HÜDA PAR Genel Merkezi, bölgedeki jeopolitik gelişmeleri ele aldığı son açıklamasında, Amerika Birleşik Devletleri’ne ait askeri üslerin varlığını sert bir dille eleştirdi. Bu üslerin bölge barışı ve güvenliği için ciddi bir tehdit unsuru olduğu vurgulanırken, bölge devletlerinin kendi istikrarı için bu tesisleri bir an önce kapatması gerektiği ifade edildi.
"ABD, siyonist rejimin güvenliği uğruna tüm müttefiklerini feda edebilir"
ABD Başkanı Donald Trump’ın Körfez ülkelerinden sağladığı 3 trilyon doları aşan yatırım ve silah anlaşmalarına dikkat çekilen açıklamada, Washington yönetiminin siyonist terör rejiminin çıkarları uğruna Orta Doğu’yu ateşe atmaktan geri durmadığı vurgulandı.
Körfez ülkelerinin ABD'ye milyarlarca dolar kaynak aktardığı ancak bugün Washington'un zorbalığının bedelini ödedikleri belirtilen değerlendirmede, "ABD’nin Güney Kore’de konuşlu bazı hava savunma sistemlerini dahi siyonist rejimin güvenliği için başka bölgelere kaydırması, Washington’un siyonistler söz konusu olduğunda başka hiçbir 'müttefikini' öncelikli görmediğini açıkça göstermiştir." denildi.
“Bölge ülkeleri, kendi aralarındaki ihtilafları diyalog ve ortak akılla çözebilecek güce sahiptir”
Bölge devletlerine çağrıda bulunulan açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
"ABD’nin bölge ülkelerini yalnızca finansal gelir kaynağı olarak gördüğü ve kendi kurduğu güvenlik mimarisini dahi korumakta yetersiz kaldığı ortadadır. Bu girdaptan çıkışın yolu, bölge devletlerinin egemen iradeleriyle ABD askeri üslerinin kapatıldığını ilan etmelerinden geçmektedir. ABD ve siyonist müdahalenin olmadığı bir ortamda bölge ülkeleri, kendi aralarındaki ihtilafları diyalog ve ortak akılla çözebilecek güce sahiptir."
"Özgürlük kılıfı altındaki saldırıların bedelini siviller ödüyor"
Değerlendirmede, siyonist rejimin sözde başbakanının İran'a yönelik saldırılar sırasında başvurduğu "İran halkını kurtarma" şeklindeki ikiyüzlü söylemlerine de değinildi. Bu durumun, emperyalizmin tarih boyunca başvurduğu propagandanın yeni bir örneği olduğu hatırlatıldı.
Geçmişte Irak ve Afganistan'a "demokrasi getirme" bahanesiyle yapılan işgallerin milyonlarca ölüme ve yıkıma yol açtığı hatırlatılan açıklamada, şu değerlendirmelerde bulunuldu:
"Bugün de 'özgürlük' ve 'kurtarma' adı altında yürütülen bu saldırgan politikaların bedelini yine siviller, çocuklar ve kadınlar ödemektedir. İran’a yönelik saldırılar, uluslararası hukuk açısından hiçbir meşru dayanağa sahip değildir. Bir devletin liderini, sivillerin ve öğrencilerin bulunduğu alanları hedef almak, uluslararası hukukun açık ihlali ve ağır savaş suçlarıdır."
"Saldırgan aktörlere karşı yaptırım uygulanmalı"
Açıklamada uluslararası toplumun sessizliğinin kabul edilemez bir boyuta ulaştığı ve bu cezasızlık ortamının siyonist rejimi cesaretlendirdiği vurgulanarak, "Uluslararası toplum, bu hukuksuz saldırganlığa karşı ortak bir küresel duruş sergilemeli; saldırgan politikaları sürdüren aktörlere karşı siyasi, ekonomik ve diplomatik yaptırımların uygulanacağı geniş bir uluslararası birlik oluşturmalıdır." çağrısında bulunuldu.
“Filistin’den Lübnan’a uzanan saldırı zinciri siyonist rejimin 'büyük israil' projesinin yansıması”
Siyonist terör rejiminin "güvenlik bölgesi" yalanıyla Lübnan'ı adım adım Gazze'ye çevirmeye çalıştığı ve açık bir yayılmacılık politikası izlediği kaydedilen değerlendirmede, Lübnan yönetiminin pasif tutumuna da sert tepki gösterildi.
Yüzlerce sivilin katledilmesine ve evlerin yıkılmasına rağmen Lübnan yönetiminin direniş hareketlerini suçlayan tavrının eleştirildiği açıklamada, "Lübnan yönetiminin bu katliamların hesabını sormaması ve gerilimin sorumluluğunu direniş hareketlerine yüklemesi, fiilen siyonist emellere hizmet eden bir yaklaşım haline gelmektedir. Filistin’den Lübnan’a uzanan saldırı ve işgal zinciri, siyonist rejimin 'Büyük israil' projesinin sahadaki yansımasıdır." ifadeleri kullanıldı.
“Lübnan topraklarını koruyacak caydırıcı bir savunma politikası geliştirmeli”
Birleşmiş Milletler güçlerinin hiçbir caydırıcılığının kalmadığı hatırlatılarak, “Lübnan devleti egemenlik temelinde net bir güvenlik doktrini ortaya koymalı, ülke topraklarını koruyacak caydırıcı bir savunma politikası geliştirmelidir. Bölge ülkelerinin etkisiz uluslararası misyonlardan medet beklemek yerine harekete geçmesi hem Lübnan hem de bölge güvenliği açısından hayati öneme sahiptir.” ifadelerine yer verildi.




