CHP’nin düzenlediği Toplumsal Barış Konferansı’na mesaj gönderen Ekrem İmamoğlu’nun, “okullarda Kürtçe’nin öğretilmesinin ve Kürt tarihinin öğrenilmesinin önünün açılması” çağrısı, kamuoyunda yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. İmamoğlu’nun açıklamaları, CHP’nin Kürt meselesine yaklaşımında daha kapsayıcı bir dil benimsediği şeklinde yorumlanırken, parti içindeki yakın geçmişe ait söylemler bu mesajların samimiyetini sorgulatıyor.
Zira bundan yalnızca bir ay önce, CHP sıralarına katılan Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır, kamuoyuna açık bir paylaşımında “Türkiye’de Kürt halkı yoktur, Kürt kökenli vatandaşlar vardır” ifadelerini kullanmış, “Kürt meselesi” tartışmalarını ise emperyalist bir proje olarak nitelemişti. Dikbayır’ın bu çıkışı, Kürt kimliğini ve halk kavramını bütünüyle reddeden bir yaklaşım olarak kayda geçmişti.
Bugün gelinen noktada, aynı partinin bir yandan Kürtçe eğitim ve Kürt tarihinin görünürlüğünü savunması, diğer yandan kısa süre önce “Kürt halkı yoktur” diyen bir ismi bünyesinde barındırması, CHP’nin bu konudaki tutumunun ilkesel mi yoksa konjonktürel mi olduğu sorusunu gündeme taşıdı.
CHP’nin Kürt meselesine yaklaşımının gündemin ve siyasi rüzgarın yönüne göre değiştiği, sert güvenlikçi söylemlerle hak temelli söylemler arasında gidip geldiği yorumları yapılıyor. Eleştiriler, “Kürt halkı yoktur” gibi ifadelerin parti içinde net biçimde reddedilmediği bir tabloda, Kürtçe eğitim çağrılarının inandırıcılığını zayıflattığı yönünde yoğunlaşıyor.
Vatandaşlar toplumsal barışın; bir dönemde kimlikleri inkar edip başka bir dönemde hatırlamakla değil, süreklilik ve tutarlılık ile inşa edilebileceğine dikkat çekiyor. Aksi halde bu tür çıkışların, Kürt meselesini bir hak ve eşit vatandaşlık meselesi olmaktan çıkarıp siyasi vitrin malzemesine dönüştürdüğü uyarısı yapılıyor.



