Dünya

Battılar.. Trump'ın hiçbir planı yok

ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırıları sonrası Washington’da “rejim değişikliği” tartışmaları yeniden gündeme gelirken, eski Amerikalı yetkililer Trump yönetiminin savaş sonrası için net bir planının bulunmadığı ve yalnızca hava saldırılarıyla İran’da iktidar değişiminin zor olduğu görüşünde birleşiyor.

Abone Ol

2003 yılında ABD, Saddam Hüseyin yönetiminin nükleer silaha sahip olduğu yönündeki asılsız iddialarla Irak’ı işgal etmek için dünya çapında destek toplamıştı. Yaklaşık 23 yıl sonra Donald Trump yönetimi, benzer şekilde kanıtlanmamış iddiaları tekrar ederek İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı bir savaş başlattı. Washington her iki savaşta da rejim değişikliğini hedef aldı. Ancak fark şu ki, ilkinde ABD Ortadoğu’ya ayrıntılı savaş ve “ertesi gün” planları ile tam kara kuvvetleriyle gelmişti; bugün ise sahada Amerikan askerleri bulunmadan saldırılar düzenleniyor, çelişkili mesajlar veriliyor ve ABD Başkanı Donald Trump Tahran halkına saldırılar tamamlandıktan sonra “görevin geri kalanını üstlenmeleri” çağrısı yaparak Venezuela modeline işaret ediyor.

Trump ayrıca pazar günü New York Times gazetesine verdiği röportajda ülkeyi yönetmek için “çok iyi üç aday” bulunduğunu söyledi ancak isimlerini açıklamadı. “Şimdilik açıklamayacağım. Önce işi bitirelim” ifadelerini kullandı.

Ülkeye yönelik savaşın başlamasından üç gün geçmesine rağmen, İranlı üst düzey isimlerin şehit edilmesi ve Trump’ın Devrim Muhafızları, ordu ve polise defalarca silah bırakma çağrısı yapmasına rağmen, ülke içinde herhangi bir bölünme olduğuna dair işaret bulunmuyor. Trump binlerce kişinin güvenlik talep ettiğini öne sürse de, şu ana kadar iktidar geçişini sağlayabilecek alternatif bir otorite ortaya çıkmış değil.

Trump’ın “ertesi gün” planları

El Cedid, ABD Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarında görev yapmış dört eski üst düzey Amerikalı yetkilinin görüşlerine başvurdu. Yetkililer, Tahran'da savaş sonrası döneme ilişkin gerçek bir Amerikan planının bulunmadığını ve geçiş planı olmamasının küresel siyasi ve ekonomik etkileri olacak yeni bir kaosa yol açabileceği endişesini dile getirdi.

ABD’li eski diplomat ve Amerikan-Arap İlişkileri Konseyi bölgesel çalışmalar direktörü William Lawrence, Trump’ın birden fazla hedefi olduğunu belirterek şunları söyledi: “En basit ifadeyle ya rejimi değiştirmek ya da rejimin davranışını Amerikan taleplerine uygun hale getirmek istiyor; fakat bunu müzakere yoluyla değil, talepler yoluyla yapmak istiyor.”

Lawrence’a göre ABD’nin alt hedefleri arasında İran’ın askeri nükleer programının tamamen durdurulması, balistik füze tehdidinin ortadan kaldırılması, bölgedeki bağlantılı grupların faaliyetlerinin sona erdirilmesi ve İranlı siviller ile muhalefetin rejimi değiştirmesinin teşvik edilmesi bulunuyor.

Lawrence, Trump’ın yaklaşık 8 dakikalık video mesajında İran halkından bombardıman bittikten sonra yönetimi devralmalarını istemesinin bu nedenle açık bir çağrı olduğunu söyledi. ABD ve israilin İran İslam Cumhuriyeti içinde bunu teşvik edecek planları olabileceğini de iddia etti.

“Trump yönetimi içinde büyük karmaşa var”

Lawrence, saldırı zamanlamasının lider kadroyu hedef alarak rejim değişimini kolaylaştırma fikrine dayandığını belirtti. İstihbarat bilgilerinin İran liderliğinin büyük bölümünün aynı anda hedef alınabileceğini gösterdiğini ve bu nedenle üç farklı noktaya saldırı düzenlendiğini ifade etti.

Ancak yalnızca hava saldırılarıyla rejim değiştirmenin çok zor olduğunu vurgulayan Lawrence, iç hükümet tartışmalarına dayanarak Trump yönetimi, istihbarat topluluğu ve özel kuvvetler arasında “Hamaney sonrası plan” konusunda ciddi bir karmaşa bulunduğunu söyledi.

Lawrence’a göre Trump’ın asıl ilgisi kimin yöneteceğinden çok, Venezuela örneğine benzer şekilde baskı ve gizli operasyonlarla yeni yönetimi etkileyebilmek. ABD’nin hedeflere yönelik tercihleri olsa da saat saat veya gün gün hazırlanmış bir geçiş planı bulunmadığını belirtti.

Ayrıca ABD ile israil arasında hedef farklılıkları olduğunu da dile getirdi: Washington operasyonun dört günle sınırlı olmasını isterken israil en az iki haftalık geniş çaplı saldırılar hedefliyor.

Ona göre İran ya sonuna kadar savaşacak ya da Trump’ın zafer algısıyla geri çekilmesini sağlayacak bir çıkış yolu bulmaya çalışacak.

ABD Savunma Bakanlığı eski yardımcılarından Lawrence Korb ise Trump yönetiminin saldırı sonrası için net bir planı olmadığını belirterek şu soruyu gündeme getirdi: “İktidara kim gelecek?”

Korb’a göre Trump’ın istediği şey, ülkede ABD ve israil ile daha iyi ilişkiler kuracak farklı bir yönetimin ortaya çıkması; bunun demokratik ya da otoriter olması ikinci planda.

Ülkenin Irak’tan çok daha büyük ve askeri açıdan daha güçlü olduğuna dikkat çeken Korb, sahada kara kuvveti olmadan rejim değiştirmenin son derece zor olduğunu söyledi.

ABD’nin gerçek hedefi rejim değişikliği mi?

Eski Pentagon yetkilisi ve askeri analist Mark Kimmitt ise ABD’nin gerçek hedefinin rejim değişikliği değil, yeni bir İran İslam Cumhuriyeti hükümetiyle çalışarak nükleer programı, balistik füze projelerini ve bölgesel faaliyetleri sonlandırmak olduğunu savundu. Ona göre ABD yeni bir yönetim dayatmak istemiyor ancak ortaya çıkacak yönetimin işbirliğine açık olmasını umuyor.

“Hava saldırıları tek başına rejim değiştirmez”

Ortadoğu uzmanı askeri analist Jason H. Campbell da Trump yönetiminin ülke rejimini devirmesinin zor olduğunu belirtti. Campbell, Tahran'ın bu kez önceki çatışmalara kıyasla daha hazırlıklı olduğunu ve hızlı şekilde karşılık verdiğini söyledi.

Campbell’a göre ABD saldırıları açık şekilde “rejimin başını kesmeyi” hedefliyordu ancak tarihsel olarak hava saldırıları tek başına rejim değişikliğine nadiren yol açtı. 90 milyondan fazla nüfusa sahip İran İslam Cumhuriyeti gibi büyük bir ülkede yalnızca hava gücüyle rejim değiştirmenin mümkün olmadığını vurguladı.

ABD’nin olayların gidişatını tamamen kontrol edemeyeceği uyarısında bulunan Campbell, Trump yönetiminin kontrol dışına çıkabilecek bir süreci başlatmış olabileceğini ifade etti. Ona göre önümüzdeki döneme dair birçok senaryo var ve neredeyse hepsi uzun süreli istikrarsızlığa işaret ediyor.

Diplomatik bir çıkış ihtimaline ilişkin ise Campbell, ülkenin olası bir anlaşmayı rejimin varlığını riske atacak şekilde kabul etmeyeceğini belirtti.