Dünyada böcek popülasyonlarının felaket düzeyinde azalması, insan sağlığını doğrudan etkileyebilecek yaklaşan bir çevre krizine işaret ederken, ekosistemlerin ve gıda güvenliğinin çökme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısı yapılıyor. Bilim insanları ve doktorlar alarm veriyor. Bu değerlendirmeler, İngiliz gazetesi Daily Mail’de yayımlanan bir rapora dayanıyor.
Dünya genelinde böcekler, kelebekler, güveler, sinekler, sivrisinekler ve arılar dahil olmak üzere birçok böcek türünün sayısı dramatik biçimde azalıyor. Bu durum, bilim insanları kadar sağlık uzmanlarını da endişelendiriyor.
ABD’nin Houston kentinde görev yapan yoğun bakım uzmanı Dr. Joseph Varon, bu düşüşü “insan sağlığını doğrudan etkileyebilecek yaklaşan bir çevresel krizin göstergesi” olarak nitelendirdi.
Varon, böceklerin yok oluşuyla birlikte ortaya çıkan “çevresel sessizliği”, tıpta hastanın aniden konuşmayı kesmesiyle karşılaştırdı ve şu ifadeleri kullandı:
“Tıpta sessizlik, gürültüden daha tehlikeli olabilir. Bir hastanın aniden acısını dile getirmeyi bırakması ya da bir monitörün susması, iyileşmeden ziyade sistemin çöktüğüne işaret eder. Ekoloji de benzer bir tablo sunuyor ve bu sessizlik son derece endişe verici.”
Böceklerdeki bu azalma, insanların büyük ölçüde bağımlı olduğu meyve, sebze, kuruyemiş ve baklagillerin üretimini de tehdit ediyor. Tozlaştırıcı böceklerin azalmasıyla birlikte temel besin öğeleri, vitaminler, mineraller ve antioksidanların miktarı düşüyor. Bu durum bağışıklık sisteminin zayıflamasına, kronik hastalık riskinin artmasına ve genel insan sağlığının bozulmasına yol açabilir.
Araştırmalara göre bu gerileme, tarım ürünlerinin ve çiçeklerin yüzde 75 ila 90’ının tozlaşmasının durmasına neden olabilir. Bu da meyve ve sebze eksikliğine bağlı olarak her yıl 1,4 milyon ek ölüm vakasına yol açabilecek bir tabloyu beraberinde getiriyor.
Bu endişeleri destekleyen bir Alman çalışması, koruma altındaki bölgelerde uçan böceklerin biyokütlesini yaklaşık 30 yıl boyunca takip etti. Çalışma, sanayi faaliyetlerinden uzak alanlarda bile 2016 yılına gelindiğinde böcek sayısının yüzde 75’ten fazla azaldığını ortaya koydu.
Küresel değerlendirmelere göre, böcek türlerinin yüzde 40’ından fazlası sürekli bir düşüş yaşıyor ve 2030 yılına kadar böcek türlerinin yaklaşık dörtte birinin yok olabileceği veya ciddi tehdit altına gireceği öngörülüyor.
Varon bu durumu şöyle özetledi:
“Böcekler olmadan gıda sistemleri sadece niceliksel olarak değil, niteliksel olarak da çöker. Gıda çeşitliliği azalır, dayanıklılık zayıflar ve endüstriyel girdilere bağımlılık artar.”
Doktorlar, böceklerin kaybolmasının etkilerini alerji belirtilerinin artması, antibiyotik direnci ve beslenme yetersizlikleri şeklinde hastalarda gözlemlediklerini belirtiyor. Özellikle böcek sayısındaki düşüşe bağlı olarak polen yapısındaki değişimlerin, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabileceği ifade ediliyor.
Varon, böceklerin kısa yaşam süreleri, yüksek metabolizma hızları ve çevresel faktörlere aşırı bağımlılıkları nedeniyle kimyasal, beslenme ve elektromanyetik bozulmalara insanlardan çok daha önce tepki verdiğini vurguladı. Artan kanıtların, aynı çevresel maruziyetlerin insanlarda hormonal bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, nörolojik gelişim etkileri ve metabolik hastalıklarla bağlantılı olduğunu gösterdiğini söyledi.
Kronik düşük dozda pestisitlere maruz kalmanın ani zehirlenmeye yol açmayabileceğini, ancak bunun güvenli olduğu anlamına gelmediğini belirten Varon, şu benzetmeyi yaptı:
“Diyabetli bir hastayı düşünün; yavaş iyileşen kronik yaraları vardır. Geleneksel tedavilere dirençli bu yaralar, tozlaştırıcıların kaybı sonucu ortaya çıkan mikro besin eksikliğinin canlı bir örneğidir.”




