Sosyal medya platformları uzun süredir yalnızca iletişim ve eğlence aracı olarak görülmüyor. Algoritmaları, reklam ekonomileri ve veri gücüyle bu dijital mecralar; toplumsal algıyı şekillendiren, siyasal davranışları etkileyen ve kültürel dönüşümleri yönlendiren küresel aktörlere dönüşmüş durumda. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in teknoloji şirketlerini açıkça “demokrasilere müdahale eden oligarklar” olarak tanımlaması, bu gerçeğin artık devletler düzeyinde de kabul gördüğünü gösteriyor. Gazze sansürü örneğinden çocuklara yönelik bağımlılık üreten tasarımlara, yerli medyanın ekonomik olarak zayıflatılmasından ahlaki değerleri aşındıran içeriklere kadar uzanan tablo; sosyal medyanın iletişim aracı olmaktan çıkıp çok boyutlu bir güç alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, sosyal medyanın bir tür "Vahşi Batı"ya, başarısız bir devlete dönüştüğünü belirterek, sosyal medya ve patronlarına karşı 5 maddelik önlem alacaklarını duyurdu.

İspanya Başbakanı, Telegram’ın kurucusu ve CEO’su Pavel Durov’un İspanyol hükümetine yönelik verdiği yanıtta “Bu hafta demokrasilerimizde eşi benzeri görülmemiş bir şey yaşandı. Bir teknoloji oligarkı, milyonlarca İspanyol vatandaşının telefonlarına sızarak onlara ne düşüneceklerini söyledi.” dedi.

Sánchez’e göre teknoloji şirketlerinin amacı yalnızca ticari değil; aynı zamanda siyasi davranışları yönlendirmek:

“Cep telefonlarını neden kontrol etmek istiyorlar? Ne okuduğumuzu ve ne izlediğimizi bilmek; ardından neye oy verdiğimizi de kontrol edebilmek için.”

Sosyal Medyaya Karşı 5 Maddelik Önlem Paketi

Sánchez’in açıkladığı yeni düzenleme paketi şu başlıklardan oluşuyor:

Çocukları hedef alan sosyal medya suçlarının soruşturulması için savcılıkla ortak çalışma yürütülmesi.

Rıza olmadan veri kullanan ve algoritmaları manipüle eden sistemlerin kanunen cezalandırılması.

Yasa dışı içerikleri kaldırmayı reddeden dijital platformlara cezai yaptırımlar uygulanması.

Dijital platformların nefret söylemini ve toplumsal kutuplaşmayı nasıl körüklediğini ölçmek amacıyla Nefret ve Kutuplaşma Takibi mekanizmasının kurulması.

16 yaş altındaki kullanıcıların erişiminin sınırlandırılması ve en savunmasız grupların zararlı içerikten korunması.

“Öncülük Etmek Zorundayız”

Gençlerin hukuksuz, şiddet ve dezenformasyonun hakim olduğu bir dijital dünyaya mahkûm edilemeyeceğini vurgulayan Sánchez, mücadelenin yalnızca ulusal değil küresel ölçekte yürütülmesi gerektiğini söyledi:

“Gençlerimizin hukukun olmadığı, yalnızca şiddetin, yalanın ve dezenformasyonun hüküm sürdüğü bir dijital dünyada yaşamasına izin veremeyiz. Bu mücadelede teslim olmak değil, öncülük etmek zorundayız. Ve bu liderliği hem Avrupa’da hem de dünya genelinde üstlenmeliyiz.”

İspanya hükümetinin önümüzdeki dönemde söz konusu paketi Avrupa Birliği gündemine de taşıması bekleniyor.

Türkiye’de Sosyal Medya İçin Daha Sert Bir Hat Şart

Türkiye’de çocukları internetin zararlarından korumaya yönelik hazırlanan yeni düzenleme, 15 yaş altına sosyal medya yasağı ve yaşa uygun oyun erişimi gibi başlıklarla önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri, bu adımların yetersiz olduğunu savunuyor. Eleştirilerin odağında ise sosyal medyanın, özellikle TikTok ve Instagram üzerinden aile yapısını ve ahlaki değerleri aşındıran bir sektöre dönüşmesi yer alıyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Meclis’e sunduğu düzenleme, çocukların dijital bağımlılık ve zararlı içeriklerden korunmasını hedefliyor. Ancak eleştirmenlere göre sorun, yalnızca çocukların hesap açıp açmamasıyla sınırlı değil.

Sosyal medya platformları; müstehcenliği normalleştiren, aile kurumunu değersizleştiren, cinsiyetsizleştirme ve teşhir kültürünü teşvik eden, kültürel ve ahlaki değerlere açıkça aykırı içerikleri algoritmalar yoluyla ödüllendiren bir ekonomik düzen kurmuş durumda.

Bu içerikler yalnızca yetişkinlere değil, dolaylı yollarla çocuklara da ulaşıyor. Özellikle TikTok, kısa video formatı ve agresif algoritmasıyla müstehcenlik, teşhir ve sınır ihlallerini küresel ölçekte pazarlayan bir modele dönüştü. Instagram da benzer biçimde beden teşhiri, tüketim ve haz merkezli yaşam tarzlarını yaygınlaştırıyor. Platformlar ne kadar aşırı ve kışkırtıcı içerik, o kadar etkileşim, ne kadar etkileşim, o kadar reklam geliri mantığıyla hareket ediyor.

Bu nedenle sosyal medya artık bir iletişim aracı değil, ahlaki aşınmadan kar sağlayan bir sektör olarak tanımlanıyor.

Uzmanlar, Türkiye’nin yalnızca kullanıcıyı değil, platform sahiplerini doğrudan sorumlu tutan bir çizgiye yönelmesi gerektiğini savunuyor. Bu noktada sıkça Pedro Sánchez’in çıkışı örnek gösteriliyor.

Müstehcenliğe sıfır tolerans, çocuklara zararlı içerikler için cezai sorumluluk, platform sahiplerini bağlayan zorlayıcı yaptırımlar talep ediliyor.

Türkiye’de sosyal medya patronlarını uygulamaya mecbur bırakan bir yasal çerçeve oluşturulmadan kalıcı çözüm mümkün değil. Asıl ihtiyaç duyulan şey; TikTok, Instagram ve benzeri platformları kar odaklı kültürel tahribat modelinden vazgeçmeye zorlayacak güçlü bir siyasi ve hukuki irade.

Dijital Kuşatma: Yabancı Platformlar Türkiye’de Reklamı Topluyor

Yabancı dijital medya platformlarının Türkiye’deki reklam pazarını büyük ölçüde kontrol altına alması, ulusal ve yerel medyayı ciddi bir ekonomik krize sürüklerken, tartışmayı artık yalnızca “ticari rekabet” sınırlarının ötesine taşıdı. Uzmanlara göre bu tablo, açık bir milli güvenlik meselesi haline gelmiş durumda.

Verilere göre Google, Instagram, WhatsApp, YouTube, Facebook, TikTok ve X gibi platformlar, 2024 yılında Türkiye’den reklam yoluyla yaklaşık 158 milyar TL gelir elde etti.

Reklam gelirlerindeki dönüşüm, sorunun boyutunu net biçimde ortaya koyuyor:

2014: Yerel ve ulusal basının payı %80, yabancı dijital platformlar %20

2019: Yerel basın %52, yabancı platformlar %48

2024: Yerel basın %26, yabancı platformlar %74

Bu değişim, Türkiye’de üretilen reklam gelirlerinin büyük bölümünün ülke dışına transfer edilmesi anlamına geliyor

“İletişim Aracı” Değil, Stratejik Güç

Uzmanlar, yabancı dijital platformların artık yalnızca haberleşme ya da eğlence mecraları olarak görülemeyeceğini vurguluyor. Milyarlarca insanın verisini toplayan bu şirketler davranış analizleri yapıyor, kişiye özel içeriklerle algı yönetimi uyguluyor, toplumsal ve siyasal tercihlere doğrudan etki edebiliyor.

Bu yönüyle dijital platformlar, ülkelerin iç güvenliği ve siyasi istikrarı üzerinde etkili stratejik aktörler haline gelmiş durumda.

Türkiye’de yayın yapan geleneksel medya kuruluşları RTÜK denetimine tabi tutulurken, yabancı dijital platformlar neredeyse sınırsız bir hareket alanına sahip. Bu durum dezenformasyonun hızla yayılmasına, toplumsal kutuplaşmayı körükleyen içeriklerin öne çıkmasına, algoritmalar yoluyla kriz ve kaos üretimine zemin hazırlıyor.

Yabancı dijital platformların elinde bulunan büyük veri (big data) havuzları, milyonlarca kişiye ait son derece ayrıntılı bilgileri içeriyor. Bu veriler analiz edilerek kullanıcıya özel içerikler öne çıkarılıyor ve böylece tüketim alışkanlıkları, siyasal eğilimler, toplumsal refleksler yönlendirilebiliyor.

Uzmanlar bu süreci, “dijital çağın görünmez müdahale mekanizması” olarak tanımlıyor.

Yabancı dijital platformlara aktarılan reklam gelirleri, yalnızca ekonomik bir kayıp değil; Türkiye’nin kendi kuşatmasını kendi kaynaklarıyla finanse etmesi anlamına geliyor.

Gazze Sansürü Örneği

X ve Instagram’da Gazze’ye ilişkin paylaşımlara yönelik uygulamalar, sosyal medyanın artık tarafsız bir iletişim alanı olmadığını, doğrudan siyasal güç kullanan küresel aktörlere dönüştüğünü açık biçimde gösterdi. İnsan hakları örgütlerinin raporları, gazetecilerin kayıtları ve platform içi veriler; Filistin’e ilişkin içeriklerin sistematik olarak bastırıldığını, silindiğini ve görünmez kılındığını ortaya koyuyor.

Gazze içeriklerine yönelik sansür, klasik yöntemlerle değil; algoritmalar aracılığıyla yürütüldü. X ve Instagram’da Gazze etiketleri akıştan düşürüldü, Filistin’le ilgili paylaşımların erişimi kısıtlandı, haber içerikleri “şiddet” gerekçesiyle kaldırıldı, gazetecilerin ve aktivistlerin hesapları askıya alındı.

Başta Human Rights Watch olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, Meta’nın (Instagram ve Facebook) Filistin içeriklerine yönelik politikalarının sistematik ve çifte standartlı olduğunu raporladı. Raporda, barışçıl paylaşımların dahi “şiddet” ya da “tehlikeli içerik” etiketiyle kaldırıldığına dikkat çekildi.

Milyarlarca kullanıcıya ulaşan dijital mecralar hangi krizin görünür olacağına, hangi acının gündemde kalacağına, hangi anlatının yayılacağına algoritmalar aracılığıyla karar veriyor. Bu da sosyal medyayı, klasik medyadan çok daha güçlü bir siyasal aktör haline getiriyor.

Aynı Zamanda Bağımlılık Üreten bir Sektör

Teknoloji şirketlerinin sosyal medya politikaları mahkemeye kadar uzandı. 2024 yılında Massachusetts Başsavcısı Andrea Campbell tarafından açılan davada, Meta’nın Facebook ve Instagram’daki bazı özellikleri bilinçli şekilde geliştirdiği, bunun temel amacının ise kar maksimizasyonu olduğu öne sürülüyor. Eyalet yönetimine göre bu uygulamalar, Massachusetts’te sosyal medyayı aktif olarak kullanan yüz binlerce genci doğrudan etkiliyor.

Eyalet adına konuşan başsavcı yardımcısı David Kravitz, iddiaların Meta’nın kendi iç araştırmalarına dayandığını belirterek, “Şirketin geliştirdiği araçların, kullanıcıları platforma bağımlı hale getirdiği Meta’nın kendi çalışmalarıyla da ortaya konmuş durumda” dedi. Kravitz, davanın algoritmalar ya da içerik denetimi ekseninde değil; bildirimler, sonsuz kaydırma ve kullanıcıyı sürekli platforma çeken tasarım unsurları üzerinden yürütüldüğünü vurguladı.

Yargıç Dalila Wendlandt, davanın içerikten ziyade bildirim sistemleri ve ‘kaçırma korkusu’ (FOMO) üzerine kurulu olduğuna dikkat çekti. Wendlandt, Meta’nın gençlerin psikolojik zaaflarını besleyen “durmaksızın bildirim üreten” bir yapı inşa ettiğini söyledi.

Yargıç Scott Kafker ise tartışmanın, neyin yayımlandığından çok kullanıcıların ekrana nasıl çekildiği meselesi olduğuna işaret etti:

“Bu, içeriğin ne olduğu değil; gözleri nasıl ekrana çektiğinizle ilgili. İçerik ister Thomas Paine’in ‘Common Sense’i olsun ister anlamsız bir paylaşım, sistem tamamen kullanıcıyı bakmaya zorlamak üzerine kurulu.”

Meta, yalnızca Massachusetts’te değil, ülke genelinde de benzer davalarla karşı karşıya. 2023 yılında 33 eyalet, Meta’nın 13 yaş altındaki çocuklardan ebeveyn izni olmadan veri topladığını ve bunun federal yasaları ihlal ettiğini belirterek ortak dava açtı.

Öte yandan, 2021’de The Wall Street Journal tarafından yayımlanan haberlerde Meta’nın, Instagram’ın özellikle ergen kızlar üzerinde intihar düşüncelerini ve yeme bozukluklarını artırabildiğini bildiği halde yeterli önlem almadığı ortaya konmuştu.

Grok Skandalı: 11 Günde 3 Milyon Müstehcen İçerik

Sosyal medya ve yapay zeka platformları son yıllarda art arda patlayan skandallarla gündeme geliyor. Son örnek, Elon Musk’ın X platformuna entegre edilen yapay zeka aracı Grok oldu. Araştırmalara göre Grok, 11 gün içinde yaklaşık 3 milyon müstehcen görüntü üretti; bunların 23 bininin çocukları tasvir ediyor gibi göründüğü belirtildi. Uzmanlar, bu durumu “endüstriyel ölçekte cinsel istismar materyali üretimi” olarak tanımlıyor.

Bu gelişme, dijital platformların kontrolsüzlüğünün sistematik bir sorun olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Grok, kullanıcıların yabancıların ve ünlülerin fotoğraflarını yükleyerek onları dijital olarak iç çamaşırları içinde göstermesine imkan tanıdı. Tepkiler üzerine bazı ülkeler erişim engeli getirirken, X yönetimi özelliği kısmen durdurmak zorunda kaldı.

Ancak eleştiriler, asıl sorunun teknik bir “açık” değil, bilinçli olarak kurgulanmış bir iş modeli olduğunu vurguluyor.

Dijital platformlarda teşvikler tamamen yanlış hizalanmış durumda. Sosyal medya ve yapay zeka şirketleri, güvenliği öncelemek yerine öfke, skandal ve krizlerden ekonomik kazanç elde eden bir iş modeliyle hareket ediyor. Tepki çeken içerikler daha fazla etkileşim, daha fazla görünürlük ve daha fazla gelir anlamına geliyor. Hukuki açıdan bağlayıcı, net ve evrensel asgari güvenlik standartları oluşturulmadığı sürece bu tabloyu değiştirecek bir mekanizma bulunmuyor. Bu nedenle her yeni teknolojik ürün, kamu yararı yerine ticari getirinin öncelendiği yeni bir skandalın zeminini hazırlıyor.

Skandal Üreten Dijital Sektör

Sosyal medyanın bireyler ve toplum üzerindeki etkilerine ilişkin bugüne kadar yapılmış en kapsamlı deneysel çalışmalardan biri, dijital platformların yapısal sorunlarını gözler önüne serdi. Stanford ve New York Üniversitesi (NYU) bünyesindeki akademisyenlerin yürüttüğü araştırma, özellikle Facebook kullanımının ruh sağlığından siyasete kadar geniş bir alanda olumsuz sonuçlar ürettiğini ortaya koydu.

Katılımcıların bir bölümü, dört hafta boyunca Facebook hesaplarını tamamen kapattı. Sonuçlar, sosyal medyanın iddia edildiği gibi “bedava refah” üretmediğini, aksine bağımlılık ve yanlış algılar üzerine kurulu bir sektör olduğunu gösterdi.

Çalışmaya göre Facebook’un devre dışı bırakılması, kullanıcıların günde ortalama 60 dakikasını serbest bıraktı. Bu zamanın büyük bölümü başka dijital platformlara değil; aile ve arkadaşlarla yüz yüze vakit geçirme, yalnız ama çevrimdışı aktiviteler, daha az ekranla geçirilen günlük yaşama kaydı.

Araştırmacılara göre bu bulgu, sosyal medyanın offline sosyal ilişkileri ikame eden değil, onları daraltan bir yapı olduğunu gösteriyor.

Facebook’tan uzak kalan katılımcılarda mutluluk ve yaşam doyumu arttı, depresyon ve kaygı düzeyi düştü.

Araştırma, sosyal medyanın ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin abartı değil, ölçülebilir bir gerçek olduğunu vurguluyor. Üstelik bu iyileşme, yalnızca dört haftalık bir kopuşta dahi gözlemlendi.

Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, sosyal medyanın siyasal etkileriyle ilgili. Facebook’tan uzaklaşan katılımcıların haber takibi ve güncel bilgi düzeyi azaldı, buna karşın siyasal kutuplaşma belirgin biçimde düştü.

Bu durum, sosyal medyanın bir yandan bilgiye erişimi kolaylaştırırken, diğer yandan ideolojik yankı odaları oluşturarak toplumsal ayrışmayı derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

Araştırma, sosyal medya sektörünün en kritik açmazını da açığa çıkardı:

Kullanıcılar Facebook’u kapatmak için başlangıçta yüksek bir maddi karşılık talep ediyor. Ancak hesaplarını kapattıktan sonra Facebook’u eskisi kadar istemediklerini fark ediyor, platforma biçtikleri değer düşüyor, kullanım alışkanlıkları kalıcı biçimde azalıyor.

Araştırmacılar bu durumu, bağımlılık ve yanlış beklenti (projection bias) kavramlarıyla açıklıyor. Yani kullanıcılar, sosyal medyanın kendilerine verdiği zararı ancak ondan uzaklaştıklarında fark edebiliyor.

Sosyal Medya Devleri 2025’te Ne Kadar Kazandı?

Sosyal medya ve yapay zeka sektöründe son yıllarda yaşanan skandallar dijital platformların kar–sorumluluk dengesini yeniden tartışmaya açtı. 2025 yılına ait gelir verileri ise tabloyu daha net ortaya koyuyor: Şirketler tarihi kazançlar elde ederken, güvenlik ve toplumsal etkiler arka planda kalıyor.

Meta (Facebook, Instagram, WhatsApp), 2025’te gelirini yaklaşık 190 milyar dolar seviyesine taşıdı. Şirketin ana gelir kalemi, Facebook ve Instagram’daki hedefli reklamlar olmaya devam ediyor. Meta’nın yalnızca bir çeyrekte elde ettiği gelir, birçok ülkenin yıllık bütçesini aşan düzeylere ulaşıyor.

Bu büyüme, Meta’nın aynı dönemde gençleri bağımlı hale getiren tasarımlar nedeniyle ABD’de çok sayıda eyalet tarafından dava edilmesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Eleştirmenlere göre şirket, “daha fazla etkileşim eşirttir daha fazla reklam geliri” denkleminden vazgeçmiyor.

YouTube: Tek Platformdan 60 Milyar Dolar

Google’ın çatı şirketi Alphabet bünyesindeki YouTube, 2025’te tek başına yaklaşık 60 milyar dolar gelir elde etti. Reklamlar ve Premium abonelikler, YouTube’u yalnızca bir video platformu olmaktan çıkarıp küresel bir medya devine dönüştürdü.

Uzmanlar, YouTube’un “sonsuz izleme” ve algoritmik öneri sistemlerinin, kullanıcıyı platformda tutmaya odaklanan sektör mantığının en görünür örneklerinden biri olduğunu vurguluyor.

TikTok ve ByteDance

Çin merkezli ByteDance’in sahibi olduğu TikTok, 2025’te reklam ve e-ticaret gelirleriyle hızlı bir yükseliş kaydetti. Şirketin çeyreklik gelirlerinin 40 milyar doların üzerine çıktığı tahmin ediliyor. Bu rakam, TikTok’u Meta ile aynı ligde bir reklam devi haline getiriyor.

TikTok da tıpkı Meta gibi, özellikle gençler üzerindeki bağımlılık etkisi ve veri kullanımı nedeniyle hem ABD’de hem Avrupa’da soruşturmalarla karşı karşıya.

Muhabir: Yakup YÜKSEK