• DOLAR 32.788
  • EURO 35.16
  • ALTIN 2457.99
  • ...
HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: ANTİSİYONİZM ANTİTERÖRİZMDİR
Google News'te Doğruhaber'e abone olun. 

MEVLİT AKKILIÇ / DOĞRUHABER

TBMM'de gerçekleştirdiği basın toplantısında; yeni anayasa çalışmaları, ekonomik sorunlar ve tasarruf tedbirleri ile asgari ücret ile ilgili konuşan HÜDA PAR Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Zekeriya Yapıcıoğlu, Gazze konusunda da değerlendirmelerde bulundu. Siyonizmin Nazizm'i geride bıraktığını vurgulayan Yapıcıoğlu, tüm hür insanları katliamlara karşı çıkmaya davet ederek "Evet, bu bir soykırımdır. Esirlere yapılan muamelelere ilişkin bazı siyonist yetkililerin yapmış oldukları itiraflar basına yansıdı. Kasıtlı bir şekilde yaralanan ve yaralardan dolayı kötü duruma düşen uzuvların anestezisiz bir şekilde ehil olmayan kişilerce kesilmesi de bunlardan sadece bir tanesidir. Her türlü insani ihtiyaçları kendilerine karşı bir silah gibi kullanılan mazlum Filistin halkının ahı bütün dünyayı yakacak bir boyuta ulaşmıştır. Evet, siyonizm yaptıklarıyla Nazizm'i geride bıraktı. Bu nedenle biz diyoruz ki daha önce söyledik, bir daha söylüyoruz antisiyonizm birilerinin iddia ettiği gibi antisemitizm değildir. Antisiyonizm, anti terörizmdir. Siyonizm’e karşı çıkmak terörizme karşı çıkmaktır. Ve bütün dünya, özgürlüğünden vazgeçmemiş, küresel siyonizme esir olmamış bütün hür insanlar, bu insanlık dışı terörizme bu soykırıma karşı çıkmalı, seslerini yükseltmelidirler." dedi.

"SİYONİST İŞGAL REJİMİ BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR, ASLA BİR DEVLET OLARAK TANINMAMASI GEREKİR"

75 yıl önce terörist faaliyetlerle bir terör rejimi kurmaya çalışan işgalci siyonistlerle tüm ilişkilerin kesilmesi çağrısını yineleyen Yapıcıoğlu, "7 Ekim Aksa Tufanı'nın başlamasından önce de siyonist rejimin Kudüs'ü başkent ilan etmesi, ABD'nin önceki başkanı Trump'ın Amerika'nın büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacağını ilan etmesi zamanında da söyledik; evet şu anda israili devlet olarak tanıyanlara göre de siyonist işgal rejimi bir devlet gibi değil bir terör örgütü gibi davranmaktadır. Ama bize göre kurulduğu günden bu yana bir terör örgütü olarak kurulmuş, bir terör örgütü gibi davranmakta ve kelimenin tam anlamıyla bir terör örgütü olduğunu bütün dünyaya ispat etmek için her yolu denemektedir. Bize göre aslında ilk günden beri bir terör örgütüdür. Ve asla bir devlet olarak tanınmaması gerekir. Fakat artık onu bir devlet olarak tanıyanların da dile getirdiği gibi ve yüksek sesle söyledikleri gibi bir terör örgütü gibi davrandığından dolayı ilişkiler mutlaka gözden geçirilmelidir. Türkiye, siyonist işgal rejimi ile ticaretini bütün olarak kesme kararı aldığını açıkladı. Bize göre bu olumlu bir karardır, yerinde bir adımdır. Fakat keşke daha önce atılmış olsaydı." dedi.

"DİPLOMAT KILIKLI SİYONİSTLERİN ÜLKEYE GİRİŞİNİ KABUL ETMEYİN"

Basın yayın organlarında siyonist sözde diplomatların Türkiye'ye geri döndüğü iddiaları ile ilgili de konuşan Yapıcıoğlu, hükümete çağrıda bulunarak "Diplomat kılıklı siyonistlerin ülkeye girişini kabul etmeyin. Eğer girmişlerse onları istenmeyen adam ilan ederek mutlaka onları geri gönderin." diyerek şunları kaydetti: "7 Ekim Aksa Tufanı'ndan yaklaşık 2 hafta sonra siyonist işgal rejimi Türkiye'deki diplomat kılıklı siyonistleri geri çekme kararı aldı. Güvenlik gerekçesiyle diplomatlarını geri çağırdı. Biz öncesinde hükümete, 'diplomat kılıklı siyonistleri sınır dışı edin' diye çağrıda bulunmuştuk. Şimdi bazı basın organlarında daha önce Türkiye'den çekilen diplomat kılıklı bu siyonistlerin Türkiye ile bozulan ilişkileri tamir etmek adına yeniden Ankara'ya gönderildiğine yönelik haberler çıktı. Biz burada bu vesileyle hükümete şu çağrıda bulunuyoruz; Diplomat kılıklı siyonistlerin ülkeye girişini kabul etmeyin. Eğer girmişlerse onları istenmeyen adam ilan ederek mutlaka onları geri gönderin ve sadece ticari ilişkileri değil, laftan, insanlıktan ve diplomasiden anlamayan aslında terör örgütü olmaları nedeniyle diplomatik ilişki kurmanın da bir anlamının olmadığı siyonist terör rejimi ile diplomatik ilişkiler de tamamen kesilmelidir. Daha önce çokça söyledik, oradaki vahşetin durması, oradaki soykırımın sonlanması, oradaki mazlumların sesinin duyulması adına; doğuda-batıda, kuzeyde-güneyde, Müslüman-gayrimüslim, sağcı-solcu, kadın-erkek, genç-yaşlı dünyanın neresinde olursa olsun, kim bu soykırımı durdurmak adına bir adım attıysa, bir söz söylediyse, bir fiilde bulunduysa biz hepsini değerli buluyoruz. Bu insanlık vazifesini yapanların hepsine insanlık adına teşekkür ediyoruz. Ama şunu da hatırlatıyoruz, bugüne kadar bütün dünyanın atmış oldukları bu adımlar maalesef şimdiye kadar bu soykırımı durdurmaya yetmedi. Bu vahşi katil sürüsünü ürkütmedi. Öyleyse hepimiz tek tek her birimiz 'neyi eksik bıraktık, daha fazla neyi yapabiliriz' diye önümüze şapkamızı koyup yeniden düşünmemiz, yeniden değerlendirmemiz ve aramızdaki fikir ayrılıklarını bir kenara bırakıp bu vahşeti, bu soykırımı, bu insanlık dışı barbar saldırıları durdurmak için güç birliği yapma konusunda daha ne yapabilirizi tartışmamız ve mutlaka acil ve belki radikal kararlar almamız gerekir."

“TÜRKİYE 40 YILI AŞAN BU AYIPTAN KURTULMALI VE TÜRKİYE YENİ BİR ANAYASA YAPMALIDIR”

Açıklamalarında sık sık hükümete ve muhalefete çağrıda bulunan Yapıcıoğlu, ilk olarak Türkiye'nin darbe anayasası ile yönetilme ayıbından kurtulması gerektiğini belirterek, "Malumunuz olduğu üzere son birkaç haftadır Meclis gündemindeki en temel konu yeni anayasadır. Türkiye, 1982 yılından beri 1980 yılının 12 Eylül'ünde yapılan askeri darbenin ürünü olan bir anayasa ile idare edilmektedir. 1982 Anayasası'nın bir darbe anayasası olduğu konusunda herkes ittifak halindedir. Bunun aksini iddia edecek hiç kimse yoktur. Ve yine farklı vesilelerle hemen hemen bütün siyasi partiler, farklı platformlarda mutlaka Türkiye'nin bu ayıptan kurtarılması gerektiği yönünde. HÜDA PAR olarak partimizi kurduğumuz günden bu yana sürekli olarak bizim de gündemde tuttuğumuz hususlardan bir tanesi budur. Evet, gerçekten Türkiye 40 yılı aşan bu ayıptan kurtulmalı ve Türkiye yeni bir anayasa yapmalıdır." dedi.

"MECLİS'İN YENİ BİR ANAYASA YAPIP YAPMAYACAĞINI TARTIŞMA KONUSU YAPAN ÇEVRELER VAR"

Yeni bir anayasa yapılmasının önüne geçmek isteyen kimi çevrelerin var olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, "Mevcut 1982 Anayasası'nın 21 kez irili-ufaklı değişikliklere uğradığı, maddelerinin yaklaşık üçte ikisinin değiştiği de bir gerçektir. Türkiye'nin ihtiyacı bu darbe anayasası üzerinde 22. kez bir değişiklik yapmak değildir. Türkiye'nin ihtiyacı tamamen yeni bir anayasadır. Meclis'in yeni bir anayasa yapıp yapmayacağını tartışma konusu yapan bazı siyasi ve akademik çevreler maalesef vardır. Onların iddiasına göre Meclis bu anayasa üzerinde ancak birtakım değişiklikler yapabilir. Ancak tamamen yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur. Yeni bir anayasa yapabilmesi için bu Meclisin kurucu bir meclis olması gerektiği şeklinde tezler ileri sürmektedirler. Yani aslında söylemek istedikleri şey şudur, diyorlar ki 'siz eğer tamamen yeni bir anayasa yapmak istiyorsanız sizin darbeci olmanız gerekir.' Bir yandan bu anayasanın bir darbe anayasası olduğunu söylüyorlar, bir yandan darbenin kötü bir şey olduğunu, en ağır cezayı gerektiren bir suç olduğunu söylüyorlar. Ama öte taraftan da yeni bir anayasa yapma yetkisine sahip olabilmek için darbeci olmak gerektiğini söyleme çelişkisini yaşıyorlar." dedi.

"YENİ BİR ANAYASA İHTİYAÇTIR, HÜDA PAR OLARAK BU KONUDA ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRMEYE HAZIRIZ"

"Bize göre Türkiye Büyük Millet Meclisi, tamamen yeni bir anayasa yapma yeteneğine de yetkisine de sahiptir ve bu sorumluluğunu mutlaka yerine getirmelidir." ifadesiyle TBMM'nin yeni bir anayasa yapmaya güç yetirebileceğini bir kez daha vurgulayan Yapıcıoğlu şunları kaydetti: "Eğer yapılacak olan şey yeni bir anayasa değil de 1982 Anayasası'nın bazı maddelerine dokunmaksızın sadece daha önce dokunulmuş ya da daha önce dokunulmamış bazı maddelerin üzerinde kısmi değişiklikler yapmak ise bilinmelidir ki Türkiye'nin ihtiyacı olan bu değildir. Dediğimiz gibi ihtiyaç tamamen yeni bir anayasadır. Bu konuda sorumluluk Meclis'indir. Bütün siyasi partilere hatta tek tek bütün milletvekillerine bir sorumluluk düşmektedir. Bizler de HÜDA PAR olarak bu konuda elimizi taşın altına koymaya, üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğumuzu burada ifade etmek istiyoruz."

"TEMMUZ AYINDA EMEKLİ AYLIKLARI İLE BİRLİKTE ASGARİ ÜCRETE DE ARA ZAM YAPILMASI GEREKİR"

Meclis'in gündemindeki konulardan biri olan fakat vatandaşın en önemli konusunun ekonomik sorunlar olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, bu konuda açıklanan tasarruf tedbirleri paketi ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Asgari ücrete ara zam yapılmasının bir zorunluluk halini aldığını ifade eden Yapıcıoğlu, "Malumlarınız olduğu üzere birkaç gün önce bir kamu tasarruf paketi açıklandı. Yine geçtiğimiz hafta Merkez Bankası'nın raporu kamuoyuna, basına yansıdı. Asgari ücret ile ilgili tartışmalar gündemde. Açlık sınırı, nisan ayı rakamları itibariyle 17 bin TL üzerine çıktı. Yoksulluk sınırı ise 58 bin TL sınırına dayandı. Bir kişinin yaşam maliyeti ise yaklaşık 23 bin TL. Evet, bu rakamlar ışığında asgari ücrete ve emekli aylıklarına bakıldığında, temmuz ayında sadece emekli aylıklarına değil aynı zamanda asgari ücrete de bir ara zam yapılması gerektiği bariz bir şekilde ortadadır." dedi.

"AÇLIK SINIRININ ALTINDA BİR RAKAM İLE EMEKÇİ ÇALIŞTIRMAYI SAVUNMAK BİZE GÖRE VİCDANA SIĞMAZ"

Emekçilerin açlık sınırının altında çalıştırılmasının vicdana sığmadığını belirten Yapıcıoğlu, "Merkez Bankası'nın raporuna göre; 'asgari ücret artışının yurtiçi talebi desteklediği, ilk çeyrek sonrasında iktisadi faaliyette öngörülen daha ılımlı seyir ve ilave ücret güncellemesi olmamasının reel birim ücretler kanalıyla dezenflasyon sürecini destekleyeceği değerlendirilmektedir.' denmekte. Yani özetle şunu söylüyor; 'Temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapmayın, yaparsanız enflasyon hedeflerini tutturamazsınız.' Şimdi biraz önce açlık ve yoksulluk sınırının rakamlarını açıkladım. Açlık sınırı, yani sadece gıda için harcanması gereken miktar. Asgari ücret bu miktarın altında kalmıştır. Gıda enflasyonunun bu kadar yüksek devam etmesine rağmen halen daha açlık sınırının altında bir rakam ile emekçi çalıştırmayı savunmak bize göre vicdana sığmaz." diye belirtti.

 

Bu haberler de ilginizi çekebilir