Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulundu.

Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:

Dün yaşanan fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman başta olmak üzere çeşitli illerdeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar dilerim. Tarım ve İçişleri Bakanlarımız sahadaki birimlerimizle durumu takip etmekte, hasar tespit çalışmalarını yürütmektedir.

TÜRKİYE BÖLGESNİN EN GÜÇLÜ ÜLKESİ

Bölgemizdeki her kriz Türkiye'nin son 23 yıldaki katettiği mesafeyi ispatlıyor. Türkiye ezberlerin bozulduğu, insanların yön arayışının hızlandığı günümüzde bölgesinin en güçlü ülkesi olarak adından söz ettirmektedir. Bugün her alanda kendi ayakları üzerinde duran, dostlarına ve kardeşlerine destek veren bir Türkiye vardır.

Bölgemizdeki savaşa rağmen ihracatımız nisanda güçlü performans sergiledi. 275,8 milyar dolara çıkarak ihracatta Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. 166 ülke ve bölgeye ihracatımız arttı. Sektörler sıralamasında otomotiv liderliğini sürdürürken, kimyevi maddeler ikinci oldu.

1018 firmamız ilk kez yurt dışına ürün satma başarısı gösterdi. Böyle bir dönemde bu ihracat rakamları önemlidir. Türkiye'nin potansiyeli bunun çok çok ötesindedir. İhracatçılarımıza destek olarak daha yüksek verilere ulaşacağız.

Dünyanın ve bölgemizin savrulduğu bir dönemde Türkiye rotasından ayrılmadan hedefine emin adımlarla ilerliyor.

"DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN ÜST DÜZEY MİSAFİRİ ÜLKEMİZDE AĞIRLAYACAĞIZ"

Bu sene Türkiye'nin uluslararası görünürlüğünü artıracak zirvelere ve etkinliklere ev sahipliği yapacağız. 20 Mayıs Çarşamba günü 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali İstanbul'da oynanacak. 7-8 Temmuz tarihlerinde NATO zirvesi Ankara'da gerçekleştirilecek. BM İklim Değişikliği Konferansları'nın 31. Kası ayında Antalya'da düzenlenecek. Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. zirvesi Türkiye'de tertip edilecek. Dünyanın dört bir yanından üst düzey misafiri ülkemizde ağırlayacağız.

Sadece ihracat ve turizmde değil istihdam tarafında da istatistiklerin umut verici olduğunu görüyoruz. İşsizlik oranı bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1'e geriledi. İstihdam sayımız aynı dönemde 22 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye, istihdam oranı ise 0,3 puan olarak artarak yüzde 48,5'a düzeldi. İşgücü sayımız Mart ayında 35 milyon 298 bin kişiye ulaştı. Böylece işsizlik oranımız tek haneli seyrini 35. ayında da korumuş oldu. Atıl işgücü oranındaki yükselişi de dikkatle takip ediyoruz. İhracat, istihdam ve turizmdeki bu olumlu tabloya rağmen maalesef savaşın etkisini en fazla hissettiğimiz alanların başında enflasyon geliyor.

ENFLASYON AÇIKLAMASI

Bugün Nisan ayı enflasyon yüzde 4,18 olarak açıklandı. Akaryakıt fiyatları dünyada olduğu gibi bizde de ağır baskı oluşturuyor. İrademizde en küçük gerileme yoktur. Felaket tellallarına kulak asmadan doğru bildiğimiz yolda sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız.

Son dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği yıpratıcı tartışmalara şahit oluyoruz. Ülkemizin AB yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AB'ye ortaklık başvurusunu 31 Temmuz 1959'da yaptı.

AVRUPA BİRLİĞİ AÇIKLAMASI

1963'de de Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Ortaklık anlaşması birbirinin devamı niteliğinde hazırlık, geçiş ve nihai dönem olmak üzere 3 ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1964'te yürürlüğe girmesiyle hazırlık dönemi başlamış oldu. 13 Kasım 1970'de Katma Protokol'ü imzaladık ve geçiş dönemine ilk adımı attık. Takip eden süreçte Kıbrıs davamızdan kaynaklı anlaşmazlıklar AB yoluculuğumuzda önümüzün kesilmesine sebep oldu.

Türkiye'ye yönelik stratejik şaşılık, maalesef Birliğin pek çok kurumunda hem de çok bariz biçimde varlığını muhafaza ediyor.Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı bir AB'nin küresel bir aktör ve çekim merkezi olmayacağı artık anlaşılmalıdır.

TARİHE GEÇEN ÇAĞRI

Avrupa Birliği, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalı, bunu zora sokacak eylem ve söylemlerden imtina etmelidir.

Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliği'nin küresel bir aktör ve çekim merkezi olmayacağı artık anlaşılmalıdır

Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değil, mesele Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir, kendini nerede gördüğüdür.

Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacından daha fazladır. Yarın bu ihtiyaç daha da artacaktır.

Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfus alanına sıkışmış haldedir

Muhabir: FATİH SİVİ