Siyonist işgal rejiminin Filistinli esirler hakkında aldığı idam yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Ahmet Cemil İptaş, işgal rejiminin uluslararası hukuku ve insan haklarını ihlal eden uygulamalarına dikkat çekti.

İptaş, siyonist işgal rejiminin Filistinli esirlere yönelik idam yasasının uluslararası hukuk ve insan haklarına aykırı olduğunu belirtti. Yasanın henüz yürürlüğe girmediğini ancak Filistinlilerin mücadelesini bastırmaya yönelik bir adım olduğunu ifade eden İptaş, bunun bir yıldırma politikası olduğunu vurguladı.

Uluslararası kurumların tepkisinin yetersiz kaldığını dile getiren İptaş, bu tür uygulamaların hem bölgesel çatışmaları artırabileceğini hem de dünyada tehlikeli bir emsal oluşturabileceğini söyledi. Dünya kamuoyunun ve hukukçuların daha güçlü tepki göstermesi gerektiğini belirten İptaş, aksi halde daha ağır sonuçların ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.

İptaş, "Öncelikle bizler zaten israilin uluslararası hukuka ve insan haklarına riayet etmeyen bir terör devleti olduğunun gayet farkındayız. Yani israil, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin belirlemiş olduğu savaş suçlarının neredeyse tamamını işlemiş durumdadır. Var olduğu günden bugüne kadar belirlenen tüm savaş suçları, kendilerinin terör devleti anlayışında yer bulmuş durumda." dedi.

Idam Yasası

"İnsan hakları ihlallerinde sınır tanımıyor"

İptaş, işgal rejiminin insan hakları ihlallerinde sistematik bir politika izlediğini belirterek, "İnsan hakları ihlallerine dair de bugüne kadar bu konuda ne yapılmaması gerekiyorsa israil bunları yapmış; insan haklarına ve hukukuna riayet etmediğini, yaşama özgürlüğüne bu anlamda ket vurmak istediğini, baskılarla kendi ideolojisini ve yaşamını devam ettirmek istediğini farkındayız." diye konuştu.

"İdam yasası meclisten geçti ancak henüz yürürlükte değil"

İptaş, söz konusu idam yasasının siyonist meclisinde kabul edildiğini anımsatarak, şöyle devam etti:

"Bu son idam yasasına ilişkin tasarı da kendi meclislerine sunuldu; 62'ye karşı 48 oyla kabul edildi. Tabii henüz bu yürürlüğe girmiş değil. Bunun pratikte nasıl bir karşılığı olacağı konusunda şu an için bir bilgimiz yok. Ancak bildiğimiz şu var: israilin, Filistinlilerin haklı ve onurlu mücadelesini bu gibi insan haklarına uymayan uygulamalarla baskılamaya çalıştığını dünden bugüne biliyoruz."

İdam edilmesi gündeme gelen kişilerin Filistin mücadelesinin öncülerinden olduğunu belirten İptaş, bu durumun açık bir yıldırma politikası olduğunu ifade etti.

"Uluslararası tepkiler yetersiz kalıyor"

İptaş, uluslararası kurumların ve yaptırımların siyonistler söz konusu olduğunda etkisiz kaldığını belirterek, şunları söyledi:

"Ancak bu konuda, her ne kadar ilk zamanlarda Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda israil aleyhine açmış olduğu davada israil mahkûm edilmiş olsa da uluslararası yaptırımların, söz konusu israil olduğu zaman yeterince bir karşılığının olmadığını görmekteyiz. Bu seslerin çok cılız kaldığının farkındayız. Her ne kadar topluluklar, milletler ve insanlar; gösterilerle, protestolarla dünyanın dört bir yanında bu soykırımcı anlayışa tepkilerini göstermiş olsalar da kurumsal anlamda ne Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde ne de Birleşmiş Milletler'de bu uygulamalara, bu zulme karşı yüksek bir tepkinin veya yaptırımın olduğu bir uygulamaya pek şahit olamıyoruz."

"Bu durum dünya için büyük bir tehlike"

İptaş, uluslararası alandaki çifte standartların ciddi riskler doğurduğunu ifade ederek, "Bu açıkçası adaletsiz ve ikircikli politikanın, dünyanın seyri açısından büyük tehlikeler barındırdığı kanaatindeyiz. Çünkü israil bu zulümlerini yapmaya devam ederse, bu durum dünyanın dört bir yanında başkaları için de meşru bir hale gelebilecektir. Ve israilin günbegün bunun dozunu artırması da beklenmektedir ki bu son idam uygulaması da bunun açık bir göstergesidir. Hiçbir temyiz hakkı tanınmadan, savunma hakkı kısıtlanarak, gerçek manada bir suçlama yöneltilmeden, tamamen kendi anlayışlarına aykırı hareket edildiği gerekçe gösterilerek insanların idam edilecek olması dünya genelinde ciddi tehlikeler barındırıyor." dedi.

"Bölgedeki çatışmalar artabilir"

İptaş, bu tür uygulamaların bölgesel gerilimi artırdığını ve yeni çatışmalara zemin hazırladığını ifade ederek şunları kaydetti:

"Bölgesel anlamda da bu tavırların, bu yaklaşımların devam etmesi; bugün de karşılaşmış olduğumuz ve gördüğümüz çatışmalara sebebiyet vermekte ve bu durum daha da artmaya meyilli bir haldedir. Çünkü insanların kendi özgürlük mücadelesi ve israilin neredeyse çevresindeki her yerde yapmış olduğu saldırganlığın ve zulmünün sonuçları, günbegün kendileri için de ağırlaştırıcı bir hale gelecektir."

"Dünya kamuoyu sesini yükseltmeli"

İptaş, bu uygulamaya karşı dünya kamuoyunun ve hukukçuların güçlü bir tepki göstermesi gerektiğini belirterek, "Biz bu anlamda dünya kamuoyunun ve hukukçuların tepki göstermesi, yani bu uygulamanın bizim baskılarımızla, protestolarımızla ve söylemlerimizle yürürlüğe giremeyeceği anlayışının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu baskıyı oluşturmak zorundayız. Aksi halde zaten baskılarla yönetilmeye çalışılan Filistinli kardeşlerimiz ve Filistin halkı için çok daha acı ve trajik sonuçlar doğacaktır. Zaten insani şartlara uygun olmayan bir yaşam sürdürmeye zorlanıyorlar. Bu anlamda biz burada gereken tepkiyi ve dozu göstermezsek -nasıl dün gösterilmediği için bu noktaya gelindiyse- bu noktada da gereken tepkiyi göstermezsek korkarız ki işler daha vahim bir hale gelecektir." ifadelerini kullandı.

"Bu tehdit tüm insanlığa yöneliktir"

Söz konusu uygulamanın yalnızca Filistinliler için değil tüm insanlık için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirten İptaş, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Bu durum sadece Müslüman kardeşlerimiz için değil, tüm insanlık adına ciddi bir tehdit barındırmaktadır. Bu anlamda her kesimden insanın; aydınların, entelektüellerin, hukukçu olanların veya olmayanların, içerisinde insani duygu barındıran her kimsenin bu yapılanlara, özellikle de bu uygulamanın hayata geçirilmesine dair çok ciddi tepkiler ortaya koyması ve sesini ciddi anlamda yükseltmesi gerekmektedir."

Kaynak: İLKHA