İran’a yönelik olası bir askeri gerilim çoğu zaman Orta Doğu eksenli, israil-Körfez dengesi ve bölgesel caydırıcılık çerçevesinde değerlendirilir. Oysa İran meselesinin asıl ağırlığı bölgesel olmaktan ziyade küresel güç rekabetinin tam ortasında yer almasından kaynaklanır. İran; enerji arzı, deniz ticaret yolları, yaptırım mekanizmaları ve Avrasya bağlantı projelerinin kesiştiği stratejik bir düğüm noktasıdır. Bu nedenle İran’da yaşanacak ciddi bir kriz, yalnızca Tahran’ı değil, Pekin’i de doğrudan etkileyebilecek bir zincirleme reaksiyon üretir.

Bugünün büyük güç rekabetinde doğrudan askeri çatışma yerine ekonomik ve sistemik kırılganlıklar üzerinden baskı kurma eğilimi belirgindir. Çin’in büyüme modeli; istikrarlı enerji akışı, düşük maliyetli ham madde ve güvenli deniz yollarına dayanır. İran ise bu üç başlıkta da kritik bir konumdadır. Hürmüz Boğazı’na komşu olması ve Körfez geçişlerini etkileyebilme kapasitesi, küresel petrol ticaretinin kalbinde yer aldığı anlamına gelir. Fiili bir çatışma yaşanmasa bile, risk algısının artması sigorta primlerini yükseltir, navlun maliyetlerini artırır ve enerji fiyatlarını yukarı iter. Bu da en çok net ithalatçı ülkeleri etkiler.

Çin için dolaylı vergi

Petrol piyasaları, fiziksel kayıplardan ziyade risk beklentilerine hızlı tepki verir. Körfez merkezli bir kriz, vadeli fiyatları sıçratabilir ve enerji yoğun ekonomiler üzerinde enflasyonist baskı yaratabilir. Çin için yüksek petrol fiyatı, üretim maliyetlerinin artması ve iç talebin zayıflaması anlamına gelir. Sanayi, lojistik ve petrokimya gibi sektörler doğrudan etkilenir.

ABD de fiyat artışından muaf değil; ancak mevcut enerji tablosu farklıdır. Yüksek üretim kapasitesi ve güçlü ihracat pozisyonu, ABD’ye göreli dayanıklılık sağlar. Bu avantaj mutlak bir koruma değil, şok karşısında daha esnek bir konumdur.

Deniz yolları ve güzergah riski

Küresel petrol ticaretinin önemli bir bölümü dar boğazlardan geçer ve Hürmüz Boğazı bu ağın en kritik halkasıdır. İran’ın askeri varlığı ve kıyı hattı, bu geçişi küresel risk çarpanına dönüştürebilecek potansiyele sahiptir. Deniz taşımacılığında risk primleri, bazen fiili çatışmadan daha hızlı yükselir. Küçük bir gerilim sinyali dahi ticari maliyetleri katlayabilir.

Çin’in enerji güvenliği büyük ölçüde öngörülebilir deniz taşımacılığına bağlıdır. Böyle bir ortamda Pekin daha yüksek navlun bedelleri ödemek, daha büyük stratejik stoklar tutmak ve deniz güvenliği için daha fazla askeri kaynak ayırmak zorunda kalabilir. Bu da kalkınma önceliklerinden sapma anlamına gelir.

Yaptırımlar ve finansal baskı

İran yıllardır ağır yaptırımlar altında faaliyet göstermektedir. Buna rağmen petrol ticareti, gölge ağlar ve alternatif ödeme sistemleri üzerinden sürmektedir. Washington’un yaptırım uygulama kapasitesi, yalnızca İran’ı değil, yaptırıma dirençli ticaret ağlarını da hedef alır. İran petrolü alan ülkeler için hukuki ve finansal riskler artar.

Çin’in İran’dan aldığı petrol çoğu zaman indirimli fiyatla sisteme girer. Bu indirim, riskin karşılığıdır ve rafineri ekonomisine avantaj sağlar. Eğer yaptırım baskısı artar ve bu akış sekteye uğrarsa, Çin hem hacim hem de fiyat avantajı kaybeder. Alternatif kaynaklar genellikle daha pahalıdır ve teknik uyum gerektirir.

İran’ın jeoekonomik rolü

İran’ın Çin için önemi yalnızca petrol değildir. İran, Avrasya bağlantı projelerinde kilit bir geçiş alanıdır. Orta Asya’dan Türkiye’ye, Kafkasya’dan Körfez’e uzanan kara ve demiryolu koridorları açısından eşsiz bir konuma sahiptir. Çin’in ticaret ağlarını çeşitlendirme stratejisinde İran, deniz yollarına alternatif bir rota sunabilir.

İran istikrarlı olduğunda bu koridorlar stratejik değer kazanır. Ancak istikrarsızlık, Çin’i daha çok deniz güzergahlarına ve dolayısıyla ABD’nin üstün olduğu alanlara bağımlı kılar.

ABD’nin enerji dayanıklılığı

ABD’nin güncel enerji kapasitesi, geçmiş dönemlere kıyasla daha güçlüdür. Yüksek petrol üretimi ve artan LNG ihracatı, Washington’a küresel enerji şoklarını daha iyi yönetme imkânı tanır. Marjinal arz üzerindeki kontrol, özellikle dar piyasada stratejik önem taşır.

Ancak bu tablo sınırsız bir avantaj anlamına gelmez. Petrol fiyatlarındaki uzun süreli artış, ABD iç piyasasında siyasi ve ekonomik baskı yaratır. Müttefik ülkeler de yüksek fiyatlardan olumsuz etkilenir.

Ters etki riski

İran merkezli baskı stratejisinin en büyük riski, hedeflenen ülkenin uzun vadede uyum sağlamasıdır. Çin, tedarikçilerini çeşitlendirebilir, stratejik rezervlerini artırabilir, alternatif ödeme sistemleri geliştirebilir ve enerji yoğunluğunu azaltabilir. Kısa vadeli şok, maliyet yaratır; ancak uzun vadede sistemik dayanıklılığı güçlendirebilir.

Ayrıca uzun süren bir kriz, küresel enerji piyasasında kalıcı belirsizlik yaratır ve alternatif finansal ağların hızla gelişmesine zemin hazırlayabilir. Bu durum, yaptırım mekanizmalarının etkinliğini aşındırabilir.

İran, Orta Doğu’daki bir güvenlik dosyasından ibaret değildir; küresel rekabetin enerji, finans ve lojistik boyutlarının kesişim noktasıdır. İran’da yaşanacak bir kriz, petrol fiyatları, deniz taşımacılığı ve yaptırım uygulamaları üzerinden Çin’i dolaylı biçimde etkileyebilir. ABD’nin göreli enerji avantajı bu tür bir senaryoda manevra alanı sağlar.

Ancak stratejik baskının başarısı, süre ve dozajla yakından ilişkilidir. Aşırı tırmanma, ittifakları zayıflatabilir, küresel enerji dengesini kalıcı biçimde bozabilir ve alternatif sistemlerin hızla güçlenmesine yol açabilir. Bu nedenle İran meselesini Çin’e karşı bir kaldıraç olarak görmek mümkündür; fakat bu kaldıraç, dikkatli kullanılmadığında ters tepebilecek bir araçtır.

Muhabir: Mehmet Yaman