• DOLAR 32.788
  • EURO 35.16
  • ALTIN 2457.99
  • ...
Türkiye Yeni Yüzyılının Eğitim Alnında İnşasına Yönelik
Google News'te Doğruhaber'e abone olun. 

DOÇ. DR. RAMAZAN KORKUT

Bireyi inşa eden, birey ve toplumun geleceğini belirleyen hayati öneme sahip can damarlarından biri şüphesiz ki eğitimdir. Birey ve bütün katmanlarıyla toplum, formel ve informel bir eğitimin ürünü olduğundan eğitim; kısa, orta ve uzun vadeli bir geleceğe dönük öncelikli ve en önemli yatırım alanlarının başında gelmektedir. Zira eğitime dönük yatırımlar dünya ve ahiret geleceğini inşa ve imar etmeye matuftur. Bu alandaki hatalar ise her iki geleceği karartmakla sonuçlanabilmektedir. Zorunlu eğitim sürecinde yaklaşık yirmi milyona ulaşan öğrenci kitlesine ilaveten, bir milyon iki yüz bini aşkın bir eğitim-öğretim kadrosu düşünüldüğünde; bireyin ve toplumun dünya-ahiret geleceğinin inşa edilmesinde eğitimin ne derece hayati bir öneme sahip olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır. Bundan önemlisi eğitim sürecinde bilgiye eşlik eden felsefe ve eğitimin bu temelde geçmişten günümüze yansıyan sonuç ve çıktılarıdır. Temelleri geçmişe, inanç, ideoloji ve değer yargılarına dayanan eğitim felsefesi üzerine sağlıklı bir analiz, sorgulama ve yapıcı bir eleştiriye tabi tutarak geleceği doğru inşa etmek süreci, eğitimin bireysel- toplumsal çıktıları ve günümüzdeki yansımaları üzerinden sürdürülebilir.

Şüphesiz geçmişten günümüze eğitimin olumlu çıktıların yanında olumsuz çıktıları ve yansımaları da olmuştur. Bu konuyu Mevlana'nın yaklaşımıyla, "güneş doğunca bir taraftan güller açarken, gülün yanında dikenlerin bitmemesi imkansızdır" şeklinde yorumlanabilir. Ancak konuyu yalnızca bu zaviyeden değerlendirmek son derece saf, tenzihçi ve iyimser bir yaklaşımdan ibaret kalacaktır. Buna ilaveten aynı konuyu "her ağaç kendi meyvesinden tanınır" ilkesinden hareketle, olumlu ve olumsuz yönleriyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bu yazıda mezkûr ilkeden hareketle eğitim süreci ikinci boyutuyla, yani olumsuz çıktıları ve yansımaları açısından yorumlanacak; eğitim açsından hayati öneme sahip; dünya ve ahiret geleceğini ilgilendiren bir analiz, değerlendirme, yorum ve nihayet sonuç yerine bazı önerilere yer verilecektir.

 

  1. Günümüzde kapitalizmin, sekülerleşmenin ve dünyevîleşmenin etkisiyle, çağdaş eğitim süreci ne yazık ki kısmen kâr ve artı değer esasına dayalı bir tür bilgi ticaretine sürüklenebilmiştir. Bu amaç doğrultusunda adeta bilgi ticaretini andıran özel kurumsallaşmalara gidilebilmiştir. Bu problemi öncelikle kısaca din eğitimi açısından değerlendirmek yerinde olacaktır. İnsanların niyetini okumak kimsenin haddi olmamakla ve ameller de niyete göre değer kazanmakla birlikte; mezkûr ticari maksada matuf bir sürecin en kötüsü, şüphesiz dini ilimler alanında ticareti andıran bir eğitim süreci olabilirdi. Allah rızası merkeze alınmadığı, esas maksad ve gaye haline gelmediği sürece; itikad, ibadet, adalet ve ahlak planında bu gayeye uygun bir hayat inşa edilmediği ve bu alandaki eğitimin dünya-ahiret hayatına somut-faydalı yansımaları olmadığı sürece din eğitimi; dini şahsi menfaat ve teveccüh için vasıta-i cer ve geçim kaynağı yapmaktan öteye geçemeyecek, âyetlerdeki şiddetli tehditleri içeren yasaklara konu olmaktan kurtulmayacak ve nihayet faydasız bir ilme dönüşecektir.

 

  1. Her ağaç meyvesinden tanınıyorsa, günümüz eğitim kurumlarındaki eğitimin kalitesi, mahiyeti nitelik bakımından niceliği; ancak kısa-orta ve uzun vadedeki sonuçlarıyla değerlendirilebilir. Çağdaş dünya toplumunun inanç, düşünce, ideoloji, ahlak, eylem ve davranış planındaki hak-haksızlık, adalet-zulüm, şiddet-merhamet, iyilik-kötülük, fazilet-rezalet, saadet-şekavet, dünyayı imar ederken ahireti kaybetme vb. durumlar; eğitimin mahiyeti, niteliği ve eksiklikleri hakkında fikir verebilmektedir. Eğitim tevhid inancıyla inşa edilmediği, bilimin muhtevası tevhid nuruyla yazılmadığı, Kur'anî bir yöntemle marifetle sentezlenecek şekilde inşa edilmediği sürece, eğitimin toplumu marifet yerine bilgiye dayalı entelektüel manevi bir cehalete sürüklemesi; daha açık bir ifadeyle toplumu saadet toplumu yerine, cehalet ve şekavet toplumuna dönüştürmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu açıdan yaşadığımız çağdaki olumsuzlukların tamamı, yaklaşık bir iki yüz yıldan bu yana kemikleşerek günümüze ulaşan seküler, ladin, dünya-perest ve menfî milliyetçiliğe dayalı bir eğitim anlayışının ve felsefesinin yansımasıdır denilebilir.

 

Sözgelimi kırk seneden fazla, en az kırk bin insanın elinden imanını, ahlakını ve ibadetini alarak sosyo-komunist bir zehirlenmeyle anarşiye ve ölüme sürükleyen anarşist katliam makinasının mimarı hangi anlayış ve felsefedir? Çağın insanına ne ara ve ne içirildi de eğitim sürecinden geçen birey ve toplumda din, ahlak, fazilet ve merhamet zayıflarken; yerini şiddete, sapmaya ve zorbalığa bırakmakla sonuçlanabildi? Eğitim sendikalarının eğitim problemleri kapsamında, eğitimin çıktılarındaki problemi dikkate alarak eğitimin muhtevasını; eğitimi esaret altına alan ladin, seküler ve menfi ırkçı anlayışları ve eğitimdeki temel kırılma noktasını sorgulama, yapıcı bir eleştiriye tabi tutmak üzere tartışmaya açma, problemleri tespit etme ve çözüm için alternatifler geliştirme çabasına dair bir dertleri görülmüyor. Oysa eğitimin temel problemi, özlük haklarının geliştirilmesinden ibaret olmadığı gibi eğitimin yansıması olarak ortaya çıkan mevcut problemler bununla çözülecek gibi de değildir. Ekonomi eğitim arasındaki olumlu ve olumsuz koleranslar inkâr edilemez. Ancak Eğitim sürecindeki en büyük sorunun sadece ekonomi olduğuna ve bununla eğitim kalitesinin artacağına; bu sayede eğitimin birey, toplum ve dünya bazında dini, insani ve ahlaki değerlere kaynaklık edeceğine, dünyayı manen imar ederek âhiret hayatı için faydalı bir gelecek inşa edeceğine inanmak neredeyse imkânsızdır.

 

  1. Kur'an insanlığı içki, kumar, faiz, ahlaksızlık, şiddet ve cinnetle kaynayan cahiliye toplumunun bataklığından, saadet toplumunun sahillerine "okumakla" çıkarmıştır. Bu kapsamda insanoğluna Kur'an'ın kendisini, insanı ve alemi okumayı ve okutmayı emrederken, bu okuma ve eğitim sürecinin dünya-ahiretin imarına vesile olacak şekilde amacına ulaşabilmesi için, bireyi ve toplumu maddi-manevi cehalet bataklığından kurtarmak üzere eğitim sürecinin yöntem itibarıyla "Yaratan Allah'ın adıyla" gerçekleşmesini emretmiş ve bunu çeşitli örneklerle ortaya koymuştur. Kur’an cahiliyeyi eğitimsizlik kadar yanlış bir eğitim anlayışının yansıması olarak da değerlendirmektedir.

 

  1. Eğitim sürecinin farklılıkları yok etmeye değil, Kur'an’ın emrettiği şekilde birlik beraberlik içinde yaşatma anlayışına bina edilmesi gerekiyor. Görece birlik beraberliği sağlayacağı düşüncesiyle; dil, mezhep, kültür ve cinsiyet farklılığını yok etme esasına dayanan eğitim anlayışları yüz yıldan bu yana fıtrat bozulması, sapma, sapıklık, ötekileşme, dışlanma, yalan, çatışma, şiddet, anarşi, kimlik bunalımı ve düşünce krizi türünden birey, toplum ve dünya bazında felaketleri beraberinde getirebilmiştir. Tüm bunları dünya çapında çağdaş eğitim anlayışının, Kur'an'ın eğitim anlayışındaki "Yaratan Rabbin adıyla okuma mecrasından sapmasına” borçluyuz.

 

  1. Batıda salt seküler bir anlayış sayesinde bilim ve teknoloji alanında bazı ilerlemeler kaydedilmişse de bu durum öncelikle dünya çapında manevi bir krizi, ahlaki bir çöküşü, zulüm ve sömürüyü de beraberinde getirmiştir. Ancak İslam dünyasında bunu sağlamak üzere benzer şekilde dinî ilimlerinin dışlanması; ahlak fazilet ve merhamet gibi insani, ahlaki ve manevî değerlerin zayıflamasına sebep olabilmiş ve toplumu dünyevî ve uhrevî felaketlere sürükleyebilmiştir. Geçmişte bu durumun yol açtığı anarşist ideolojik çatışmalara karşı bu handikabı aşmak ve ahlaksızlaşma problemine karşı önlem almak üzere, günümüze kadar devam edegelen süreçte özellikle seksenli yıllarda Din derslerini kısmen anayasal zorunluluk kapsamında okutma yoluna gidilmiştir. Bu süreç, ellilli yıllardan bu yana başlatılan İHL modeli üzerinden Din Dersi ve Fen-Sosyal derslerini aynı çatı altında vermek suretiyle güçlenmiş ve bunun yeterli olduğu zannedilmiştir. İkibinli yıllardan sonra ise bunun tek başına yeterli olmayacağı ve din eğitiminin belirli alanlara hapsedilmesinin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Süreç içinde haklı olarak eğitimin her kademesinde ve her okulda seçmeli din derslerini verme yoluna gidilmiştir. Eğitim alanındaki bu çaba takdire şayan olmakla birlikte, geldiğimiz noktada mezkûr çabanın yeterli olmadığı ve daha ileri bir düzeye taşınması gerektiği anlaşılmaktadır. Zira din ilimleri varlığı, bilgiyi ve değeri tevhid merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Buna karşılık çağdaş Fen ve Sosyal dersleri hala evrim ideolojisinin ve evrimci bir bakış açısının esaretinden kurtulamamıştır. Bilginin yanı sıra değer, varlık ve yaratılış sürecini kendi kendine, tabiata veya salt sebeplere ve kanunlar indirgeyerek tevhid anlayışından uzaklaşmış; bilgiyi vakıaya aykırı bir cehalet bataklığına sürüklemiştir. Batıdan olduğu gibi tercüme edilen bilgi; eşlik ettiği ateist değerlere ilaveten, din karşıtlığı esasına dayalı bir felsefeyle günümüze taşınmıştır. Süreç içinde bu probleme karşı, bilginin İslamileştirilmesi ve millileşmesi kapsamında bazı ıslah çalışmalarına yer verilmişse de bu süreç henüz amacına ulaşabilmiş değildir. Bilim konusunda İslam, tahrif edilmiş Hristiyanlığa; Doğu toplumları ise Batı toplumlarına kıyaslanmıştır. Böyle fasit bir kıyastan hareketle, bilimsel gelişmenin, maddi ve manevi kalkınmanın, ancak din ilimlerini bilimden ve dini ise hayattan tecrit etmek suretiyle sağlanacağı, türünden bir akıl tutulması yaşanmış ve eğitim böyle bir akıl tutulmasına mahkum edilmiştir. Geçen yüzyıllık süreç; muasır medeniyetlerin bozulmuş, hastalıklı ve dejenere olmuş kültürüne bulaşırken; aynı medeniyetlerin bilim, teknoloji ve kalkınma alanındaki seviyesine ne yazık ki henüz ulaşılamamıştır. Bu yönüyle eğitim alanında yüz yıldan fazla devam eden süreç, eğitim felsefesi açısından bir kıyas hatasının ve ne yazık ki ciddi ve esaslı bir akıl tutulmasının ürünüdür. Günümüz ders kitaplarına muasır bilgi, muhteva bakımından henüz tevhid inancıyla mezcedilmediğinden, bünyesinde İslamileşme ve millileşme, milletin inanç ve ahlak değerleriyle kaynaşma problemini barındırabilmektedir. Bilginin mahkum edildiği felsefî süreç, daha açık bir ifadeyle seküler eğitim anlayışı; bireyi toplumun dini, ahlaki ve kültürel kodlarından uzaklaştırabilmektedir. Buradaki problemin kaynağı vakıaya uygun bilginin kendisi değildir. Tam aksine bilginin yüz yıllık süreçte mahkum edildiği anlayış, felsefe ve varlığı tevhid inancından uzak bir vasatta vakıaya aykırı olarak açıklayan batı menşeli bir varlık, bilgi ve değer felsefesidir. Çağdaş bilgi, günümüze ve yaşadığımız topluma batının ateist felsefî anlayışlarıyla yoğrulmak suretiyle ulaşmıştır. Bu durum İHL ve diğer eğitim aşamalarında bir tür çatallaşmayı ve çatışmayı beraberinde getirmektedir.

 

Eğitim sürecindeki mezkûr zihnî çatallaşmaya örnek verilecek olursa: Din dersinde insanlık tarihi tevhid inancıyla başlamaktadır. İlk insanın son derece medeni, muvahhid, cennetten dünyaya gönderilen; Allah'ın kendisine isimleri, dili, konuşmayı ve ilimleri öğreterek meleklerden üstün kıldığı bir Peygamber olduğu haber verilmektedir. Sosyal bilimler alanında ise dil; temelleri ne zaman ve kim tarafından atıldığı bilinmeyen bir olgu şeklinde tasavvur edilmektedir. Uygarlık tarihi evrimci bakış açısıyla çok tanrılı bir şirk toplumuyla başlatılmaktadır. Ne yazık ki ilk insan ise, mağarada yaşayan son derece ilkel bir varlık olarak tasavvur edilmektedir.

Daha açık bir örnek verilecek olursak: Kelam dersinde varlık, değer ve bilgi tevhid inancıyla sentezlenerek anlatılır. Biyoloji dersinde ise varlık evrim, doğal seleksiyon, seçilim ve alt kavramlarıyla açıklanmakta; yaratılış süreci kendi kendine, yaratıcıdan azade bir surette sadece sebeplere, kanunlara ve tabiatın kendisine isnat edilmektedir. Hayatın bir cidal/çatışma olduğu anlatılmakta, yalnızca güçlünün ayakta kalabileceği ve güçlünün zayıfı ezmesinin hak, adalet ve pek tabii bir durum olduğu telkin edilmektedir. Aralarındaki bu çatışma "sahip olduğum düşünce, kabul ve değer yargılarım dine ve vakıaya aykırı olsa bile doğrudur, doğru kabul edilmelidir" türünden bir anlayışı yerleştirmektedir. Bu durum inanılmaz bir cehalete, manevi körlüğe ve ahlak bazında bataklığa sürükleyebilmekte; yalanın ve şiddetin temellerini inşa etmektedir. Artık Selimiye camisine bakarken mimar Sinan'ı gören, kendisine hayran kalan akıllar; alem sarayını bakarken o sarayın mimarını, sanatkarını göremeyecek, ona hayran olamayacak aksine onu inkâr edecek derecede bir körlüğe ve cehalete sürüklenebilmektedir. Bu ise bireyi karşılaştığı zorluklar karşısında hikmet merkezli bir okumadan mahrumiyet yoluyla ezilmeye, madde bağımlılığına hatta intiharla sonuçlanabilecek düzeyde bir anlam boşluğuna mahkûm edebilmekte ve artı değer uğruna bütün ahlakî değerleri feda ettirebilmektedir.

 

  1. Günümüz açısından; din ilimlerini fen ve sosyal bilimleri bir arada ve aynı çatı altında okutmak ve sadece diğer eğitim kademelerine seçmeli olarak eklemek yeterli değildir. Buna ilaveten Fen ve Sosyal bilimleri dinin temel ilkeleriyle mezcetmek, yani bilimi tevhid inancıyla sentezlemek; bilginin marifete, imana, ahlaka ve insani değerlere kaynaklık etmesini sağlamaktır. Günümüz eğitiminin küresel çaptaki en büyük/temel metodolojik sorunu da şüphesiz budur.

Birey ve toplum bazında mevcut problemlerin, şiddet ve sapma sarmalının aşılabilmesi için;

  1. Eğitimi geçen yüzyılın karanlık zihniyetinden miras kalan, çağdaş akıl tutulmasının ürünü olarak varlık kazanan seküler, ladin, dünyaperest ve menfi-unsuriyetperver anlayışlardan tecrit etmek;
  2. Birlik düşüncesiyle mezhep, dil, kültür ve cinsiyet farkını ortadan kaldırmaya yönelen, bilimsellik ve çağdaşlaşma adına bilimin ilham kaynağı olan dini saf dışı bırakan; ancak bu haliyle zenginlikleri yok eden, fıtratı bozabilen, şiddete ve anarşiye kaynaklık edebilen, değer olgusunu yitirebilen, yalan, çelişki ve kimlik çatışmasına, bireysel ve toplumsal bazda bilgi bazlı derin bir anlam boşluğuna sürükleyebilen seküler ve menfî eğitim anlayışından vazgeçilmesi, bu doğrultuda başlatılan sürecin güçlendirilmesi
  3. Karma eğitimden vazgeçilmesi veya en azından okul-aile birliği çerçevesinde çoğunluğun talebi doğrultusunda hiç olmazsa sınıf bazında karma eğitime son verilmesi (ki bilimde öncü muasır medeniyetler de bunu yapıyor)
  4. Bilimin ve bilginin muhtevasını tevhid nuruyla, ilahi marifetle sentezlemek; dini-siyasi, bilimsel ve insani açıdan farz bir mükellefiyet olarak karşımızda durmaktadır.
  5. Kur'an ve Sünnetin ekonomi, hukuk, eğitim ve bilgi alanındaki toplumsal dönüşüm parametreleri ibka, ilğa, ıslah ve ihdas olmak üzere dört kısımda mütalaa edilebilir. Eğitim alanında problem kaynağı olan olumsuzlukları bertaraf etmek üzere, ilgili dönüşüm de aynı parametrelere dayanmaktadır. Bilimsel muhtevanın tevhid inanıcı esas alarak, değer, fazilet ve marifete kaynaklık edecek şekilde güncellenmesi zorunluluk arz etmektedir. Bu kapmsamda

 

  1. İbka: Kur'an merkezli yine bilimsel açıdan sebep-sonuç diyalektiği içinde vakıaya uygun bilimsel anlayışın yerleşmesi-devam etmesi ve güçlendirilmesi; kitapların bünyesindeki vakıaya uygun bilimsel bilginin olduğu gibi korunması ve geliştirilmesi;

 

  1. İlga: Bilgiyi ve muhtevayı batı menşeli, bilgiyi esir alarak manen zehirleyen, tevhidden marifetten uzaklaştırarak cehalete sürükleyen, marifetin izlerini kaybettiren, vakıaya aykırı bir takım batıl inançlardan; ideoloji ve hurafelerden bunun yanı sıra; teori olması bir yana, hipotez seviyesine bile varmayan bir takım yalanlardan müteşekkil evrim türü masal, yalan, hurafe ve uzantılarından ve bu yalanın alt kavramlarından arındırmak;
  2. Islah: Eğitim alanında muhtevanın ve bilginin tevhid inancıyla inşa edilmesi, güncellenmesi ve marifet yoluyla ahlaki değerleri, fazilet ve merhameti yerleştirecek şekilde yapılandırılması; böylece bilgi, dünyayı imar ederken âhiret hayatını kaybettirmemesi ve cenneti de kazandıracak bir marifetle harmanlanması, yaşadığı toplumu ve insani-ahlakî değerleri artı değer uğruna feda etmeyecek bir anlayışın yerleştirilmesi, bilginin tevhid inancıyla sentezlenmesi ve bilim diliyle din dilinin barıştırılması;
  3. İhdas: Muhtevaya okuma parçaları düzeyinde âyet, hadis ışığında tevhid, marifet ve hikmeti yerleştirmek suretiyle; bilgiyi değer üretecek şekilde irfan kaynağına dönüştürmek; mezkûr süreci eğitim ve öğretimin her alanına yaymak;

Kısaca insanlığı cahiliye bataklığından, şiddet sarmalından, zulüm ve ahlaksızlıktan kurtararak; saadet, adalet ve hakkaniyetin altın çağlarını yaşatan Kur'anı ve Kur’an’ın bilgideki yöntemini esas almak, eğitim sistemini muhteva, hedef ve ana yöntem bakımından -ibka, ıslah ve ihdas eleğinden geçirmek suretiyle- vakıaya, milletin inanç ve ahlak değerlerine uygun şekilde güncellemek üzere; o muhtevayı tevhid inancıyla sentezlemek dini, itikadi, siyasi, bilimsel, insani ve fıkhi boyutlarıyla itibarıyla ortak bir mükellefiyettir. Şüphesiz bilgiyi, ders muhtevalarını manayı harfiyle inşa etmek, Kur’ân ışığında tevhid nuruyla vakıaya uygun bir surette yazmak, o bilgiyi ilkesel bazda marifetle sentezlemek ve mevcut ders kitaplarının muhtevasını bu çerçevede güncellemek, Türkiye Yeni Yüzyılının Eğitim alanındaki en önemli başarısı, en hayati kazanımı olacaktır. Dünya ve ahiret geleceğini güvence altına alacaktır. Maddi ve manevî kalkınmaya yönelik en faydalı yatırım olacak ve bilimsel-etik değerlerle, farklılıkların bir arada barış içinde yaşadığı yeni bir toplum inşa edecektir. Dünya imar etme iddiasındaki eğitim süreci ahireti de kazandıracak ve kaybettirmekten uzaklaşacaktır.  

*Bingöl Üniversitesi / İslami İlimler Fakültesi / Temel İslam Bilimleri / İslam Hukuku Anabilim Dalı

(Makalelerdeki fikirler, yazarına aittir ve Gazetemizin editöryal politikasını yansıtmayabilir.)

 

Bu haberler de ilginizi çekebilir