manşetler

DÜNYA “AİLE’’, CHP “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’’ DİYOR

Dünya ülkeleri, devletlerin varlığını tehdit eden "demografik intihar" sürecine karşı aile yapısını bir kale gibi tahkim etmeye çalışırken, CHP’nin bu hayati meseleyi sadece "kadın hakları" üzerinden sabote etmeye çalışması tam bir siyasi anakronizm örneği olarak bir kez daha Türkiye tarihine geçti. Sosyolojik gidişattan kopuk zihniyet, Türkiye’nin demografik geleceği önündeki en büyük engel olarak durmaya devam ediyor.

Abone Ol

Türkiye, doğurganlık hızının tarihsel dip nokta olan 1,48'e gerilemesiyle varoluşsal bir tehditle sarsılırken; küresel güçler çöken ekonomilerini ve zayıflayan ordularını kurtarmak için devasa aile teşviklerini devreye alırken, CHP’nin devletin nüfus hamlesini "kadını kuluçka makinesi gibi görmek" sığlığına indirgemesi büyük tepki çekti. Dünyanın "nasıl çoğalırız" diye çırpındığı bir dönemde, ana muhalefetin çözümü hala aileyi ifsat eden İstanbul Sözleşmesi’nde araması, Türkiye’nin gerçeklerinden ve küresel gidişattan kilometrelerce geriden geldiklerini bir kez daha tescilledi.

Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yayımlanan genelgede, güçlü aile yapısının toplumların istikrarlı şekilde varlığını sürdürebilmesi açısından hayati öneme sahip olduğu vurgulandı.

Genelgede, ailenin Türkiye’de toplumun temeli olarak kabul edildiği ve bu durumun Anayasa’nın 41’inci maddesiyle güvence altına alındığı hatırlatıldı. Ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de ailenin “toplumun doğal ve temel birimi” olarak tanımlandığına dikkat çekildi.

Küresel ölçekte uzun yıllar nüfus artışının kalkınma önünde engel olarak görülmesi nedeniyle doğurganlığı azaltıcı politikalar uygulandığı belirtilirken, son dönemde “cinsiyetsizleştirme” gibi akımların aile yapısı ve toplumsal değerler üzerinde tehdit oluşturduğu ifade edildi.

Türkiye’de demografik yapının hızla değiştiği kaydedilen genelgede, doğurganlık hızının Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine gerilediği ve aile yapısındaki olumsuz değişimlerin “varoluşsal boyuta” ulaştığı belirtildi.

Genelgede, "Aile ve Nüfus On Yılı'nda, aile ve nüfusun güçlendirilmesine yönelik politikaların geliştirilmesi ve uygulamaya geçirilmesi başta kamu kurum ve kuruluşları olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin ortak ve kararlı biçimde hareket etmesini gerekli kılmaktadır." ifadesine yer verilerek, bu çerçevede yapılacaklar şöyle sıralandı:

1- Aile ve nüfus yapısının korunması ve güçlendirilmesi hususundaki ülke önceliklerimiz ulusal politika belgeleri ile kurumların stratejik plan ve programlarına dahil edilecek, bu öncelikler uluslararası belgelerin müzakere süreçlerinde ve uluslararası kuruluşların Türkiye ülke programlarının hazırlanması, kabulü ve uygulanmasında kamu kurum ve kuruluşlarınca esas alınacaktır.

2- Tüm kamusal politika, düzenleme, uygulama ile kamu kurumları tarafından yürütülen veya desteklenen araştırmalar aile kurumuna ve nüfus değişimine etkileri yönünden değerlendirmeye tabi tutulacak ve sonuçlar uygulama süreçlerine yansıtılacaktır.

3- Kamu kurum ve kuruluşları somut görev alanlarıyla ilgili faaliyetlerinde aileyi koruyucu ve nüfusu artırıcı yaklaşımla hareket edecek, uygulamalarını buna göre yürütecek, resmi belgelerinde, plan ve programlarında, hizmet içi eğitimlerinde aile ve nüfus politikasıyla uyumlu kavramsal çerçeve esas alınacak, bu çerçeveye ilişkin rehberlik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından sağlanacaktır.

4- Aileyi ve nüfusu olumsuz etkileyen cinsiyetsizleştirme akımı, zararlı alışkanlık ve bağımlılıklar, nesilleri her türlü menfi etki ve müdahaleye karşı koruyacak bütüncül bir politika çerçevesinde ele alınacaktır.

5- Evlilik müessesesinin toplumsal itibarı korunacak, evliliklerin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi ve nitelikli bir biçimde sürdürülmesi, genç yetişkinlerin evliliğe teşvik edilmesi ve evliliğin kolaylaştırılmasına yönelik mekanizmalar güçlendirilecektir.

6- 'Annelik ve babalık' çocuğun sağlıklı gelişimindeki belirleyici rolüyle toplumsal bir değer olarak tahkim edilecek, çok çocuklu aile yapısı desteklenecek, çocuk sahibi olmayı özendiren ve kolaylaştıran uygulamalar hayata geçirilecektir.

7- Gençlerin donanımlı bireyler olarak yetiştirilmesine yönelik politikalar güçlendirilecek, yaşlı refahına yönelik sürdürülebilir sosyal güvenlik ve sağlık sistemleri ile başta aile merkezli olmak üzere çeşitlendirilmiş bakım ve destek modelleri geliştirilecek, kuşaklar arası dayanışma pekiştirilecektir.

8- Nüfusun dengeli dağılımını gözeten bütünleşik bir çerçevede kırsal alandaki nüfus kaybının önlenmesi, kentlerde yoğunlaşan nüfusun kırsal alanlara geri dönüşünün özendirilmesi ve kentsel mekanların aile ve çocuk odaklı bir perspektifle dönüştürülmesi için bütüncül tedbirler hayata geçirilecektir.

9- Mevcut hukuki düzenlemeler aile ve nüfus yapısını koruma ve güçlendirme yaklaşımıyla gözden geçirilecek, belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yeni hukuki düzenlemelere ilişkin çalışmalar yürütülecektir.

10- Aile ve nüfus yapısında meydana gelen değişimlerin düzenli olarak takip edilmesi ve incelenmesine yönelik ulusal, stratejik ve resmi istatistik üretilen araştırmalar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı sorumluluğunda yürütülecek, güçlü aile ve nüfus hedefleri doğrultusunda lisansüstü programlar ve araştırma teşvikleri başta olmak üzere akademik altyapı geliştirilecektir.

11- Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi'nin etkin icrası için kurumsal yapılanma, yerel uygulama kapasitesi, işbirliği, teknik ve dijital altyapı güçlendirilecek, personelin mesleki yetkinliği geliştirilecektir.

12- Türkiye'nin konuya ilişkin olarak uluslararası mecralarda üstlendiği öncü rolü tahkim eden diplomasi faaliyetleri yürütülecek, ülkemiz ile benzer tutum sergileyen ülkelerle işbirlikleri geliştirilecektir.

13- Tüm kitle iletişim araçlarındaki zararlı unsurların tespiti, değerlendirilmesi ve önlenmesine yönelik dijital aile kalkanı oluşturulması başta olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında gerekli tedbirler alınacak, aile dostu yayıncılık teşvik edilecek ve sorumlu medya kullanımı bilinci yaygınlaştırılacaktır.

14- Güçlü aile ve nüfus hedeflerine dair iletişim kampanyaları yürütülecek, bu konular örgün ve yaygın eğitim programlarında temel bir bileşen olarak ele alınacaktır.

15- Her yıl mayıs ayının son haftası 'Milli Aile Haftası' olarak kutlanacak, kamu kurum ve kuruluşlarınca bu haftanın anlam ve önemine uygun etkinlikler düzenlenecektir.

CHP NÜFUS KRİZİNİ GÖRMEDİ, İŞİ YİNE İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE BAĞLADI

TÜİK verilerine göre; Türkiye'de ilk doğumdaki ortalama anne yaşı 2014'te 25,5 iken 2024'te 27,3'e yükseldi. Toplam doğurganlık hızı ise 2001'de 2,38 çocukken 2024'te 1,48'e geriledi.

Nüfus krizi beka meselesine dönüşürken iktidara gelme iddiası olan ana muhalefet partisi CHP’den gündem olacak bir değerlendirme geldi.

CHP Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Aylin Nazlıaka, hükümetin Türkiye’nin geleceğini teminat altına almayı amaçlayan “Aile ve Nüfus 10 Yılı” genelgesini hedef alarak devletin nesli koruma refleksini "kadını kuluçka makinesi gibi görmek" şeklinde nitelendirdi. Gelişmiş ülkelerin tamamı nüfuslarını korumak adına devasa teşvik paketlerini hayata geçirirken CHP’nin bu hayati beka meselesini sadece ideolojik bir çatışma zeminine çekmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.

Uzmanlar küresel ölçekte yaşanan nüfus krizinin temelinde aile yapısının sistematik olarak zayıflatılması ve "bireysel özgürlük" adı altında servis edilen aile karşıtı projelerin yattığını her fırsatla vurguluyor. Ancak Nazlıaka’nın açıklamaları ana muhalefetin bu küresel tehlikeyi okumaktan ne kadar uzak olduğunu bir kez daha kanıtladı. Nüfusun yenilenme oranı olan yüzde 2’lik seviyesinin altına düşülmesinin bir millet için sosyal ve ekonomik iflas anlamına geldiği gerçeğini görmezden gelen CHP yönetimi, devletin en doğal görevi olan aile destek politikalarını "hak ihlali" gibi ambalajlayarak sunma yoluna gitti. Nazlıaka’nın açıklamasındaki en vahim nokta ise küresel demografik krizin baş sorumlusu olarak görülen yaşam tarzı dayatmalarının hukuki zırhı olan İstanbul Sözleşmesi’ne yaptığı vurgu oldu. Toplumun geniş kesimleri tarafından ailenin temeline dinamit koyan bir proje olarak görülen sözleşmeyi yeniden imzalama çağrısı yapan CHP, aileyi ifsat eden bir metni nüfus artışının çözümü olarak sunarak adeta bir akıl tutulması sergiledi. Aileyi şiddetin kaynağı olarak kodlayan ve geleneksel rolleri reddeden bu zihniyetin, neslin devamlılığını sağlayacak politikalara destek vermesi beklenmezken çözümün yine kökü dışarıda olan sözleşmelerde aranması CHP’nin siyaseten en az 3 kilometre geriden geldiğini tescilledi.

Genelgede yer alan doğurganlık oranlarının artırılması hedefinden açıkça rahatsız olan Nazlıaka, kadını sadece soyut bir birey parantezine hapsederek toplumun temel taşı olan aileyi ve neslin devamını ikincil plana itti. Kadın istihdamı ve kreş eksikliği gibi haklı talepleri, aileyi güçlendirecek adımları engellemek için birer bahane olarak kullanan bu yaklaşım, aslında kadını anne kimliğinden koparıp sadece üretim çarkının bir dişlisi haline getirmeyi amaçlayan neoliberal dayatmaların bir yansıması olarak değerlendirildi.

Dünya "nasıl çoğalırız" ve "aileyi nasıl ayakta tutarız" sorularına yanıt ararken CHP’nin hala ideolojik saplantılarla ve toplumun değerleriyle çatışan modellerle meşgul olması, Türkiye’nin demografik geleceği önündeki en büyük zihinsel engellerden biri olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Nazlıaka, partisinin ‘’Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi’’ne ilişkin değerlendirmesini şu ifadelerle paylaştı:

“Kadını 'kuluçka makinası ‘gibi gören bu yaklaşım, kadınların birey olarak haklarını, istihdama katılımını ve özgürlüklerini geri plana itmektedir. Genelgede 'doğurganlık oranlarının artırılması' hedefi açıkça ifade edilmesine rağmen, kadınların çalışma hayatında karşılaştığı eşitsizlikler, kreş eksikliği, bakım yükünün adaletsiz dağılımı gibi temel sorunlara somut çözümler sunulmamaktadır.

Türkiye’de kadınlar çocuklarının gözü önünde şiddet görüyor, katlediliyor. Bu gerçek ortadayken aileyi büyütmekten bahsetmek samimiyetsizdir. Önce kadını koruyacaksınız. Geçen hafta Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türkiye’ye açık çağrı yaptı; 'İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalayın.' Genelgede uluslararası uygulamalara atıf yapılmış. O halde önce bu çağrıyı dikkate alsınlar.

Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz. Eğer gerçekten aileyi güçlendirmek istiyorsanız; önce yoksulluğu bitirin, önce adaleti sağlayın, önce kadınları koruyun, önce çocukları koruyun. İktidara açık bir çağrı yapıyoruz; Milli Aile Haftası ilan etmek yerine, kadına yönelik şiddetle mücadele haftası ilan edin. Çocuk işçiliğiyle mücadele haftası ilan edin. Ayrıca bu tür kapsamlı bir toplumsal dönüşüm hedefinin bir genelge ile yürürlüğe konulması ve yasama organını devre dışı bırakması kabul edilemez. Böylesine önemli bir konu, toplumsal mutabakatla, Meclis’te tartışılarak ve bilimsel veriler ışığında ele alınmalıdır.

Bu genelge, yoksulluğu, güvencesizliği ve eşitsizliği çözmeden nüfusu artırmaya çalışan, kadınları birey değil, 'doğurganlık unsuru' olarak gören ve demokratik süreçleri dışlayan bir anlayışın ürünüdür."

CHP’NİN ROL MODEL GÖSTERDİĞİ AVRUPA NÜFUSU ARTIRMAYA ÇALIŞIYOR

Oxford Nüfus Yaşlanması Enstitüsü Direktörü Prof. Sarah Harper’a göre, “2024 yılında Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkenin 21’inde doğumlardan daha fazla ölüm gerçekleşti.” Aynı eğilim Japonya ve Güney Kore’den Küba ve Uruguay’a kadar birçok ülkede görülüyor.

Bath Üniversitesi’nden Prof. Melanie Channon, “Son yıllarda doğurganlıktaki düşüş özellikle 30 yaş altı grupta belirgin. Bu durum doğumların ertelendiğini gösteriyor. Ancak geç ebeveynlik eğilimi hesaba katıldığında bile doğurganlık düşmeye devam ediyor” diyor.

Bu değişimlerin etkileri şimdiden hissediliyor. Southampton Üniversitesi’nden Dr. Bernice Kuang, “Kısa vadede doğumların azalması; doğum hizmetleri, okullar ve çocuk bakım sektörünü etkiliyor” diyor. Azalan öğrenci sayıları bazı okulların kapanmasına neden olurken, oyun merkezleri ve bakıcı hizmetleri de zorlanıyor.

Orta ve düşük gelirli ülkelerde de doğurganlık düşüyor. Latin Amerika’nın bazı bölgelerinde, Jamaika, Tayland ve Hindistan’ın Tamil Nadu ile Kerala eyaletlerinde doğurganlık oranları Britanya ile benzer veya daha düşük seviyelere inmiş durumda.

Morland, “Bazı ülkeler zenginleşmeden yaşlanacak” diyor. Bu da demografik değişimin doğasını dönüştürüyor. Eskiden doğurganlık düşüşü gelir artışı, şehirleşme ve eğitimle paralel ilerlerdi; bugün ise toplumsal değerlerin değişmesiyle ekonomik gelişmeden daha hızlı düşüyor.

Tahminlere göre ilerleyen yıllarda Avrupa’da her üç kişiden biri 65 yaşın üzerinde olacak.

Doğurganlık oranlarının kritik eşik olan 2,1’in oldukça altında kalması, nüfusun kendini yenileyemediğini gösteriyor. Birçok Avrupa ülkesinde bu oran 1,3 seviyelerine kadar gerilemiş durumda. Bu da genç nüfusun azalması, çalışan kesimin daralması ve sosyal güvenlik sistemlerinin üzerindeki yükün artması anlamına geliyor.

Bu tablo karşısında Avrupa ülkeleri çeşitli önlemler almaya başladı. Ülkeler doğum teşvikleri, vergi indirimleri ve aile destek paketleriyle nüfus artışını teşvik etmeye çalışıyor. Almanya gibi bazı ülkeler ise göç politikalarını daha esnek hale getirerek iş gücü açığını kapatma yoluna gidiyor.

Evlilik teşviki de yapılıyor. Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde bu politikalar daha belirgin hale geldi.

Macaristan, evliliği teşvik eden en dikkat çekici modellerden birini uyguluyor. Genç çiftlere geri ödemesiz krediler sağlanırken, çocuk sayısına bağlı olarak borçların silinmesi gibi uygulamalar öne çıkıyor. Ayrıca çok çocuklu ailelere ömür boyu gelir vergisi muafiyeti gibi güçlü teşvikler sunuluyor.

Polonya ve Romanya gibi ülkelerde de evlenen çiftlere nakit destekler, çocuk yardımları ve konut teşvikleri sağlanıyor. Bu politikalarla hem evlilik oranlarının artırılması hem de aile kurmanın kolaylaştırılması hedefleniyor.

Batı Avrupa’da ise daha dolaylı teşvikler öne çıkıyor. Fransa ve Almanya gibi ülkelerde vergi sistemi evli çiftler lehine düzenlenirken, aile yardımları ve çocuk destekleri evlilikle birlikte daha avantajlı hale getiriliyor. Bu durum, evliliği ekonomik açıdan daha cazip kılmayı amaçlıyor.

ANA MUHALFET PARTİSİ BUNLARI BİLMİYOR MU?

Uzmanlar, nüfus azalmasının yalnızca demografik bir değişim olmadığını, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve jeopolitik dengeleri doğrudan sarsan bir beka sorunu olduğunu vurguluyor. Doğurganlık oranlarının düşmesiyle birlikte daralan çalışan nüfus, üretim kapasitesini doğrudan baltalıyor. Sanayi ve hizmet sektörlerinde yaşanan nitelikli iş gücü açığı, ülkelerin küresel rekabet gücünü zayıflatırken büyüme rakamlarını da aşağı çekiyor. Şirketlerin üretim yapacak insan kaynağı bulamaması, ekonomik çarkların durma noktasına gelmesine ve refah seviyesinin hızla gerilemesine neden oluyor.

Demografik dönüşümün en ağır darbesi ise sosyal güvenlik sistemlerinde hissediliyor. Çalışan nüfusun ödediği primlerle emeklilerin maaşlarını karşılayan mevcut sistem, genç nüfus azaldıkça sürdürülebilirliğini yitiriyor. Bu durum sadece emekli maaşlarını değil, sağlık altyapısını da tehdit ediyor. Kronik hastalıkların arttığı ve bakım ihtiyacının büyüdüğü yaşlı toplumlarda, kamu harcamaları devlet bütçeleri üzerinde karşılanamaz yükler oluştururken sağlık sistemleri kapasite sınırlarını zorluyor.

Nüfus, bir ülkenin hem ekonomik hem de stratejik kapasitesinin temel taşı olarak görülüyor. Azalan nüfus, uzun vadede askeri güç kaybı ve bölgesel nüfuzun zayıflamasıyla sonuçlanıyor. Örneğin Avrupa ülkeleri nüfus azlığı nedeniyle güçlü bir kara ordusuna sahip olamadıklarını bunun da güvenlik çaığı oluşturduğunu her fırsatta vurguluyor. Ayrıca tarım ve sanayi gibi kritik sektörlerde iş gücü açığı büyürken, özellikle kırsal bölgelerin boşalması bölgesel kalkınma dengesizliklerini derinleştiriyor. Aile yapısının zayıflaması ise kuşaklar arası bağların kopmasına ve kültürel aktarımın sekteye uğramasına yol açarak toplumsal bütünlüğü tehdit eden bir kırılma oluşturuyor.

Bu nedenle dünya devletleri bu felaket senaryolarını engellemek için milyarlarca dolarlık teşvik paketleri ve aile koruma programları geliştirirken, CHP’nin çözümü yine toplumsal dokuyu bozan İstanbul Sözleşmesi gibi tartışmalı metinlerde araması tam bir vizyon fukaralığı olarak değerlendiriliyor.