Doğru yol

Doğru yol

Kul Allah'tan kendisini doğru yola itmesini istemelidir, hatta buna mecburdur. Kul bu dua kadar hiçbir şeye muhtaç değildir ve ona bundan faydalı başka bir şey yoktur.

Çünkü "Doğru Yol" belli bilgiler, kararlar, her vakit yapılan bir takım zahirî ve batınî ameller ve terkler içerir. 

- Kul, Doğru Yol'un detaylarını bilir veya bilmez, bilse de bilmediği daha çok olabilir. 

- Bildiğine bazen güç yetirir, bazen yetirmez. 

- Gücünün yettiği şeyi isteyebilir veya tembellikten ve gevşeklikten veya bir engelden dolayı istemeyebilir. 

- İsteyip karar verdiğini yapabilir de yapmayabilir de. 

- Yaptığını ihlasla da yapabilir. İhlassız da. 

- İhlasla yaptığını sünnete tamamen uygun da yapabilir, yapamayabilir de.

- Sünnet üzere yaptığı üzerinde sebat da edebilir, kalbi onu o amelden çevirebilir de.

- Bunların tümü insanlarda vardır. Bazılarında çok, bazılarında azdır.

Kulun yapısında bunlara ulaşma gücü yoktur. Bilakis nefsine terkedildiğinde nefsi onu bunlardan engeller. Allah'ın günahlarından dolayı münafıklara verdiği "körelme" budur. Onları doğalarına, nefislerinde, yaratılıştan gelen cehalet ve zulme terketmiştir. 

Yüce Rabb, kazasında ve kaderinde, emrinde ve yasağında hep doğru yol üzeredir. 

Lütfuyla ve rahmetiyle ve hidayeti lâyık olduğu yere vermesiyle dilediğini doğru yola iletir. Dilediğini de adaletiyle, kişinin onu kabul etmeye kabil olmadığı bilgi ve hikmetiyle doğru yoldan çevirir. Bu Yüce Allah'ın üzerinde bulunduğu Doğru Yol'un gereğidir.

Kıyamet günü de kulları için onları kendisine ulaştıracak bir Doğru Yol (=Sırat köprüsü) koyacak. Zira O doğru yol üzeredir. 

Yüce Allah kullarının önüne Doğru bir yol koymuş hepsini adaleti, ihsanı, fazlı keremi ile ve onlara karşı hüccet olması için ona çağırmıştır. Bu adaleti ve lütfuyla onları kendisinin üzerinde bulunduğu doğru yoldan çıkarmamıştır.

Kıyamet günü olduğunda da kulları için onları cennete ulaştıracak bir yol (koyar) Sonra dünyada doğru yolundan ayrılanları orada da o yoldan ayırır.

Dünyada doğru yol üzerinde tuttuğu kimseyi o günde de o yol üzerinde tutar. Haşr gününün o karanlığında onlara önlerinde ve sağlarında açık bir nur, aydınlık verir.

Onlar kendisine ulaşıncaya kadar ona imanlarını korudukları gibi O da o yolu kat'etmeleri için nurlarını korur. Münafıkların nurunu da, onu dünyada kalplerinden sildiği gibi en çok ihtiyaç duydukları o vakitte söndürür.

Asilerin amellerini kancalar ve dikenler şeklinde yolun (sıratın) etrafına diker. Bunlar, dünyada onu Allah'a giden yoldan kaptıkları gibi, oradan kapıverirler. Yürüyüşlerinin hızını ve canlılığını onların dünyada kendine giden yoldaki hızları ve canlılıkları kadar yapar. Müminler için bir de havz (havuz, yani havz-ı kevser) koyar. Onlar da ondan dünyada şeriatından içtikleri kadar içerler. Burada şeriatından ve dininden kana kana içmekten mahrum kalanlar ise ondan içmekten mahrum kalacaklar.

Şimdi ahirete, onu görüyormuşçasına bak ve Yüce Allah'ın her iki dünyadaki hikmetim tefekkür et. O vakit şüphe duymaksızın yakînen şunu bilirsin: 

Dünya ahiretin tarlası, adresi ve numunesidir. İnsanların oradaki mutluluk ve bedbahtlıktan nasipleri bu dünyadaki iman, salih amel ve bunların zıtlarındaki nasiplerine göre olur. 

Muvaffakiyet ancak Allah iledir.

Acaba günahların cezaları arasında, dünya ve ahirette doğru yoldan çıkmak kadar büyük bir cezası var mıdır?

 

En Çok Okunanlar