manşetler

İRAN’DAN SONRA LÜBNAN’DA DA DUVARA TOSLADILAR

Soykırımcı israil, İran İslam Cumhuriyeti’nde “rejim değişikliği” hedefiyle başlattığı süreçte sahadaki gerçeklik karşısında geri adım atmak zorunda kalırken, Lübnan cephesinde de direniş karşısında ağır kayıplar ve beklenmedik bir dirençle karşılaşıyor. Siyonist cepheden art arda gelen askeri değerlendirmeler, çelişkili siyasi açıklamalar ve sahadaki gelişmeler, Tel Aviv’in hem savaş hedeflerinde hem de stratejik hesaplarında ciddi bir çözülme ve yön kaybı yaşadığını gözler önüne seriyor.

Abone Ol

Soykırımcı israil 3 günde rejim değiştirme hevesiyle başladığı İran savaşında yenilgiye uğrarken bir yandan da Lübnan’da ağır kayıplar veriyor.

Soykırımcı israil ordusu, Hizbullah’ın “mühimmat kullanımını rasyonelleştirme” politikası izlediğini ve bu sayede uzun süre israilin derinliklerine roket ve insansız hava aracı saldırılarını sürdürebileceğini değerlendiriyor. Bu değerlendirme, israil güvenlik kurumunun Hizbullah’ın elindeki kalan kapasitelere ilişkin güncel bir durum analizi hazırladığı bir dönemde yapıldı. İbranice Kanal 12’nin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Hizbullah uzun süreli bir savaşa hazır görünüyor.

İşgal ordusunun tahminlerine göre Hizbullah, roketler ve İHA’lar dahil olmak üzere günde yaklaşık 200 saldırılık bir tempo ile yaklaşık beş ay daha operasyonlarını sürdürebilecek kapasiteye sahip. Hareket elindeki roket ve mühimmat stoklarını dikkatli şekilde yöneterek “tasarruflu kullanım” stratejisi uyguluyor ve böylece ateş gücünü uzun vadede korumayı hedefliyor. Bu tahminlere göre Hizbullah’ın hala yüzlerce fırlatma rampasına sahip olduğu ve bunların çoğunun Litani Nehri’nin kuzeyinde konuşlandığı belirtiliyor.

israilli yetkililer ABD yönetimine, savaş alanlarının tamamen ayrılması gerektiği yönünde bir mesaj iletti. Kaynaklara göre israil, İran ile ateşkes sağlansa bile Lübnan’da Hizbullah’a karşı operasyonlarını sürdürmeyi ve hatta artırmayı planlıyor.

israil HİZBULLAH’IN ASKERİ KAPASİTESİNE ŞAŞIRDI

Kanal 12'nin yayımladığı kayıtlarda, israil ordusunun kuzey bölge komutanı Rafi Milo ile “Misgav Am” kibbutzunun sakinleri arasında geçen gergin bir konuşma yer aldı. Milo, Hizbullah’ın kapasitesinin beklentilerin ötesinde olduğunu kabul ederek, “Düşündüklerimiz ile sahada gördüklerimiz arasında bir boşluk var” dedi.

Milo, kuzey cephesindeki durumun karmaşıklığına dikkat çekerek, Hizbullah’ın ‘’aldığı darbelere ‘’ rağmen kapasitesini yeniden inşa edebildiğini söyledi. “Kuzey Okları operasyonunu (Eylül 2024’te başlayıp ateşkesle sona erdi) nasıl bitirdiğimiz ile ulaştığımız sonuçlar arasında fark var. Sahada Hizbullah’ın hala ayakta olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Hizbullah’ın operasyonel kapasitesinin hala endişe verici olduğunu belirten Milo, “En büyük kaygı roket atışları. Bu roketlerin büyük kısmı hala bize ve orduya doğru fırlatılıyor” dedi. İşgal ordusuna göre Hizbullah’ın hala yaklaşık 10 bin roketi ve yüzlerce aktif fırlatma rampası bulunuyor.

İran ile savaşa ilişkin değerlendirmesinde Milo, israildeki siyasi söylemlere kıyasla daha temkinli bir yaklaşım ortaya koydu. “Bunun rejimin devrilmesiyle sonuçlanacağını düşünmüyorum. Görünen o ki sistem, aldığı darbelere rağmen hala istikrarlı ve muhtemelen süreç bir anlaşmayla sonuçlanacak” dedi.

GALLANT: HİZBULLAH’IN KAPASİTESİ HAFİFE ALINDI

Soykırımcı israilin eski Savunma Bakanı Yoav Gallant da yaptığı açıklamada, savaşın başında Hizbullah’ın kapasitesinin olduğundan düşük değerlendirildiğini söyledi. Gallant, Ekim 2024 ve Haziran 2025’teki saldırılar gibi bazı aşamalarda Hizbullah’ın karşılık vermemiş olmasının, bazı çevrelerde “sonradan da yanıt vermeyeceği” yönünde bir kanaat oluşturduğunu belirtti.

Gallant, “açıklanan hedefler ile uygulamaya konulan planlar arasında bir boşluk olduğunu” vurgulayarak, Hizbullah’ın tasfiye edilmesinin askeri planlara açık bir hedef olarak dahil edilmemesi ile siyasi düzeyden gelen farklı açıklamaların, stratejik bir soruna işaret ettiğini ifade etti.

Ayrıca Gallant, “hedeflerin netliği ve siyasi liderlikten sahadaki birimlere kadar uyumlu olması, koordineli ve etkili bir operasyon için temel şarttır” dedi.

Sahadaki askeri varlığa ilişkin olarak Gallant, “atılacak her adımın israilin kuzeyindeki yerleşimlerin güvenliğiyle bağlantılı olması gerektiğini” belirtti ve roketlerin büyük bir kısmının Litani Nehri’nin kuzeyinden fırlatıldığını dile getirdi.

Gallant ayrıca, ordunun Litani Nehri’ni aşmakla görevlendirildiğini hatırlamadığını söyleyerek, olası bir ilerlemenin teorik olarak daha derin bölgelere, hatta Suriye sınırına kadar uzanabileceğine işaret etti.

OLMERT: HİZBULLAH’IN SİLAHI İÇİN SİHİRLİ BİR ÇÖZÜMÜMÜZ YOK

israilin eski başbakanı Ehud Olmert, “israilin şu anda Güney Lübnan’da Litani Nehri’ne kadar ilerlediği ve bunun ardından kuzeydeki tehditlerin sona ereceği” yönünde bir tablo çizmeye çalışanları “saçmalık, yanıltma ve aldatma” ifadeleriyle eleştirdi.

Olmert, israil Kanal 12’ye verdiği röportajda, “Bunun bir manipülasyon olduğunu” belirterek, “Çünkü ateşin büyük kısmı Litani’nin kuzeyinden geliyor” dedi.

“Elbette roketler oradan fırlatılıyor. İşgalden söz edenler aslında tüm Lübnan’ın işgalinden söz ediyorlar ki bu da bizi girmememiz gereken tehlikeli bir bataklığa sürükler” ifadelerini kullandı.

Olmert, “Hizbullah’ın roket menzilinin 50 kilometrenin çok ötesinde olduğunu anlamamız gerekiyor” dedi.

Ayrıca, “Popülist açıklamalar yapanlar var, ancak asıl soru şu: Ne yapacağız? Öncelikle Lübnan hükümetiyle bir uzlaşıya varma fırsatını değerlendirmeliyiz” diye konuştu.

Olmert, böyle bir uzlaşının Hizbullah’ın hemen silahsızlandırılması anlamına gelmeyeceğini, belirtti.

“Hiçbir sihirli çözüm yoktur ve varmış gibi bir yanılsama oluşturulmamalıdır” diyen Olmert, geçen yıl Hizbullah’ın bittiği ve artık silahı ya da kapasitesi kalmadığı yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığını vurguladı.

Olmert, “Ben bunu hiçbir zaman söylemedim. Oysa İkinci Lübnan Savaşı’ndan sonra 17 yıl boyunca tek bir kurşun dahi atılmadı” dedi.

Lübnan hükümetinin artık müzakereye ve hatta israil ile bir barış anlaşmasına açık olduğunu iddia eden Olmert, bunun “gerçeklikte köklü bir değişim” olduğunu ifade etti.

“Bu durum Hizbullah’ı hemen ortadan kaldırmaz, ancak Lübnan ile iş birliği içinde ve siyasi düzenlemeler temelinde yürütülecek kademeli bir süreçle, Hizbullah’ı geri adım atmaya zorlamak ve gücünü azaltmak mümkün olabilir” diye ekledi.

HİZBULLAH israil SAVAŞ GEMİSİNİ VURDU

Hizbullah, Pazar günü Lübnan kıyılarının 68 deniz mili açığında bulunan israile ait bir savaş gemisini hedef aldığını duyurdu.

Açıklamada, söz konusu geminin Lübnan topraklarına yönelik saldırılar gerçekleştirmeye hazırlandığı belirtilirken, operasyonun sabaha karşı saat 00.05’te gerçekleştirildiği ifade edildi.

Hizbullah hedefin saatler süren takibin ardından deniz tipi bir kruz füzesiyle vurulduğunu ve doğrudan isabet sağlandığının teyit edildiğini bildirdi.

Açıklamada ayrıca bu saldırının, israilin köy ve şehirleri bombalaması, altyapıyı tahrip etmesi ve sivilleri yerinden etmesine karşılık olarak, Lübnan’ı ve halkını savunma amacıyla gerçekleştirildiği vurgulandı.

Hizbullah'ın açıklaması, Hasan Nasrallah’ın sözleri hatırlatılarak başladı. Nasrallah o dönemde yaptığı bir konuşmada, israile ait “Saar” sınıfı savaş gemisinin vurulduğunu şu ifadelerle duyurmuştu:

“Şu anda denizin ortasında, altyapımıza, insanların evlerine ve sivillere saldıran İsrail savaş gemisine bakın… Onun yandığını görün.”

SİYONİSTLER LÜBNAN’DA DA SİVİLLERİ HEDEF ALIYOR

Direnişe karşı büyük kayıplar veren israil işgal ordusu, Lübnan’a yönelik saldırılarını tırmandırarak Lübnan-Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı bölgesinin derhal tahliye edilmesi yönünde acil bir uyarı yaptı. israil, resmi Lübnan makamlarının bu iddiaları yalanlamasına rağmen, geçidin askeri amaçlarla kullanıldığı iddiasıyla yakın zamanda hava saldırıları düzenlemekle tehdit etti.

Tehditlerin ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda büyük bir panik yaşandı. Gümrük sahaları kamyonlardan boşaltılırken, bazı araçlar sınır yakınında mahsur kaldı. Lübnan Genel Güvenlik birimleri de olası bir saldırıyı önlemek amacıyla sınır kapısındaki merkezlerini tahliye etti.

israil ayrıca Lübnan’ın güneyindeki Sayda kazasına bağlı Kefrahtı beldesinin de boşaltılması yönünde uyarı yaptı. Bu uyarının ardından bölgede halkın göç ettiği bildirildi.

Öte yandan israil savaş uçakları, başta Batı Bekaa ve Güney Lübnan olmak üzere birçok bölgeye hava saldırıları düzenledi. Ülkenin doğusundaki Karun beldesi hedef alınırken, Sur kazasına bağlı Maarake beldesine düzenlenen bir saldırıda, aralarında bir kadının da bulunduğu 5 kişi şehit oldu, bir kişi ise yaralandı.

Bu gelişmeler yaşanırken, israil yönetimi içinde de Lübnan’daki savaşın hedefleri konusunda çelişkili açıklamalar dikkat çekiyor. Özellikle Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesinde farklı görüşler öne çıkıyor.

“Yediot Ahronot” gazetesine konuşan bir israilli askeri yetkili, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının savaşın mevcut hedefleri arasında olmadığı yönündeki açıklamaların bir “dil sürçmesi” olmadığını, bu görüşü dile getiren yetkilinin “tam destek gördüğünü” söyledi. Ancak aynı yetkili, ordunun bu hedeften tamamen vazgeçmediğini de belirtti.

Yetkili, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının “mevcut savaşta kuzey komutanlığının görevleri arasında yer almadığını”, bunun uzun vadeli bir hedef olduğunu ifade etti. Mevcut operasyonların ise “kuzeydeki tehdidi uzaklaştırmak ve ateşkesi sağlamak” üzerine yoğunlaştığını, bu nedenle ortada bir çelişki olmadığını savundu.

Bu açıklamalar, israil Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın tutumuyla çelişiyor. Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile yaptığı güvenlik değerlendirmesinin ardından, israilin Lübnan’daki “en üst hedefinin” Hizbullah’ın askeri ve siyasi yollarla silahsızlandırılması olduğunu söylemişti.

israilin benzer bir stratejik tutarsızlığı İran dosyasında da sergilediği görülüyor. Başlangıçta “rejim değişikliği” söylemiyle sert bir hat çizen Tel Aviv ve müttefikleri, sahadaki gerçeklik ve maliyetlerin artmasıyla bu hedefi geri plana itti. Son dönemde yapılan açıklamalarda ise önceliğin rejimi devirmek değil, “tehditleri sınırlamak ve dengelemek” olduğu vurgulanıyor. Bu durum, ilk aşamada maksimalist hedeflerle yola çıkılıp daha sonra daha dar ve yönetilebilir hedeflere geri dönüldüğünü ortaya koyuyor.

Benzer bir geri adımın Lübnan sahasında da yaşandığı dikkat çekiyor. Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması ve etkisiz hale getirilmesi hedefi başlangıçta güçlü şekilde dillendirilirken, bugün bu hedefin uzun vadeye yayıldığı ve mevcut operasyonların daha çok “tehdidi sınırlama” çerçevesine çekildiği ifade ediliyor. Böylece israilin hem İran’da hem de Lübnan’da başlangıçtaki iddialı söylemlerden uzaklaşarak daha sınırlı ve pragmatik bir çizgiye yöneldiği görülüyor.

LÜBNAN CUMHURBAŞKANI: FİTNE GİRİŞİMLERİ israile HİZMETTİR

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da, iç istikrarın korunmasının en öncelikli mesele olduğunu vurgulayarak, iç barışın zedelenmesinin işgale hizmet ettiğini belirtti ve yıkımı durdurmak için diplomasinin esas alınması çağrısında bulundu.

Avn, yaptığı açıklamada, “iç barış kırmızı çizgidir” diyerek, buna zarar vermeye ya da mezhepçi gerilimleri körüklemeye çalışanların “israile hizmet ettiğini” söyledi ve bunun “israil saldırılarından bile daha tehlikeli” olduğunu ifade etti.

Avn, ülkede iç savaş ya da fitne çıkmasından korkulmadığını belirterek, “1975 dönemi geride kaldı, şartlar değişti” dedi. Aynı zamanda güvenlik güçlerinin ülke istikrarını korumaya tamamen hazır olduğunu vurguladı.

Bazı medya organlarının yıkıcı bir rol oynadığını ifade eden Avn, ifade özgürlüğünü desteklediklerini ancak bunun “sorumlu bir özgürlük” olması gerektiğini söyledi.

Saha ve diplomasiyle ilgili değerlendirmelerinde Avn, israilin sivilleri ve güneydeki köyleri hedef alan saldırılarını sert şekilde kınadı. Topraklarında direnen halka selam gönderirken, savaşın etkilerini hafifletmek ve yaşam koşullarını sağlamak için tüm ülkelerle temasların sürdüğünü belirtti.

Avn, diplomasi ve müzakereye başvurmanın teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine “anlamsız savaşın” yol açtığı yıkım ve ölümleri durdurmak için gerekli bir yol olduğunu ifade etti. Ordu ve güvenlik kurumlarını hedef alan saldırıları da kınayarak, ordunun yalnızca ulusal çıkarlar doğrultusunda hareket ettiğini vurguladı.