Çok etkilendiğim ve unutamadığım bir savaş sahnesi var, zannedersem bir daha dile getirmiştim; Çanakkale savaşında gerçekleştiği rivayet edilir, isterse başka bir savaşta olsun hiç fark etmez;

Siperinden çıkan ve ileri fırlayan bir asker karşıdan atılan ateşle vurulur ve oraya yıkılır. Aynı siperde can ciğer bir dostu vardır, hemen ayağa kalkar ve vurulup düşen dostuna koşmak için ayağa kalkar ve gitmek üzereyken siperdeki diğer arkadaşları engel olmak isterler; “Can vermek üzere, hiçbir şey yapamazsın, boşuna gidersin, onu buraya da getirmezsin ve seni de vururlar…” Onu durduramazlar, “gideceğim” der, siperinden fırlar ve dostuna varır ulaşır, can vermek üzeredir, başını kucağına alır, bir iki söz eder ve gözlerini yumar şehid olur, tekrar bulunduğu sipere döner, arkadaşları “bak ne oldu gittin de, oracıkta vefat etti, bu arada sen de hayati tehlike atlattın” derler. Ama o, üzüntüsüne rağmen gözlerinde müthiş bir sevinç taşıyordu;

“Geleceğini biliyordum dedi bana ondan sonra şehid oldu” der.

Söyleyin, hangi vefalı dost böyle bir beklentiyi boşa çıkarabilir.

Bilmiyoruz, hangi Gazzeli bu şekilde bizi kesin olarak bekliyordu. Ama biz büyük bir suç işledik; “Bekleyin varıyoruz, yanınızdayız, en kısa zamanda sizinle beraberiz dedik, “Mescid-i Aksa’yı kurtaracak olan asker İstanbul’dan hareket edecek” dedik, etkinliklerimizde “Mehmetcik Gazze’ye” sloganları attık. Ama varmadık, varamadık, bunların hiç birini yapamadık, bir tek kurşun, bir tek silah veremedik. Üçüncü kışlarını suyun çamurun içinde geçirdikleri halde bir tek konteynır veremedik

Bilmem ki kaç Gazzeli kardeş bizi bekledi bekledi ve hayata gözlerini yumup gitti ama biz varmadık.

Hiç olmazsa şehit olacakları anda varsaydık, başlarını dizimizin üzerine alsaydık; “biliyorduk geleceğinizi” dedirtseydik.