindana atıldı ve Sisi bu süreçte Mısır'daki tüm güç unsurlarını ele geçirmeye çalıştı." diye konuştu.

"İhvan görüşünü değiştirmedi"

İhvan'ın darbenin ardından silahlı yolu tercih etmemesinin gerekçelerini anlatan Haddad, "İhvan-ı Müslimin Cemaatinin bu darbeye karşı önünde 2 yol vardı. Ya bu darbeye karşı güç ve silah kullanacaktı yâda Allah resulünden öğrendikleri gibi yapacaklardı. Hazreti Muhammed, Kureyş kâfirlerine karşı ne yapıyorduysa İhvan da onu yaptı. O ehline karşı silah kullandı mı? O kendi vatanına karşı silah kullandı mı? O Mekke’deyken bu yaşandı mı? Hayır, kesinlikle yaşanmadı. Peygamber Efendimiz gücü ne zaman kullandı? Medine’ye gittiğinde ve İslami Devleti kurduğunda kullandı. Böyle bir durumda tabi ki de burada bir devlet var ve bir ordu olmalı. O da ordusunu kurdu. Bundan sonra büyük Bedir Savaşı'nda kâfirlerle karşılaşınca, müşrikler yenildiler ve Allah'ın yardımıyla İslam Devleti ortaya çıkmaya başladı. Muhammed Mursi'nin de yaptığı buydu.  Muhammed Mursi'yle Mısır ordusu vardı. Bu ordunun Mısır'ı, sınırlarını ve halkını müdafaa etmesi gerekiyordu. Ordunun görevi Mısır halkının seçtiği anayasal düzeni yıkmak değildi. Ama ordu dengeleri değiştirerek darbe yaptı. İhvan, kesinlikle görüşünü değiştirmedi. İhvan, şimdiye kadar sabırlı olmaya devam etti." ifadelerini kullandı.

"Herşey israilin çıkarlarına göre işliyor"

Haddad, "Darbe Mısır halkına ne kazandırdı? Kesinlikle hiçbir şey. Fakirlik, cehalet, hastalık Mısır ordusunun halka karşı ilişkilerinde sloganıydı. Sisi sırf sadece kürsüsünde kalabilmek için çok ciddi para harcadı, yurtdışından çok ciddi paralar borç edindi.  Başkan Mursi hükümetteyken ülkenin borcu 40 milyar dolardı. Şimdi Mısır'ın borcu 110 milyon dolara yükseldi. Sisi, Mısır'ı tamamen borçlara boğdu. Sisi, Tiran ve Sanafir adalarını 2 milyar dolara Suudi'ye sattı. 2 milyar dolar Mısır halkına ne kazandıracak? Tüm bunların hepsi israilin çıkarlarına göre işliyor. İsrailin gemileri Kızıloeniz'in Tiran kenti üzerinden kolayca geçebilsin ve bundan sonra Mısır Hükümeti hiçbir şekilde israil gemilerini durdurmasın diye böyle yaptılar. Sisi Mısır'ın servetlerini zayi etti. Önceleri Mısır, israile gaz aktarımı yaparken şimdi artık israilden gazını alan bir ülke haline geldi. Hatta Sisi Akdeniz'de Türkiye'nin çıkarlarına karşı olarak Kıbrıs ve Yunanistan'la anlaşma imzalamaya gitti. Sisi, Akdeniz'de Mısır için belirlenen 70 bin kilometrekarelik bir alanı elinden kaybetti. Niye? Sadece Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan'a muhalif olmak için bunu yaptı." diye konuştu.

Mısır halkını darbe boyunduruğu altında inlediğini vurgulayan Haddad, bu zulmün sona ermesi temennisinde bulundu.

Mısır'daki siyasi ve ekonomik duruma da dikkat çeken Haddad, "İç siyaset diye bir şey kalmadı. Sisi Mısır'daki tüm siyaset alanlarını kapattı. İstihbarat elemanlarından oluşan bazı tabela partileri kurmak suretiyle bir Millet Meclisi oluşturmuş kendine. Bunların hepsi Sisi'ye tabi olanlar. Mısır'da kesinlikle muhalefet diye bir şey kalmamış. Sisi'ye karşı olan herhangi bir siyasi müessese yok. Mısır'ın ekonomisi çökmüş ve zayi olmuş durumda. Niye? Mısır ordusu hepsini ele geçirmiş çünkü. Mısır'ın ekonomisi tamamıyla cuntanın idaresinde. Tüm projelerin gelirleri Mısır ordusu içerisindeki büyük komutanların ve generallerin cebine giriyor. Halka kalansa artıklar… Mısır'ın durumu şu an çok ama çok kötü. Mısır'da asgari ücret yaklaşık 600 Türk lirası ediyor. 600 Türk lirasıyla bir Mısırlı nasıl yaşayacak? Mısır'da ekonomik durum çok kötü bir halde."

"Tüm coğrafyada yaşananlar siyonist ve Batı projeleridir"

Arap halklarının dayanışma içerisinde olması gerektiğine dikkat çeken Haddad, "Tüm coğrafyada yaşananlar Mısır'da, Sudan’da, Libya'da, Tunus'ta, Cezayir'de, Suriye'de, Irak'ta, Yemen'de, Arap ümmetinin diğer ülkelerinde yaşananlar, siyonist ve Batı projeleridir. Amaçları, Arap milletini şiddetli bir şekilde bölük pörçük yapmaktır. Arap milleti şu an 22 devletten oluşuyor. Onlar bu 22 sayıyı 60, 70 yâda 100'e çıkarmak istiyorlar. Niye? Aralarında çekişmeler olsun diye. Bu Arap devletlerinin hepsinin Amerika'dan daha fazla silaha sahip olduğunu biliyor musunuz? Rusya'dan daha fazla silaha sahip olduğunu biliyor muydunuz? Burası tüm dünyada silah bakımından en güçlü bölgedir. Fakat Arap bölgesi bölük pörçük bir bölge; 22 devlet, 22 ırk, 22 tane kral ve başkan, 22 tane lider, 22 ordu. Bu orduların hepsi birbirlerine karşı duruyor ve savaşıyor. Bu devlet ve ordulardan beklentimiz, halklar bazında uyumlu olmalarıdır. Arap halkları birbirlerine yekvücut olmak istiyorlar. Birbirlerine karışarak bir olmak istiyorlar. Tek bir yöneticileri olmalı. Bunlar Türkiye ile dayanışmaya girmeli, Pakistan’la dayanışmaya girmeli. Arap ümmetini bölmek ve parçalamak isteyen bu Batı'ya karşı diğer Arap ve İslam ülkeleriyle dayanışmaya girmeli. Sykes-Picot Anlaşması yaklaşık 100 yıl önceydi. Biz bu gün Arapları bölen Sykes-Picot Anlaşmasından kurtulmak istiyoruz. Biz içinde Türkiye, Pakistan olan ve diğer İslam topraklarının da olduğu tüm İslam alemine tekrar dönüş yapmak istiyoruz." diye konuştu. (Zeyd Varol, Nizamettin Aşkın- İLKHA)







Haberin Videosunu İzle
İlgili Videolar