Federal Rezerv (ABD Merkez Bankası) söz konusu olduğunda, Washington’da yaşananlar Washington’da kalmıyor. Zaten onlarca yıldır güçlü ve baskın olan ABD ekonomik karar alma mekanizması, Donald Trump’ın geçen yıl ikinci başkanlık döneminde Beyaz Saray’a dönmesinin ardından yaşanan çalkantı sürecinde küresel ekonomik, ticari ve parasal politikalar üzerinde yeni ve daha derin etkiler kazandı.

Analistler, Trump yönetiminin politikalarının yalnızca piyasalarda ve ABD’nin hem müttefik hem de rakip ekonomilerinde gerilim oluşturan gümrük tarifeleriyle sınırlı kalmadığı konusunda hemfikir. Bu politikalar, birçok kez Washington’un İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya ülkeleriyle benimsediği parasal ve ticari düzenin temellerini de tehdit etti. Oysa bu dönemin büyük bölümünde merkez bankasının rolü bağımsızlıkla tanımlanmış, aynı zamanda özellikle gelişmiş ekonomilerden yetenek ve uzmanları cezbeden bir merkez olarak görülmüştü.

Dünya genelindeki merkez bankaları, politika uzmanlarının ve yöneticilerinin önemli bir bölümünün ABD para politikası “okulundan” geçmiş olmasından; Federal Rezerv sistemi içinde çalışmış ya da eğitim almış olmasından gurur duyuyor. Bugün bu bankalar, ABD’nin en güçlü merkez bankasının başına, mevcut başkan Jerome Powell’ın görev süresinin Mayıs ayında sona ermesinin ardından, Başkan Trump’ın adayı Kevin Warsh’ın geçmesi ihtimaliyle yeni bir döneme giren Federal Rezerv’e dikkat kesilmiş durumda.

Bugün Bloomberg tarafından yayımlanan bir rapora göre, özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerdeki merkez bankaları, ABD bankacılık sisteminde deneyim kazanmış yöneticileri göreve getirme eğilimini güçlendiriyor. Bu eğilim, Covid-19 salgını sonrasında daha da hız kazanırken, üst düzey parasal kurumlarda dikkat çekici bir dizi atama öne çıkıyor. Bu atamaların ortak özelliği, sahiplerinin uzun yıllar süren ABD kariyerlerinin ardından, çoğu zaman Federal Rezerv sistemi içinde edindikleri deneyimle ülkelerine dönmüş olmaları.

Amerikan Kökeni

Bu atamaların en yenisi, Pazartesi günü Gazi İshak Kara’nın, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına atanmasının duyurulması oldu. Bu atama, bankanın başekonomisti Murat Taşçı’nın göreve getirilmesinden yalnızca haftalar sonra gerçekleşti. Daha önce ise Ekim ayında David López-Salido, İspanya Merkez Bankası’nda aynı göreve atanmıştı. İsviçre ve İtalya’da da benzer şekilde dikkat çeken başka atamalar yapıldı.

Bu isimlerin tamamı, kendi ülkelerinde para politikalarının üst düzeyde belirlenmesinde görev almadan kısa süre önce, ABD’de Federal Rezerv bankaları ağı içinde gerek bölgesel şubelerde gerekse Washington’daki merkezde çalışmış kişilerden oluşuyor.

Daha önce de zaman zaman yurtdışında çalışan vatandaşların ülkeye geri çağrılması uygulaması görülüyordu. Ancak bu eğilimin son dönemde güçlenmesi, yalnızca hükümetlerin ve merkez bankalarının birbirini taklit etme isteğini değil, aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomisinin yönetiminde yer almış olmanın taşıdığı sembolik değer ve deneyimi de yansıtıyor. Bu durum, Başkan Trump’ın ABD’deki politika yapıcılar üzerindeki baskısının arttığı bir dönemde bile geçerliliğini koruyor.

Bu akademik ve mesleki çizgi, yıllar içinde birçok merkez bankası başkanının kariyerinde görülüyor. Bunlar arasında Avrupa Merkez Bankası’nın eski başkanı Mario Draghi, İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı Mervyn King ve Kanada Başbakanı ve eski İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney yer alıyor.

Ancak Federal Rezerv sistemi içinde çalışmış kişilerin doğrudan üst düzey görevlere getirilmesi daha önce nadir görülüyordu. Bunun en çarpıcı örneği, 2023 yılında New York Federal Rezerv Bankası’nda ekonomist olarak görev yapan Fatih Karahan’ın politika yapıcı olarak atanması, ardından da Hafize Gaye Erkan’ın yerine Merkez Bankası Başkanı olmasıydı.

Karahan’ın atanması, Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin ardından ekonomik politikalarda yaşanan geniş kapsamlı dönüşümün başlangıcı oldu ve kontrolsüz enflasyonu körükleyen yıllar süren popülist politikalara son verildi.

Bloomberg’e göre bu atamalar, kendisi de Merrill Lynch’te eski bir stratejist olan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in öncülüğünde şekilleniyor. Şimşek, güçlü akademik geçmişe ve pratik deneyime sahip adayları Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunarak onay sürecini yürütüyor.

İsviçre’de ise Antoine Martin, 2024 başında İsviçre Ulusal Bankası’na politika yapıcı olarak katıldıktan yalnızca dokuz ay sonra başkan yardımcılığına getirildi. Bu atama, küresel ölçekte hâlâ ağırlığı olan bir rezerv para birimini yönetecek, gerekli deneyim ve itibara sahip bir isme duyulan ihtiyacı karşıladı. Martin kariyerinin büyük bölümünü ABD’de geçirdi; önce Kansas City Federal Rezerv Bankası’nda, ardından New York Federal Rezerv Bankası’nda görev yaptı.

İtalya’da ise Aralık 2023’te Dallas Federal Rezerv Bankası’nda görev yapan Chiara Scotti’nin atanması açıklandı. Scotti, birkaç ay sonra genel müdür yardımcılığı görevine başladı. Kasım ayında verdiği bir röportajda Scotti, “Federal Rezerv’deki deneyimim son derece biçimlendiriciydi. Dünyanın en iyisini iki tarafta da yaşamış olmaktan gurur duyuyorum” dedi.

Bu yetkililerin ülkelerine dönerek üst düzey görevler üstlenmesini sağlayan “çekici” faktörlerin yanı sıra, Trump yönetimi dolaylı bir “itici” etki de yarattı. Başkanın müttefikleri, Federal Rezerv’de çalışan ekonomist sayısının fazlalığını sık sık eleştirdi. Bu konu, Trump’ın yeni başkanı seçme sürecinde dahi gündeme geldi. Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump’ın adaylardan birine Federal Rezerv’in neden yüzlerce ekonomi doktoruna ihtiyaç duyduğunu sorduğunu ve “tatmin edici bir yanıt alamadığını” aktardı.

Dünya genelindeki merkez bankaları açısından bakıldığında, “Amerikan kökeni” ya da ABD’de edinilmiş mesleki geçmiş her zaman büyük değer gördü. Avrupa Merkez Bankası’nda başekonomist Philip Lane’in Harvard Üniversitesi’nden aldığı doktora, kariyerinde önemli rol oynadı. Eski başkan yardımcısı Lucas Papademos da kariyerinin erken döneminde Boston Federal Rezerv Bankası’nda görev yapmıştı.

Buna rağmen, geçmişte hükümetler ve merkez bankaları Federal Rezerv’i üst düzey atamalar için doğrudan bir “havuz” olarak görme eğiliminde değildi. Avrupa’daki önceki örnekler arasında, Athanasios Orphanides’in 2007’de Washington’daki Federal Rezerv’den ayrılarak Kıbrıs Merkez Bankası başkanı olması ve Emmanuel Moench’in 2015’te New York Federal Rezerv Bankası’ndan ayrılarak Almanya Merkez Bankası Bundesbank’ta araştırma bölümünün başına geçmesi yer alıyor.

Günümüzde Frankfurt Finans ve Yönetim Okulu’nda profesör olan Moench, “Federal Rezerv kesinlikle merkez bankacıları için mükemmel bir eğitim ortamıdır. Öğrenilecek çok şey var. Özellikle New York Federal Rezerv Bankası, finansal piyasalara güçlü odaklanması ve piyasa aktörleriyle yakın ilişkileriyle öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Diğerlerinden farklı olarak İngiltere Merkez Bankası, ABD merkez bankası deneyiminden yararlanma konusunda vatandaşlık unsuruna daha az önem veren daha açık bir yaklaşım sergiliyor. Bankanın Finansal Politika Komitesi’nde halen eski Federal Rezerv yöneticisi Randall Kroszner yer alıyor. Yine eski Federal Rezerv Başkan Yardımcısı Donald Kohn da bu kurulda görev yapmıştı. Ayrıca Ben Bernanke ve Trump’ın Federal Rezerv başkanlığına aday gösterdiği Kevin Warsh, İngiltere Merkez Bankası’nın işleyişine dair raporlar hazırladı.

İngiltere Merkez Bankası, diğer kurumlar gibi, çalışanlarını da belirli sürelerle Federal Rezerv kurumlarına görevlendiriyor. Bu isimler arasında eski başekonomist Spencer Dale ile mevcut başkan Andrew Bailey de bulunuyor. Bailey, 1987 yılında New York Federal Rezerv Bankası’nda görev yapmıştı.

Muhabir: Mehmet Yaman