İran’da son dönemde artan protestolar, bölgesel dengeleri etkileyen çok katmanlı bir krize dönüşürken, sürecin yalnızca iç siyasi ve ekonomik dinamiklerle sınırlı olmadığına yönelik değerlendirmeler güç kazanıyor. ABD’den ve siyonist rejimden İran kamuoyuna yönelik açık mesajlar, Tahran’ın “dış müdahale ve yönlendirme” iddialarını uluslararası gündemin merkezine taşıdı. İranlı yetkililer, yaşananları ülkeyi istikrarsızlaştırmaya dönük koordineli bir baskı ve müdahale sürecinin parçası olarak nitelendiriyor.

İran İslami Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran’a yönelik herhangi bir dış saldırının, ABD’nin bölgedeki askeri üslerini ve işgal altındaki toprakları İran’ın ateş hattına sokacağını söyledi. Kalibaf, İran’daki son gelişmelerin ele alındığı Meclis oturumunda yaptığı konuşmada, Tahran’ın hem dış tehditlere hem de içeriden yürütüldüğünü savunduğu güvenlik risklerine karşı kararlı bir duruş sergileyeceğini vurguladı.

Kalibaf, “Eğer İran’a yönelik bir saldırı gerçekleşirse, ABD’nin bölgedeki üsleri ve işgal altındaki topraklar hedefimiz olacaktır” ifadelerini kullanarak, düşmanların İran halkının meşru taleplerini istismar ettiğini belirtti. Son askeri saldırılarda yaşanan başarısızlıkların ardından İran’a karşı içeriden bir terör savaşı yürütüldüğünü belirten Kalibaf, İran halkının bu süreçte direncini ve vatanseverliğini ortaya koyduğunu dile getirdi.

Güvenlik–ekonomi ilişkisine de değinen Kalibaf, “Sürdürülebilir güvenlik, ekonomik istikrarın temel şartıdır” diyerek, İran’a karşı yürütülen eylemlerin doğrudan halkın geçimini hedef aldığını belirtti. İç güvenlik güçlerinin bu sürece sert ve kararlı biçimde karşılık vereceğini belirtti.

Kalibaf ayrıca, Donald Trump’ın İran’a karşı yürütüldüğünü belirttiği savaşa resmen destek verdiğini belirterek, “Ancak İran bu savaşı boşa çıkaracak ve başarısızlığa uğratacaktır” dedi.

İran’ın barışçıl protesto ve itiraz hakkını tanıdığını ifade eden Kalibaf, buna karşın terör eylemleri ve terör bağlantılı unsurlarla mücadelede taviz verilmeyeceğini söyledi. Kamu mallarına zarar veren ve can kayıplarına yol açan kişi ve gruplarla kararlılıkla mücadele edileceğini vurguladı.

Kalibaf, “Önümüzdeki günlerde güvenlik yeniden tesis edilecek. Dün terörist faaliyetlerde belirgin bir gerileme yaşandı” sözleriyle, İran’ı istikrarsızlaştırma planlarının başarısız olacağını ifade etti. Aynı Meclis oturumunda İranlı milletvekilleri ABD karşıtı sloganlar attı.

Öte yandan İran İçişleri Bakanı İskender Mü’minî, protestoların vandalizm ve terör eylemlerine dönüştürülmesinin halkın itiraz sesinin duyulmasını engellediğini söyledi. İranlı yetkililer ise olaylara karışan bazı grupların Mossad ve ABD çıkarlarına hizmet eden yapılarla bağlantılı olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan: İran Halkı Birlik İçinde

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi ile yaptığı görüşmede, ABD’yi İran’da kaos ve istikrarsızlık oluşturmaya çalışmakla suçladı. Pezeşkiyan, “ABD kışkırtma yaparak kaos ve karışıklık çıkarmaya çalışıyor. Buna rağmen İran halkı her zamankinden daha fazla birlik içindedir ve vatanını ile sistemini desteklemeye devam etmektedir” dedi.

Pezeşkiyan, ABD ve siyonist terör rejiminin bölgedeki politikalarının temel amacının sürekli savaş ve güvensizlik ortamı oluşturmak, İslam ülkelerinin birlikteliğini engellemek ve aralarındaki ayrılıkları derinleştirmek olduğunu belirtti. Bu girişimlerin, söz konusu aktörlerin kendi hedeflerine ulaşmasını amaçladığını ifade etti.

İran Cumhurbaşkanı, uluslararası kamuoyunun ABD’nin diplomasiyi hedef alan tutumunu ve insanlığa karşı suç olarak nitelendirdiği uygulamalarını açık şekilde gördüğünü belirterek, İran’ın buna karşın müzakere masasında ciddi ve sorumlu bir yaklaşım sergilediğini söyledi.

Haydut Trump Tehdit Etti

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da petrol şirketlerinin yöneticileriyle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarına gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, İran’daki protestolarla ilgili bir soru üzerine, ülkedeki durumun çok yakından takip edildiğini söyledi.

İran’ın ciddi bir krizle karşı karşıya olduğunu iddia eden Trump, “İran’ın başı büyük dertte. Bana öyle geliyor ki halk bazı şehirleri ele geçiriyor. Birkaç hafta önce kimse bunun mümkün olacağını düşünmezdi” ifadelerini kullandı.

İran’ı tehdit eden ABD Başkanı, “İranlı liderlere şunu söylüyorum: Ateş açmasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız” dedi.

Cumartesi günü ABD merkezli Truth Social sosyal medya platformundan açıklama yapan ABD Başkanı, ABD'nin İran halkına "yardıma hazır olduğunu" söyledi.

ABD Senatörü Lindsey Graham da "yardım yolda" diyerek İran’a saldırı sinyali verdi.

Siyonistler Alarma Geçti

Bilgi sahibi üç siyonist kaynak, ABD’nin olası bir müdahalesine karşı siyonist terör rejiminin en üst düzey alarm durumuna geçtiğini bildirdi.

Kaynaklara göre bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın son günlerde İran’a müdahale tehdidini defalarca dile getirmesinin ardından atıldı.

Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada, “ABD yardıma hazır” ifadelerini kullandı.

Cumartesi günü yapılan bir telefon görüşmesinde, siyonist terör rejiminin sözde Başbakanı Benjamin Netanyahu ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin İran’a olası saldırısını ele aldı. Bu bilgi, konuya yakın bir israilli kaynak tarafından paylaşıldı.

Bir ABD’li yetkili ise Rubio ile Netanyahu’nun görüştüğünü doğruladı, ancak görüşmede ele alınan başlıklara ilişkin ayrıntı vermedi.

Siyonistlerin 3 Senaryosu Var

İbranice yayın yapan Yedioth Ahronoth gazetesi mevcut sürecin “rejimin geleceği açısından şimdiye kadarki en kritik dönem” olabileceği iddiasına yer verdi.

Yedioth Ahronoth’a göre mevcut protestolar, önceki dalgalardan hem kapsam hem de söylem açısından ayrılıyor. İddiaya göre bu kez doğrudan rejimin devrilmesi ve monarşinin geri getirilmesi çağrılarıyla şekilleniyor. Gazete, sürgündeki Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’nin protestolara dışarıdan liderlik ettiğini ve eylemlere bir milyondan fazla kişinin katıldığını iddia etti.

Siyonistlere göre İran için üç ana senaryo öne çıkıyor:

Güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle protestoların bastırılması,

Protestoların büyüyerek rejimin istikrarını ciddi biçimde sarsması ve çöküşe yol açması,

Yönetimin kontrolü kaybettiğini kabul ederek ya askeri bir geçiş sürecine ya da ABD ile uzlaşmaya yönelmesi.

Bu senaryolar arasında üçüncüsünün şu aşamada en düşük ihtimal olduğu belirtiliyor.

Kışkırtma, Propaganda ve Örtülü Destek

İran’da son haftalarda büyüyen protesto dalgası, siyonist terör rejiminin tutumunda dikkat çekici bir çelişkiyi gözler önüne seriyor. Bir yanda, Tahran yönetimine “dış müdahale” suçlaması için gerekçe verilmemesi adına yapılan sessizlik ve temkin çağrıları, diğer yanda ise giderek artan biçimde siyasi, medya ve dijital alanda İran kamuoyuna yönelik destek ve kışkırtma içeren mesajlar bulunuyor.

Bu çelişki, siyonist terör rejiminin İran’daki gelişmelere ne ölçüde ve hangi yöntemlerle müdahil olduğunu anlamak açısından önem taşıyor. Özellikle kamuoyuna açık sinyaller, Tel Aviv’in gizli faaliyetler ile görünür müdahale arasındaki sınırı nerede çizdiğine dair önemli ipuçları veriyor.

Göstergeler ne Söylüyor?

Son dönemde dikkat çeken göstergeler; Farsça yapılan sosyal medya paylaşımları, İran halkına doğrudan hitap eden mesajlar, siyonist bakan ve milletvekillerinin açıklamaları, medya sızıntıları ve istihbarat çevrelerinden gelen dolaylı itiraflar şeklinde sıralanıyor. Bu unsurlar birlikte ele alındığında, siyonist terör rejiminin İran’daki protestoları salt izlemekle yetinmediği, yönlendirme ve teşvik boyutuna geçen bir angajman sergilediği görülüyor.

“Rejim değişimi” Hedefi Masadaydı

Siyonist rejimde karar alıcı çevrelere yakın analizlerde, protestolar başlamadan önce dahi “rejimin devrilmesi” ihtimalinin stratejik bir fırsat olarak değerlendirildiği dikkat çekiyor. İran’daki ekonomik ve toplumsal krizlerin, siyonist rejim açısından uzun vadeli bir hedefin parçası olarak ele alındığı görülüyor.

Siyasi Söylemde Üç Aşamalı Çizgi

Siyonist terör rejiminin üst düzey siyasetçilerinin açıklamaları, aynı hedefe yönelen ancak tonu farklılaşan üç aşamalı bir tablo ortaya koyuyor:

Başbakan Binyamin Netanyahu, İran halkıyla dayanışma vurgusu yaparak protestoları “tarihi bir an” olarak niteledi ve sürece dolaylı bir meşruiyet çerçevesi çizdi.

Eski Savunma Bakanı Benny Gantz, daha açık bir dil kullanarak İran halkının rejime karşı desteklenmesi gerektiğini savundu ve bunu siyonist rejimin İran’a karşı genel stratejisinin parçası olarak sundu.

Eski Başbakan Naftali Bennett ise doğrudan İran halkına seslenerek “değişimin mümkün olduğu” ve “özgür dünyanın yanlarında bulunduğu” mesajını verdi; böylece siyasi açıklamayı psikolojik mobilizasyon düzeyine taşıdı.

Buna ek olarak Enerji Bakanı Eli Cohen’in “rejim düşerse yardım edeceğiz” açıklaması ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Farsça paylaşımlarla “yanınızdayız” mesajı vermesi, desteğin sembolik olmaktan çıkıp açık hedefe dönüştüğünü gösterdi.

Tüm bu açıklamalara karşın, bazı siyonist yetkililer daha temkinli bir tutumdan yana. Kabine üyesi Zeev Elkin, yaşananların hassasiyetine dikkat çekerek mümkün olduğunca az konuşulması gerektiğini savundu. Ancak aynı anda farklı isimlerden gelen sert ve doğrudan mesajlar, merkezi bir söylem disiplininin kalmadığını ortaya koyuyor.

Muhalefet lideri Yair Lapid’in bir yandan sessizlik çağrısı yapıp, diğer yandan geçmişte konuyla ilgili açıklamalarının bulunması da bu tutarsızlığı pekiştiriyor.

Medya ve İstihbarat Boyutu

Siyonist rejim medyasında yer alan haberler, Tel Aviv yönetiminin İran’daki gelişmelere daha doğrudan müdahil olma seçeneklerini değerlendirdiğini aktarıyor. Mossad’ın sosyal medya üzerinden protestoculara yardım edildiğini ima eden paylaşımları ve bazı bakanların “söz değil, fiil” çağrıları, örtülü faaliyetlerin kısmen alenileştiğini gösteriyor.

Ortaya çıkan tablo, kademeli ve hesaplı bir angajmana işaret ediyor. Her ne kadar siyonist rejim içinde sessizliği savunan bir kesim bulunsa da, çok sayıda aktörün eş zamanlı çıkışları bu çizginin korunmasını zorlaştırıyor.

Bu nedenle, siyonist terör rejiminin İran’daki protestolara yönelik rolü yalnızca Tahran’ın genel “dış müdahale” söylemiyle açıklanamayacak kadar somut göstergelerle desteklenen bir gerçekliğe dönüşmüş durumda. Tel Aviv hem sahne arkasında hem de kamuoyuna yansıyan düzeyde, İran’daki süreci etkilemeye dönük organize bir strateji izliyor.

ABD’nin Saldırı Planı Masada

Wall Street Journal gazetesi, ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, son günlerde yaşanan gerilimin ardından Trump’ın dile getirdiği tehditlerin hayata geçirilmesi ihtimaline karşı, İran’a yönelik askeri seçenekler konusunda ön görüşmeler yaptığını aktardı.

Gazeteye göre bu görüşmeler, olası bir tırmanma kararı alınması durumunda İran içinde hedef alınabilecek noktaların belirlenmesini de kapsadı. ABD’li bir yetkili, masaya yatırılan seçeneklerden birinin, aynı anda birden fazla İran askeri hedefini vurmayı amaçlayan geniş çaplı bir hava saldırısı olduğunu söyledi.

Ancak Wall Street Journal’ın aktardığına göre başka bir ABD’li yetkili, söz konusu görüşmelerin Trump yönetimi içinde ortak bir mutabakata ulaşmadığını vurguladı. Aynı yetkili, olası bir saldırıya hazırlık kapsamında herhangi bir askeri teçhizat veya kuvvet sevkiyatı yapılmadığını da özellikle belirtti.

Yetkililer ayrıca bu tür sızıntıların abartılmaması gerektiği uyarısında bulunarak, yapılan temasların kriz dönemlerinde olağan kabul edilen askeri planlama çalışmaları kapsamında olduğunu ve bunun derhal bir harekat niyeti anlamına gelmediğini ifade etti.

Muhabir: ENSARİ ŞANA