ABD Başkanı Donald Trump, Grönland'ı ABD topraklarına katma konusundaki kararlılığını bir kez daha vurgularken, bu hedefe karşı çıkan müttefiklerini ve Avrupa ülkelerini açıkça hedef aldı. Trump, diplomatik taleplerinin karşılık bulmaması durumunda, ekonomi dünyasında "atom bombası" etkisi yaratan gümrük vergilerini bir pazarlık aracı olarak kullanacağını ilan etti.
Fransa örneği ile sert uyarı
Trump, bu tehdidinin sadece bir söylemden ibaret olmadığını kanıtlamak için geçmişte Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaşadığı bir diyaloğu hatırlattı. Fransa’daki ilaç fiyatları konusundaki bir anlaşmazlıkta, Fransız ürünlerine yüzde 25'lik kapsamlı bir gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunduğunu anımsatan Trump, aynı stratejiyi Grönland meselesinde de izleyebileceğini belirtti.
"Bunu Grönland için de yapabilirim. Bizimle aynı çizgide durmayan ülkelere ağır gümrük tarifeleri uygulayabilirim. Çünkü bu ada, ulusal güvenliğimizin ayrılmaz bir parçasıdır."
Neden Grönland? Stratejik ve ekonomik cazibe
Trump’ın Grönland konusundaki bu "agresif" tutumunun arkasında iki temel faktör yatıyor:
Doğal Kaynaklar: Adanın barındırdığı devasa maden rezervleri, nadir toprak elementleri ve enerji kaynakları Washington'ın iştahını kabartıyor.
Jeopolitik Konum: Arktik bölgesindeki hakimiyet yarışı, buzulların erimesiyle açılan yeni ticaret yolları adayı dünyanın en stratejik noktalarından biri haline getirdi.
"Rusya veya Çin alacağına biz alalım"
Trump, konuyu sadece bir mülkiyet meselesi değil, bir beka sorunu olarak tanımlıyor. Arktik bölgesindeki güvenlik boşluğuna dikkat çeken ABD Başkanı, şu ifadelerle rakiplerine meydan okudu:
Küresel rekabet: "Eğer bu adayı biz kontrol altına almazsak, Rusya ya da Çin kesinlikle hamle yapacaktır."
Kırmızı çizgi: "Ben başkanlık koltuğunda oturduğum sürece, Grönland'ın rakiplerimizin eline geçmesine asla izin vermeyeceğim."
Sonuç ve analiz
Trump’ın bu çıkışı, geleneksel diplomasi yöntemlerinin dışına çıkarak müttefiklerini ekonomik yaptırımlarla zorlaması bakımından uluslararası ilişkilerde yeni bir tartışma başlattı. Danimarka ve Avrupa Birliği’nin bu "satın alma" talebine ve beraberindeki vergi tehditlerine nasıl bir yanıt vereceği ise merak konusu.





