Batı’nın Afrika ile ilişkisi uzun süredir insani yardım merkezli yürütülüyor ve kıta çoğu zaman yoksul olarak tasvir ediliyor. Ancak bu işbirliği perdesinin ardında, bağımlılığı kalıcı hale getiren ve gerçek ilerlemenin önünü tıkayan sistemsel sorunlar yatıyor. Tarih bize “cömertliğin” çoğu zaman kıtanın kalkınmasını yavaşlatan gizli bedellerle geldiğini hatırlatıyor.
Geçen mayıs ayında gün yüzüne çıkan Avrupa Komisyonu’nun yeni yaklaşımına göre, Sahra Altı Afrika ve Orta Doğu’daki sözde yoksul ülkelere yapılan yardımların Avrupa Birliği’nin stratejik çıkarlarına bağlanması gerektiği ifade ediliyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Bütçe Komiseri Piotr Serafin, “Bu ortaklık paketleri, enerji güvenliği ve kritik ham maddelerin tedariki gibi iç önceliklerle dış eylem arasındaki bağı güçlendirecek” açıklamasında bulundu. Bu yeniden ayarlama, pragmatik ama tartışmalı yeni bir adımı işaret etse de tarih, Batı’nın Afrika ile angajmanının, ilk temaslardan bu yana ham madde çıkarımı ve sosyo-politik yapılar üzerinde etki kurma dâhil maddi ve stratejik çıkarlarla iç içe olduğunu gösteriyor.
Eski hikaye, yeni kılık
Afrika, sahip olduğu geniş kaynaklar ve genç nüfus nedeniyle Avrupa güçlerinin her zaman ilgisini çekti; bu da “medenileştirme misyonu” olarak kodlanan insaniyetçilik söylemi altında sömürgeci işgallerin ve istismarın gerekçesi oldu.
Sömürge dönemindeki medenileştirme misyonu ile 21. yüzyıldaki bazı yardım programları arasındaki çarpıcı benzerlik tek bir gerçeğe işaret ediyor; Yardım, gerçek bedelini gizleyen bir örtüyle geliyor.
Sahel bölgesindeki durum buna çarpıcı bir örnek. Son dönemde Burkina Faso, Mali ve Nijer’den yardımlar çekildi ya da askıya alındı; oysa bu ülkeler, büyük bölümü NATO’nun 2011’de Libya’yı işgaline kadar izlenebilen gerilimlerle mücadele ediyor. Bu adımlar büyük ölçüde, söz konusu ülkelerin kendi egemen kalkınma yollarını izleme kararı almalarının bir sonucu olarak atıldı.
Yalnızca Nijer’de, 2021-2024 döneminde eğitim, yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma için ayrılan ve yaklaşık 75 milyon avrosu askeri destek olmak üzere toplam 500 milyon avroluk AB bütçe yardımı askıya alındı. Nijer geçmiş yıllarda bu kalkınma ve insani yardımlardan yararlansa da, yardımın temel hedefleri küresel terörün yayılmasını kontrol etmek, Nijer üzerinden Avrupa’ya yönelen göçü sınırlamak ve Avrupa’nın madencilik çıkarlarını korumaktı.
Şartlı yardım
Göç konusunda, Kasım 2015’te düzenlenen AB-Afrika Valetta Zirvesi’nin ardından AB, düzensiz göç olarak tanımlanan olguyu merkeze alan Afrika için Avrupa Birliği Güven Fonu’nu (EUTF) kabul etti. Ardından Nijerli yetkililer, Fransa’dan gelen finansman vaatleriyle teşvik edildi ve yoğun siyasi baskı altında, yerel halkın sert direnişine rağmen, düzensiz göçle mücadeleyi amaçlayan kısıtlayıcı bir yasayı geçirmek zorunda bırakıldı.
Nijer halkı göçle anılan bir toplum olmamasına rağmen, ülke Avrupa’ya giden göç yolları üzerinde stratejik bir konumda olduğu için hedef alındı. Halkın direnişinin temel nedeni ise ekonominin büyük ölçüde göçmen hareketliliğine dayanmasıydı. Ayrıca bu girişim benimsenirken yerel aktörler sürece dahil edilmedi; buna karşılık yerel halk, Nijerlilerin kendi ülkeleri içinde ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) sınırları içinde serbest dolaşımının kısıtlanması dahil, uygulamanın yükünü doğrudan yaşadı.
Sosyal konularda durum daha da ağır. Örneğin Uganda’da sapkın LGBT’nin kriminalize edilmesinin ardından Norveç ve Hollanda’nın yaklaşık 9 milyon dolarlık yardımı dondurduğu, Danimarka’nın ise Uganda hükümetine yönelik yardımını geri çektiği bildirildi. Oysa ülke bütçesinin yüzde 20’si bu yardımlara dayanıyordu. Dünya Bankası’nın bir sağlık kredisi dahi bu yaptırımlardan muaf tutulmadı.
Gana’nın ilk cumhurbaşkanı Kwame Nkrumah’ın savunduğu gibi, yardımlar beraberinde yeni bağımsız hükümetlerin siyasi karar alma süreçlerini kısıtlayan koşullar getirdi. Bu yolla eski emperyal güçler, eski sömürgelerinin hükümetleri ve bütçeleri üzerinde denetimlerini sürdürdü.
“Çok eşitsiz” ortaklık
Ekonomik olarak Avrupa, Afrika’nın maden kaynaklarından ciddi biçimde faydalanıyor. Nijer’in AB’ye yaptığı uranyum ihracatı bunun başlıca örneği. Nijer uranyumu, Avrupa’daki nükleer santrallerde kullanılan arzın yaklaşık yüzde 25’ini oluşturuyor. Üretilen uranyumun büyük bölümü AB’ye giderken, birlik içinde en büyük ithalatçı Fransa; ülkede elektriğin yaklaşık yüzde 70’i nükleer enerjiden elde ediliyor.
Bu bağımlılık, Fransa’daki son 230 madenin 2000’lerin başında kapatılmasının ardından daha da arttı. Bu adım, dile getirilmeyen bir hesabı ortaya koydu: Nijer’i kirletmek, Fransa’yı kirletmekten daha ucuzdu.
Nijer’de uranyum çıkaran Fransız şirketi Orano, faaliyet gösterdiği Arlit kentinde akciğer kanseriyle bağlantılı radon-222 gazını atmosfere salmakla uzun süredir suçlanıyor. 2000 yılında yapılan bir çalışmanın bulgularına göre, “Nijer’in Arlit madencilik kentinde solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ölüm oranı yaklaşık yüzde 16,19; bu oran ülke ortalaması olan yüzde 8,54’ün iki katı.”
Nijer’in eski enerji bakanı Mahaman Laouan Gaya, 2023’te Fransa ile olan ortaklığı “çok eşitsiz” olarak nitelendirdi. Gaya, 2010’da Nijer’in Fransa’ya 3,5 milyar avro (3,8 milyar dolar) değerinde uranyum ihraç ettiğini, buna karşın Nijer’in yalnızca 459 milyon avro aldığını vurguladı.
Bu dönemde Nijerya merkezli The Spectacles adlı medya kuruluşu, Fransa’nın Nijer uranyumunu kilogramı 0,80 dolardan yani piyasa fiyatı yaklaşık 200 dolar iken satın aldığını iddia etti; Orano’nun ise üretimin orantısız bir payını almaya devam ettiği öne sürüldü.
Bu gelişmeler, Nijer’deki askeri yönetimi uranyum madenlerinden birini millileştirmeye itti. Yetkililer, “26 Temmuz 2023’ten bu yana Nijer’e açıkça düşmanlık sergileyen Fransız devletine ait Orano’nun sorumsuz, yasa dışı ve adaletsiz davranışları karşısında… Nijer hükümeti tam egemenlik içinde Somair’i millileştirme kararı almıştır” açıklamasını yaptı.
Silahlaştırılmış anlatılar
Batılı STK’lar ve bazı insani yardım kuruluşları, Afrika’ya ulaşan insani yardımların başlıca kanalı oldu. Kıtanın devasa şehirlerinden çok uzak, bilinmeyen köylerde çekilmiş Afrikalı çocuk görüntülerinin kullanılması; Afrika’yı yolsuzluk, çatışma, insan hakları ihlalleri, açlık, yoksulluk ve temel hizmet eksikliğiyle özdeşleştiren stereotipleri beslemesi sık rastlanan bir durum.
Bu anlatılar bazı medya şirketleri tarafından yoğun biçimde yayılıyor ve Afrika’nın bağımlı ve işlevsiz olduğu algısını pekiştiriyor. Bunun sonucu olarak kıta, her yıl şişirilmiş faiz ödemeleri nedeniyle yaklaşık 4,2 milyar dolar kaybediyor. Yatırımcılar ve politika yapıcılar bu anlatıları içselleştiriyor; kıtaya verilen kredileri yüksek riskli olarak etiketliyor ve Afrika ekonomik-politik açıdan istikrarlı, barışçıl ve yatırım dostu kabul edilseydi uygulanacak oranlardan daha yüksek faizler talep ediyor.
Bu tasvirler, daha hedefli sabotaj eylemlerinde de kullanılabiliyor. Örneğin 2024’te Nijeryalı araştırmacı gazeteci David Hundeyin, Londra merkezli bir STK olan Dialogue Earth’ün, Nijerya’daki Dangote rafinerisini sabote etmeyi amaçlayan bir yazı yazması için kendisine rüşvet teklif ettiğini ve bunu reddettiğini açıkladı. Tesis, üretim kapasitesi bakımından Avrupa’nın en büyük rafinerilerinin üzerinde yer alıyor ve Nijerya’nın petrol ithalatına bağımlılığını ciddi ölçüde azaltmıştı.
Hundeyin, resmi X hesabında, “Geçen hafta Dialogue Earth (eski adıyla China Dialogue Trust) adlı uluslararası bir STK’dan, Dangote Rafinerisi’nin çevre için çok kötü olduğunu söyleyen bir yazı yazmam için 800 bin Naira (500 dolar) teklif aldım… iklim değişikliği, enerji dönüşümü, COP28 gibi ifadelerle” paylaşımında bulundu.
“Koyun postuna bürünmüş kurtlar”
Bu yardım düzeneklerinin öne çıkan aktörlerinden biri, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump tarafından kapatılan ve sözde “gelişmekte olan ülkelere” sermaye ve kalkınma desteği sağlamakla görevli ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) idi. Kuruluşun gerekçesi, John F. Kennedy’nin Amerikan güvenliğinin diğer ülkelerin ekonomik ilerleme ve istikrarıyla bağlantılı olduğu fikrine dayanıyordu.
Ajans, yalnızca 2023 mali yılında yaklaşık 44 milyar dolar dağıttı; bunun 12,1 milyar doları Sahra Altı Afrika’ya ayrıldı.
Buna rağmen Sahra Altı Afrika’daki birçok ülke ekonomik sıkıntılar içinde kalmaya devam ediyor. Nijerya, Burkina Faso, Mali, Nijer ve Çad gibi ülkelerde bu durum büyük ölçüde yıllardır süren silahlı isyanlarla bağlantılı. Birleşmiş Milletler, “Bu para meşru kaynaklardan; örneğin ticari karlar ve hayır kuruluşlarından ya da silah, uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve adam kaçırma gibi yasa dışı faaliyetlerden gelebilir” uyarısında bulunmasına rağmen, Afrika’daki faaliyetlerini hangi hayır kuruluşlarının finanse ettiği konusunda çok az bilgi var. ABD’li Kongre üyesi Scott Perry, USAID’in bu konuda aklanamayacağını savunuyor.
Perry, “Sizin (Amerikalı vergi mükelleflerinin) paranız (697 milyon dolar artı nakit sevkiyatları) silahlı eğitim kamplarını finanse ediyor. Olan budur” dedi. Trump, kurumu “bir grup deli tarafından yönetiliyor” diye nitelendirirken, teknoloji milyarderi Elon Musk “bu suç örgütünün ölme vakti geldi” ifadelerini kullandı.
Afrika Birliği’nin eski ABD büyükelçisi Dr. Arikana Chihombori-Quao ise daha da sertti; Ajansı, “Afrika kıtasında sinsi faaliyetler yürüten ve böl-yönet yoluyla hükümetleri istikrarsızlaştıran koyun postuna bürünmüş kurtlar” olarak tanımladı. Bu açıklamalar, fonların küçük bir bölümünün temel hizmetlere gitmesine karşın, faaliyetlerin büyük ölçüde siyasi saiklerle yürütüldüğünü ve bu nedenle insanların yaşam koşullarında anlamlı bir iyileşme sağlayamadığını vurguluyordu. USAID etrafındaki karmaşıklıklar, kuruluşun kuruluş amacından saptığına inananların memnuniyetsizliğini yansıtıyor; “aldatıcı iyilik” iddiaları, dağıtılmasının gerekliliği tartışmalarını güçlendiriyor.





