Doğum oranlarının düşmesi artık yalnızca zengin ülkelerle ya da gelişmiş toplumlarla sınırlı bir olgu olmaktan çıktı. Son yıllarda bu durum, hem büyük ekonomileri hem de gelişmekte olan ülkeleri etkileyen küresel bir demografik krize dönüştü. Uzmanlar, modern yaşam tarzı, sosyal ilişkiler ve gençlerin aile kurma davranışlarında yaşanan derin dönüşümlerin bu eğilimi hızlandırdığına dikkat çekiyor.
Hükümetler uzun yıllar boyunca doğum oranlarındaki düşüşü ekonomik nedenler ve yaşam maliyetlerindeki artışla açıklasa da, yeni araştırmalar çok daha karmaşık etkenlere işaret ediyor. Akıllı telefonlar, sosyal medya, yalnızlaşma ve evlilik oranlarındaki düşüşün, günümüzün en büyük nüfus krizlerinden birini tetiklediği belirtiliyor. Araştırmacılar, bunun iş gücü piyasalarından ekonomik büyümeye, emeklilik sistemlerinden toplumsal istikrara kadar geniş çaplı sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
Financial Times gazetesi, küresel demografik çöküşün tahmin edilenden çok daha hızlı ilerlediğini yazdı. Gazetenin cumartesi günü yayımladığı analizde, dünya genelindeki doğum oranlarının tarihi seviyelerde gerilediği ve bunun modern yaşam biçimleriyle doğrudan bağlantılı olduğu belirtildi.
Rapora göre dünyadaki 195 ülkenin üçte ikisinden fazlasında doğurganlık oranı, nüfusun göç olmadan korunabilmesi için gerekli kabul edilen kadın başına 2,1 çocuk seviyesinin altına düştü. 66 ülkede doğum oranlarının iki çocuktan çok tek çocuğa yaklaştığı, bazı ülkelerde ise kadın başına en yaygın çocuk sayısının “sıfır” haline geldiği ifade edildi.
Yaşlanan ülkeler
Gazete, doğum oranlarındaki düşüşün hızının ve yaygınlığının beklentileri aştığını belirtti. Örneğin Birleşmiş Milletler beş yıl önce Güney Kore’de 2023 yılı için 350 bin doğum beklerken, gerçek rakamın yalnızca 230 bin olduğu ve tahminlerin yaklaşık yüzde 50 altında kaldığı kaydedildi.
Raporda gelişmekte olan ülkelerde doğum oranlarının bazı zengin ülkelerden daha hızlı düştüğü vurgulandı. Meksika’da doğurganlık oranı ilk kez ABD’nin altına inerken, benzer durumların Brezilya, Tunus, İran ve Sri Lanka gibi ülkelerde de yaşandığı belirtildi. Bu durumun, birçok ülkenin “zenginleşmeden yaşlandığı” anlamına geldiği ifade edildi.
Jesús Fernández‑Villaverde, “Doğurganlıktaki düşüş çağımızın en büyük sorusudur” diyerek, günümüzdeki ekonomik ve toplumsal sorunların büyük bölümünün doğrudan nüfus azalmasıyla bağlantılı olduğunu söyledi.
Raporda nüfusun yaşlanmasının iş gücünü küçülttüğü, verimlilik artışını yavaşlattığı ve yaşam standartlarını baskıladığı kaydedildi. Japonya ekonomisinin 1990’lardan bu yana yaşadığı durgunluğun büyük ölçüde doğum oranlarındaki düşüşten kaynaklandığı ifade edildi.
Ekonomik baskılar ve yalnızlaşma
Financial Times, emeklilik ve sağlık harcamalarındaki artışın altyapı yatırımlarını geri plana ittiğini ve bunun ekonomik gerileme hissini beslediğini yazdı.
Raporda doğum oranlarındaki düşüşün yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağı vurgulandı. Verilerin, özellikle düşük gelirli ve düşük eğitimli kesimlerde evlilik oranlarının ciddi biçimde düştüğünü gösterdiği belirtildi. Üniversite mezunları arasında ise evlilik ve çocuk sahibi olma oranlarının nispeten daha istikrarlı kaldığı ifade edildi.
Gazete, “Bugün temel sorun çiftlerin daha az çocuk sahibi olması değil; artık daha az çiftin oluşması” değerlendirmesinde bulundu. Son 15 yılda hiç çocuk sahibi olmayan kadınların oranında ciddi artış yaşandığı kaydedildi.
Konut krizinin de aile kurmayı zorlaştırdığı belirtildi. Özellikle ABD ve Birleşik Krallık’ta ev sahipliğinin azalması ve gençlerin aileleriyle yaşamaya devam etmesinin doğurganlıktaki düşüşün yaklaşık yarısını açıklayabileceği ifade edildi.
Akıllı telefonlar başlıca şüpheli
Raporda özellikle akıllı telefonlar ve sosyal medyanın etkisine dikkat çekildi. Cincinnati Üniversitesi araştırmacıları Nathan Hudson ve Hernán Moscoso‑Boedo tarafından yapılan çalışmada, yüksek hızlı internet ve 4G teknolojisine erken geçen bölgelerde doğum oranlarının daha hızlı düştüğü ortaya kondu.
Financial Times verilerine göre gençler arasındaki doğum oranları ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya’da 2007’den itibaren hızlı biçimde düşmeye başladı. Bu düşüş Fransa ve Polonya’da 2009’da, Meksika, Fas ve Endonezya’da 2012 civarında, İran, Mısır ve Senegal’de ise 2013-2015 arasında başladı. Bu dönemlerin akıllı telefon kullanımının hızla yayıldığı yıllarla çakıştığı belirtildi.
Nüfus bilimci Lyman Stone, “ Daha az sosyalleşiyorsanız eş bulmanız çok daha uzun sürer, hatta hiç gerçekleşmeyebilir” ifadelerini kullandı.
Stone ayrıca sosyal medya kullanımının ilişki beklentilerini yapay biçimde değiştirdiğini savundu. “Gerçek dünyada daha fazla vakit geçiriyorsanız beklentileriniz gerçekçi olur. Ama zamanınızı Instagram’da geçiriyorsanız, normal kabul ettiğiniz şeyler yapay hale gelir” dedi.
Finlandiyalı nüfus bilimci Anna Rotkirch, sosyal medyayı yoğun kullanan gençlerde sorunların arttığını söyledi.
Alice Evans’a göre Instagram ve TikTok, genç kadınların beklentilerini yükseltiyor ve erkekler çoğu zaman buna uyum sağlayamıyor.
Eşi görülmemiş rakamlar
Güney Kore’de doğurganlık oranı 2024 itibarıyla kadın başına yaklaşık 1 çocuğa kadar geriledi. Buna rağmen kadınların “ideal çocuk sayısı” beklentisi hala yaklaşık 2 çocuk seviyesinde bulunuyor.
Finlandiya’da gerçek doğurganlık oranı 1,4 seviyesine inerken, kadınların arzu ettiği çocuk sayısı 2,4 civarında kaldı. Araştırmalar bunu “doğurganlık açığı” olarak tanımlıyor.
ABD’de çocuk sahibi olan kadın oranı 2000’lerin başındaki yüzde 85 seviyesinden 2024 itibarıyla yüzde 65’e geriledi. Güney Kore’de ise bu oran yüzde 45’in altına düştü.
Ayrıca gençlerin sosyal etkileşim sürelerinde de büyük düşüş yaşandığı belirtildi. Birleşik Krallık’ta haftada en az bir kez sosyal etkinliğe katılan gençlerin oranı yüzde 88’den yüzde 72’ye düştü. Güney Kore’de günlük yüz yüze sosyal etkileşim süresi 40 dakikadan 20 dakikaya kadar geriledi.
ABD’de ise gençlerin boş zamanlarını arkadaşlarıyla geçirme oranı yüzde 67’den yüzde 52’nin altına indi.
Öte yandan ekonomik dengelerdeki değişimlerin de aile yapısını etkilediği kaydedildi. ABD’de düşük gelir grubundaki 24-28 yaş kadınların maaşları, 1990’ların sonunda erkek maaşlarının yüzde 40’ı seviyesindeyken 2023 itibarıyla yüzde 70’e yükseldi. Birleşik Krallık’ta ise bu oran yüzde 95’e kadar çıktı.
Araştırmalar, bu ekonomik dönüşümün evlilik ve aile yapılarında da önemli değişimlere yol açtığını belirtiyor.





