Kendini komedyen olarak tanımlayan Deniz Göktaş isimli şahsın, stand-up sahnesinde kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim’i ve İslamiyet’in hükümlerini tiye aldığı görüntüler kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı.
Sözde komedyen Göktaş, sahnede ilahi kitapları ve vahiy sürecini kast ederek, "İlk üç kitap iyi de dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere iddialı bir çıkış 600'lü yıllarda. Bu son kitap demek... Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse 'son kitap' dedik, 'domuz da yemeyiversin'..." şeklindeki hezeyanlarıyla Kur'an-ı Kerim ile alenen alay etti.
Toplumun inanç hürmetini yok sayan bu üslup, dijital çağda meşhur olmanın, etkileşim devşirmenin ve prim yapmanın en pespaye yöntemi haline geldi. Kendini var etmekten aciz sözde sanatçı ve içerik üreticilerinin, Müslümanların sinir uçlarıyla oynayarak gündeme gelme çabası artık tahammül sınırlarını aştı. Vatandaşlar, hiçbir sanatsal değeri olmayan, tamamen cehalet ve nefret ürünü bu ifadelerin ''gösteri'' adı altında yumuşatılamayacağını, bunun açık bir provokasyon olduğunu vurguluyor.
İslam’ın kutsallarına hakaret etmeyi modernlik ve eğlence sanan bu zihniyete karşı halk, yetkilileri ve yargıyı acilen harekete geçmeye çağırıyor. Toplumun dini değerlerini aşağılayan, halkı açıkça tahrik eden bu tür söylemlere karşı hukuki düzenleme talep ediliyor. Sosyal medyada yükselen ortak ses, bu tür organize hadsizliklerin önüne geçilmesi için mevcut cezaların artırılmasını ve inançlara yönelik saldırıları nefret suçu kapsamında cezalandıracak özel, kalıcı yasal düzenlemelerin derhal meclis gündemine getirilmesi yönünde.
HÜDA PAR bu konuda Meclise bir kanun teklifi de verdi.
Kanun teklifinin genel gerekçesinde, din ve vicdan özgürlüğünün Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alındığı hatırlatıldı. Dini değerlere yönelik gerçekleştirilen sistemli hakaret ve saldırıların sadece bireysel hak ihlali olarak görülemeyeceği, bu hain adımların doğrudan toplumsal barışı ve bir arada yaşama iradesini hedef aldığı vurgusu yapıldı.
Özellikle sosyal medya ve seküler azınlığın sokağa taşan nefret söylemleri karşısında, toplumsal dokunun korunmasının kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldiği belirtildi.
Dini değerlere hakaret suçları için yürürlükte olan mevcut cezaların komik düzeyde kaldığı ve suçluları cesaretlendirdiği belirtilen kanun teklifinin gerekçesinde şu ifadelere yer verildi:
“Dini ve manevi değerlerimizin bilinçli bir şekilde hedef alınarak aşağılanmaya ve aşındırılmaya çalışılması, kişilerin inançları nedeniyle rencide edilmesi yönündeki fiillerin artış göstermesi hem temel hakları korumasız bırakmakta hem de toplumsal dokumuza ve kamu düzenine zarar vermektedir. Bu nedenle cezaların caydırıcı olması gözetilmiştir.”
Hazırlanan teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na eklenecek "216/A" maddesi ile “Dini değerlere hakaret” suçu müstakil bir başlık altında kategorize ediliyor.
Yapılan düzenlemeyle ilgili olarak, "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerin alenen tezyif ve tahkir edilmesi, bu değerlere sövülmesi suç olarak düzenlenmektedir. Bu suç için caydırıcı cezalar öngörülerek kanunun diğer maddelerinde bu kapsama girecek düzenlemeler tek madde altında toplanarak uyum sağlanmıştır" denildi. Böylece inançlara yönelik saldırılar, esnek ve hafif cezalarla geçiştirilemeyecek net bir suç tanımına kavuşmuş olacak.
Kanun teklifi sadece canlı hedef alan nefret söylemleriyle sınırlı kalmıyor; mevcut "kişinin hatırasına hakaret" suçunun kapsamının da genişletilmesini ve bu suçlara yönelik cezaların ciddi oranda artırılmasını amaçlıyor.
Kanun teklifinin gerekçesinde, dini inanç ve değerlere yönelik her türlü saldırı, hakaret ve aşağılamanın önlenmesiyle, Türkiye'deki temel hak ve özgürlüklerin tahkim edilerek daha da güçlendirileceği aktarıldı.




