Kur'an-ı Kerim'de Tövbe

Kur'an-ı Kerim'de Tövbe

İnsanların bir çoğu tevbeyi, günaha tekrar dönmeme azmi, ondan anında vazgeçme ve geçmişten dolayı pişmanlık duymakla tefsir ederler. Bu, bir kul hakkı için söz konusu olursa buna dördüncü bir unsur olan, o hakkı yeri getirme unsuru eklenir.

Onların bu anlattıkları tevbe şartlı tevbedir. Aksi halde Allah'ın ve Rasulü'nün buyruklarında tevbe -bunları içerdiği gibi- emredilen şeyleri yapma ve onlara sarılma azmini de içermektedir. 

(Hatta o, onu terkedene nefreti de içerir. Emredilene bağlı kalmak, yasaklananı ise bırakmaktır. Tevbe için şart koşulan salih amel, kişinin kötülük olarak yaptığının zıddıdır.) 

Bu ise, yalnızca vazgeçme, tevbe ederek pişmanlık duyma ve azimle olmaz. Ta ki, aynı zamanda emrolunanı da yapmaya dair mutlak bir azmin bulunmasına ve onu bilfiil yapmasına ihtiyaç vardır. Ama tevbe, emrolunanın yapılmasıyla birleştiğinde, onların zikrettiklerinden ibaret kalır. Oysa yalnız olduğunda, iki hususu ihtiva eder: 

Tevbe, mutlak kaldığında, Allah'ın emrettiğini yapma, yasakladığını bırakmayı gerektiren “takva” lafzı gibidir. Onun, emrolunanı yapma haliyle birleşmesi halinde, mahzurun sona ermesi gerekli olur.

(Takva; kulun Allah'ın kendisine verdiği, sıhhat, afiyet, mal, evlad, gece, gündüz vb. şeyleri korktuğu ve hoşlanmadığı şeylere karşı kendini korumada kullanmasıdır. Onun Rabbine ve Ahiret yurduna yaptığı yolculuk, engellerle ve düşmanlarla doludur; kötülükleri emreden nefis, heva, şeytan ve onun kendisini yoldan çıkarma, helak etme girişimleri. Yüce Allah, onu bütün bunlarla imtihan eder ve kendisine mümkün olduğunca kurtuluş başarı ve afiyet verir. Bu, söz konusu nimetlerin yerli yerince mevkilerine konmasıdır. Helak ise ancak onların yerli yerine konmasından uzaklaşıp cehalet ve arzulara teslim olmak, hayvani nefsi hakim kılmak, Allah'ın ayetlerinden yüz çevirip şeytanın dostu olmakla gerçekleşir.)

Tevbenin hakikati;

Allah'a, O'nun sevdiğini yapmaya, sevmediğini terketmeye bağlı kalarak dönmektir. O, sevilmeyenden sevilene dönüştür. Sevilene dönüş, onun isimlemesinin bir bölümü, sevilmeyenden dönüş ise diğer bölümüdür. Bu yüzdendir ki Yüce Allah, mutlak kurtuluşu, emrolunanı yapmaya, yasaklananı ise terketmeye bağlamıştır:

“Ey inananlar, hep birlikte Allah'a tevbe edin Umulur ki kurtulursunuz.” (Nur, 31)

Her tevbekar kurtulmuştur. Zira, kurtulabilmek için, O'nun emrettiğini yapmak, nehyettiğini ise bırakmak gereklidir: 

“Kim de tevbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendisidirler.” (Hucurat, 11)

Emredileni terkeden kimse zalimdir. Ondan “zulüm” isminin silinmesi ancak iki hususu birleştiren tevbeyi yapmasıyla mümkün olur. İnsanlar iki kısımdır:

1 - Tevbekarlar, 

2 - Zalimler. 

Tevbe edenler, şunlardır: 

“O tevbekarlar, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, secdeye kapananlar, iyiliği emredip kötülükten sakındıranlar, Allah'ın hududunu muhafaza edenlerdir. Öyleyse müjdele o imanı bütün mü'minlere!” (Tevbe, 112)

Allah'ın hududunu muhafaza etmek, tevbenin bir bölümüdür. Tevbe, bu ayette bahsi geçen hususların toplamıdır. Tevbekarın bu isimle anılması, onun Allah'ın yasakladığından emrine, isyanından itaatına dönmesidir.

(Bilakis, dostu ve sevgilisi olan Allah'a dönüşü, kendisini düşmanından kurtarışıdır. Düşmanı onun kötülüğünü islemekte, onu hayvanlık, şehvet ve cehalet ipiyle kendisine çekmektedir. Allah, ise onun dostudur ve mutluluğunu istemekte, onu çeşit çeşit nimetleri sebebiyle kendisine çekmektedir. Bunların en güçlüleri, afakta ve enfüsteki O'nun ayetleri ve değişmek bilmez sünnetleri, peygamberine vahyettiği hidayet ve delillerdir: “Gerçekten size Rabbinizden basiret geldi. Artık kim kalp gözüyle görürse kendi lehine, kim de körlük ederse kendi aleyhine olur. Çünkü bu hususta ben sizin üzerinize muhafız değilim.” (En'am, 104)  )

Öyleyse tevbe, İslam dininin hakikatidir. Din bütün olarak tevbe isminin kapsamına dahildir. 

İşte bu yüzdendir ki, tevbekar, Allah'ın sevgili kulu olmuştur. Çünkü Allah, bol tevbe edenleri ve temizlenenleri sever. Ve O, emrettiğine bağlanıp nehyettiğinden uzak duranları da sever.

Öyleyse tevbe, zahirde ve batında Allah'ın sevmediği bir fiil ve durumdan, zahirde ve batında sevdiği bir duruma dönüştür. 

Onun kapsamına, İslam, iman ve ihsan girer. 

Tevbe, bütün makamları kapsamına alır. Bu yüzdendir ki o, bütün müminlerin gayesi, her işin başlangıç ve sonu olmuştur. O, mahlukatın var olduğu gayedir. Emir ve tevhid, onun bir parçasıdır. Hatta onun en büyük parçasıdır.

İnsanlardan çoğu, tevbenin önemini ve gerçeğini bilmedikleri gibi, bilerek ve fiilen de onu yapmazlar. Allah Teala'nın sevgisini, çok tevbe edenlere tahsis etmesi, ancak bu kimselerin O'nun nezdinde özel bir yeri haiz olmalarındandır.

Eğer tevbe, İslamın kurallarını ve imanın hakikatlarını toplayan bir isim olmasaydı, Alemlerin Rabbi, kulunun tevbesinden dolayı bu derece sevinmezdi. İnsanların hakkında konuştuğu makam ve hallerin tamamı, tevbenin ayrıntıları ve eserleridir.

En Çok Okunanlar