• DOLAR 5,8653
  • EURO 6,5794
  • ALTIN 251,837
  • ...
Özgürlüğe Doğru- 1

İşte yazı dizisinin ilk bölümü...

Sürekli bir uğraş içerisindeydi. Bu uğraşı, insanların ilahi mesajlardan haberdar olması içindi. Solcu akımların insanların beyinlerini kirli bilgilerle bulandırdığı zorlu dönemlerde, aziz davanın anlaşılması uğruna mücadele etmekten bir an bile geri durmuyordu. İnsanların İslam’ın kaidelerinden haberdar olması, kötüleri ve kötülükleri bırakıp iyilere ve iyiliklere yönelmesi kendisi için birçok kazanımdan daha önemliydi. Çünkü Allah Resulü, “Sizin vesilenizle birinin hidayete ermesi, sizin için dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır” diye buyurmuştu. Bu kutlu ve mübarek söz, aklındaydı daima…

Dünya, ‘imtihan dünyası’ idi. Sabredenlerin ve sabretmeleri karşılığında kazananların ortaya çıkarılması için insanların imtihana tabi tutulması gerekiyordu. Kiminin imtihanı, diğer insanlara göre çok daha çetindi. Allah’a mutmain bir kalp ile iman etmiş bir Müslüman, ne tür musibetle de sınanırsa mutlaka sabretmesi gerekiyordu. Onunda imtihanı çok çetin geçecekti. Zira yaşadığı elim bir olaydan sonra omurilik kemiğinden yaralanmış, vücut fonksiyonlarının çoğunu kullanamaz hale gelmiş ve tekerlikli sandalyeye mahkûm olmuştu.

Bu yaşadıkları tutuklanmasının önüne geçmemiş, hakkında yakalama kararı çıkartılmıştı. Yaklaşık bir yıl süren hastane sürecinden sonra, yaşamını evinde idame ettirmesi gerekiyorken sistemin süfli bekçileri, zindan yolunu göstermişti kendisine. İlk olarak Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne gönderilmişti. Buradaki cezaevi yönetimi kendisine hiç kolaylık sağlamıyordu. Mahkûm tanıdıkları da olmadığı için Ankara Ulucanlar Cezaevinde kaldığı sürede çok zorluk çekiyordu.

Tarihler 1993’ün Nisan’ını gösterdiğinde, Diyarbakır cezaevine gönderilmişti. Gerekçesi de, mahkemesinin Diyarbakır’da devam ediyor olmasıydı. Diyarbakır cezaevinde yaklaşık 16-17 ay kaldıktan sonra, bu sefer de Bingöl cezaevine sürgün edilmişti. Çektiği bunca sıkıntı ve zorluklara rağmen hiçbir zaman içersinde bulunduğu durum dolayısıyla şikâyet etmemişti. Bu zorlu şartlar dava aşkına engel olamamıştı asla!

Cezaevinin zor şartları altında yaşamını idame ettiriyor olmasına rağmen, imkânları dâhilinde aziz davanın daha iyi yerlere gelmesi için çalışmalarına devam ediyordu. Bir ‘Yusuf’ olması gerekiyordu artık özgürlüğe doğru giden yolda. Bir Yusuf ki; zindanı mektebe çeviren, acı ve eziyetleri yaşanılır kılan, zamanı en güzel şekilde değerlendiren… Bir ‘Said-i Nursi’ olması gerekiyordu. Öyle bir Said ki; cemiyetin imanını selamette görmeyi ateşte yanmaya tercih eden, mesuliyetin ve musibetin ağırlığı belini bükmesine rağmen şekva etmeyen, ihlâs ve uhuvvet ilkeleriyle etrafa nurlar saçan…

Zindanın ağır şartlarına, vücut fonksiyonlarını kullanamama durumu da eklenince daha bir zor oluyordu zindan hayatı. Ancak, fedakâr koğuş arkadaşları bütün ihtiyaçlarını yüklenmişlerdi. Koğuşta bulunan tüm arkadaşlar, kendisine hizmette kusur etmiyorlardı. Daima etrafında bir iki arkadaşı bulunuyor, ihtiyacı olduğunda hemen yerine getiriyorlardı. Koğuş arkadaşlarının fedakârlıkları karşısında sürekli kendilerine dua eder; Allah Teâlâ’nın yaptıklarının karşılığını gani gani vermesi için temennilerde bulunurdu.

1992 yılında başlayan hastane ve zorlu zindan süreci, Adli Tıp Kurumu’nun verdiği rapora kadar devam etmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı, Adli Tıp’ın verdiği rapor doğrultusunda af yetkisini kullanarak cezasını kaldırmıştı. Ancak mütedeyyin kişi ve camialara karşı başlatılan operasyon furyası kapsamında, kendisi hakkında da yakalama kararı çıkınca bir kez daha zorlu zindan hayatı başlamış oluyordu. Adli Tıp Kurumu’nun verdiği, ‘Uğramış olduğu ağır hastalık ve sakatlık nedeniyle durumu anayasanın 104/2-B Maddesi olan Cumhurbaşkanının affına uygundur` raporu ve Dicle Hastanesinin ‘yüzde 92 felçlidir’ raporu böylece hiçe sayılmıştı.

Batman cezaevinin nemli ve boyası dökük duvarlarıyla baş başaydı tekrardan. Zindanın zorlu şartları hastalığını ve rahatsızlığını nüksettirmişti, bir de vücudunun yüzde 92’sinin felçli olması eklenince çekilmez oluyordu içinde bulunduğu ortam. Bunca sorun ve sıkıntıya rağmen, bir an bile şikâyette bulunmuyordu. En büyük destekçisi, 39. Koğuş sürecinde olduğu gibi Rahmet Cemaati’nin fedakâr mahkûm kardeş ve ağabeyleriydi.

Koğuş arkadaşlarının bu tutum ve davranışları kendisini bir hayli memnun ediyordu tabi ki. Ancak çoğu zaman da, o fedakâr can yoldaşlarına verdiği sıkıntıdan dolayı üzülüyordu. Kardeşlerinin dertleriyle dertlenen, mutluluklarını kendi mutlulukları gören böyle koğuş arkadaşlarıyla beraber olduğu için şükrediyordu âlemlerin yegâne Rabbine. Yakinen inanıyordu ki, Rahmet Cemaati ve Rahmet Cemaati’nin o fedakâr mahkûmları Allah Teâlâ’nın kendisine bahşeylediği bir lütuftu.

Hastalığına cezaevinin kötü şartları da eklenince, gerekli mercilere daha önce yazıp da cevabını alamadığı bir dilekçe yazmaya karar verdi. Normal şartlarda yazılan bir dilekçenin cevabı 15 günde gelmesi gerekirken, maalesef kendisine cevap ancak 6 ay sonra gelmişti. Cevapta, Adli Tıp’a götürülmesi gerektiği belirtiliyordu. İşlemler tamamlandıktan sonra gittiği Adli Tıp Kurumu istediği raporu vermemişti. Uzun süren yazışmalardan da bir sonuç çıkmamıştı. Artık iş Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifine kalmıştı. Ancak Cumhurbaşkanı, vücudunun yüzde 92’sinin felçli olduğu birinin yaşamını zindanın ağır şartlarında idame ettirmesinden yanaydı.

Cumhurbaşkanının bu tutumu ehli vicdan herkesçe eleştirilmişti. Nasıl olurda vücut fonksiyonlarının yüzde 92’sini kullanamayan ve başkalarının yardımı olmadan hareket dahi edemeyen hasta biri zindanda tutulurdu? Bunu hangi vicdan kabul edebilirdi! Son üç dönem iktidarı elinde bulunduran partinin Başkanının yani ülkenin Başbakan’ının elinde imkân hiç mi yoktu? Birilerinin ifade vermemesi için çok kısa bir sürede yasa değiştirten, sıklıkla dindar nesil yetiştirme arzusunda olduğunu ve yüzde 50’nin değil 76 milyonun hükümeti olduklarını ifade eden Başbakan’ın elinde imkân olmadığını varsayalım. Peki Cumhurbaşkanı! Bugüne kadar ağır hastalıklı başka mahkumların serbest bırakılması için birçok kez inisiyatif kullanan Cumhurbaşkanı, vücudunun yüzde 92’sinin felçli olduğu ve aynı zamanda ağır hasta raporu olan müslüman bir mahkum için inisiyatifini kullanamaz mıydı?

Devam edecek…

Muhammet Şerif / Doğruhaber

Markanız bizimle şehrin markası olsun
ŞEHİR MARKALARI
Reklam İletişim 0212 562 60 06

Bu haberler de ilginizi çekebilir