Güncel

Bakan Fidan: Sorunumuz israil ile değil, bölgedeki israil politikalarıyla

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ile siyonist rejim arasındaki ilişkilerin son dönemine değinerek, "Bizim sorunumuz İsrail ile değil, bölgedeki İsrail politikalarıyla, özellikle Filistinlilere yönelik politikalarla ve son zamanlarda Gazze'de yaşanan soykırımla." dedi.

Abone Ol

Bakan Fidan, Katar'ın Al Jazeera kanalında yayınlanan ve Resul Serdar Ataş'ın sorularını yanıtladığı röportajda gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

"MUTABAKAT ANLAMLI"

Fidan, YPG/SDG ve Şam hükümeti arasında varılan mutabakatın çok anlamlı ve önemli olduğunu düşündüğünü belirterek, şunları söyledi:

"Prensip gereği, Türkiye olarak, taraflar kim olursa olsun bir uzlaşıya varırlarsa bunu destekleriz. Çünkü belirli ilkeler üzerinde anlaşmaya vardıkları sürece, bizim açımızdan desteklemeye değer olduğunu düşünüyorum. Ancak Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarları konusunda kendi endişelerimiz, kendi kırmızı çizgilerimiz var. Yine de, Şam hükümeti SDG ile bir anlaşma yaptığında, bunlar genellikle gözetilir. Ancak mevcut duruma geri dönersek, sizin de söylediğiniz gibi, ateşkes devam ediyor ve bu da Amerikan güçlerinin DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a nakletmesine olanak tanıyor. Bunun önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Bence herkes buna yardımcı olmalı. Türkiye olarak, Amerikalılarla birlikte bunu gerçekten kolaylaştırmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz."

Fidan, Türkiye'nin "Kürtlerin liderliğindeki herhangi bir polis yapısını kabul edip etmeyeceğine" ilişkin soruya "SDG esasen Suriye'deki PKK'nın bir uzantısıdır ve PKK'nın dört ülkede dört kolu vardır: Suriye, Irak, İran ve Türkiye. Yani, dört ülke için hedefleri var. Suriye Kürtlerine gerçekten değer veriyoruz. Onlara oldukça adil davranılmalı." yanıtını verdi.

Fidan, PKK geçmişte yüzlerce kişiyi alıp seferber ettiğini ve SDG ile Suriye'de görevlendirdiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Onlar Suriyeli değiller ve şu anda Suriye'deler. Tek amaçları ise Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarlarına zarar vermek. Ve biz bunun gerçekten ortadan kalkmasını istiyoruz. Bu birincisi. İkincisi, dünya kamuoyunun pek bilmediği bir şey var, o da sadece diğer ülkelerden gelen Kürt PKK unsurlarına değil, Suriye'de SDG'nin kontrolündeki bölgelerdeki Türk solcu unsurlarına da Türkiye'ye karşı faaliyet gösterebilecekleri bir sığınak ve yer verildiği. 300 kadar silahlı insan var orada. Bunlar Türk sol örgütlerinin üyeleri ve tek görevleri Türk askeri ve güvenlik güçlerine saldırı fırsatları aramak. Biz hepsini tanıyoruz, onlar da bunu biliyor. Biz bunun da ortadan kalkmasını istiyoruz."

TEK BİR ORDU VURGUSU

Fidan, geri kalanların, taraflar arasında egemen ve üniter devlet ilkeleri çerçevesinde ele alınması gerektiğine işaret ederek, "Bence egemen ve üniter bir devlette iki ordunun varlığını istemezsiniz. Tabii ki tek bir ordu olmalı, tek bir otorite tarafından komuta edilen tek bir ordu. Polis güçleri ve diğer konular ise Şam ile SDG arasında düzenlenebilir. Bu kadar mikro yönetimle uğraşmak istemiyoruz. Kendi hassasiyetlerimizin oldukça farkındayız, SDG ve diğer taraflardan istediğimiz şeyin oldukça yapılabilir olduğunu düşünüyorum." diye konuştu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın dış politika hedefi olarak yapmaya çalıştığı şeyin oldukça büyük bir fark yarattığını düşündüğünü söyleyen Fidan, şunları kaydetti:

"Öncelikle, Gazze'de ateşkes sağlanması konusunda yapmaya çalıştığı şey, bizim de desteklediğimiz bir şey. Biz de işbirliği yapıyoruz. Ukrayna'da yapmaya çalıştığı şey, Rusya ile Ukrayna arasında, dolayısıyla Avrupa ile Rusya arasında bir savaşı durdurmak. Bu, bizim gerçekten değer verdiğimiz bir şey. Suriye'ye gelince, bakış açılarımızın büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum. Trump yönetimi, yeni Suriye yönetiminin kendi sorunlarını çözmesini ve uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olmasını istiyor."

Fidan, Şam hükümetinin uluslararası ve bölgesel topluluğun taleplerine oldukça iyi yanıt verdiğini düşündüğünü vurgulayarak, "Bölge ülkeleri ve uluslararası topluluk, Suriye'nin kendi yaralarını sarmaya yardımcı olmak için işbirliği yapıyor. Bildiğiniz gibi, son 14 yıldır tüm dünya ve bölge iki sorunla karşı karşıya, bunlardan biri kitlesel göç. Milyonlarca mülteci Suriye'den çıkıyor. Diğeri terör örgütleri." ifadelerini kullandı.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın Washington ziyaretini hatırlatan Fidan, "DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon'un bir parçası olmasını sağlayan Şartı imzaladı. Bence bu, yeni hükümetin kurumsal açıdan DEAŞ'a karşı Koalisyon'un bir parçası olması açısından çok anlamlı bir şey. Bu önemli. Bence çok işbirlikçiler ve olumlu yanıtlar veriyorlar. Ancak SDG ile ilgili sorun söz konusu olduğunda, Amerikalılar ve Şam arasında bazen anlaşmazlıklar oluyor. Ve bence biz, Amerikalılar ve Suriyeliler, bu sorunu sorunsuz bir şekilde çözmek için kapsamlı görüşmeler yapıyoruz." dedi.

SORUNUMUZ İSRAİL İLE DEĞİL İSRAİL POLİTİKALARIYLA

Gazze Barış Planı'nın ilk olarak Gazze sorununu çözmek için ortaya atıldığını ve şimdi Barış Kurulu'nun, tüm sürecin bir uzantısı olduğunu belirten Fidan, şu değerlendirmede bulundu:

"Geçen yıl 25 Eylül'de New York'ta BM Genel Kurulu toplantısı başlatıldığında, 8 Müslüman ülke lideri Başkan Trump ile bir araya gelerek Gazze'deki soykırımı çözmenin bir yolunu aradı. Bence asıl başlangıç ve 20 maddelik Gazze Barış Planı'nın doğduğu yer orasıydı. O günden bu yana, görüş alışverişinde bulunmak, kurumlar oluşturmak, anlaşmalara varmak gibi sürekli bir süreç devam ediyor. Şimdi, ateşkesin ilk aşamasını tamamladık ve Barış Kurulu'nun Gazze gündemini gerçekten ilerletebileceğimiz bir platform olduğunu düşünüyoruz."

Fidan, askeri açıdan bakıldığında, Hamas'ın hiçbir zaman siyonist rejim için caydırıcı bir faktör olmadığını vurgulayarak, "Çünkü Amerikan ordusunun desteğiyle İsrail'in askeri gücü ile Hamas'ın askeri gücü arasında hiçbir denge yok. Hamas işgale direniyor olsa da, caydırıcı değil. En iyi ihtimalle İsrail için rahatsız edici bir faktör olabilir ancak caydırıcı bir faktör olamaz. Hamas güvenlik güçleri, tüm Gazze'yi yönetmek ve yerel güvenlik ve polislik hizmetlerini sağlamak için yeterince iyiydi. Ancak İsrail'i caydırmak söz konusu olduğunda, İsrail her zaman istediği zaman askeri operasyon düzenleyebilecek bir konumdaydı ve hala da öyle." diye konuştu.

Uluslararası İstikrar Gücü'ne değinen Fidan, "Bu önemli bir konu. Eğer bu uygulanabilirse, hem İsrail hem de Filistinliler için, karşı tarafın saldırısına uğramama ve güvenlik anlaşmalarının ihlal edilme riski olmaması açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Bu, Filistin sorununun yeni bir sayfası olacak." dedi.

BARIŞ KURULU HAKKINDA AÇIKLAMA

Fidan, katil Netanyahu'nun Türkiye'nin Barış Kurulu'na katılımına itiraz ettiğini belirterek, "Davet edildik ve katıldık, adım Gazze Yürütme Kurulu'na dahil edildi ve hala oradayız. Mısır, Katar ve ABD ile birlikte arabuluculuk grubunun çekirdek üyeleriyiz. Dolayısıyla, şu anki konumumuz, Gazze'de devam eden barış sürecine insani, askeri veya siyasi olarak mümkün olan her türlü katkıyı sağlamak. Şimdi, talep edilirse, Uluslararası İstikrar Gücü'ne askeri birlikler sağlamaya hazırız." ifadelerini kullandı.

SİYONİST REJİM İLE İLİŞKİLER

Türkiye ile siyonist rejim arasındaki ilişkilerin son dönemine işaret eden Fidan, "İsrail ile ticareti keserken bunu çok net bir şekilde ifade ettik; savaş devam ettiği ve Gazze'ye insani yardım girmesine izin verilmediği sürece, hayır, ticaretimizi yeniden başlatmayacağız. Bu bir şeyleri anlatıyor. Bizim sorunumuz İsrail ile değil, bölgedeki İsrail politikalarıyla, özellikle Filistinlilere yönelik politikalarla ve son zamanlarda Gazze'de yaşanan soykırımla." diye konuştu.

Fidan, Türkiye ve siyonist rejim arasındaki "kopuşun" şartlara bağlı olduğunu belirtti.

Bakan Fidan, siyonist rejimin olası İran saldırısında birincil hedefinin İran ordusunun bazı kritik yeteneklerini yok etmek olacağını söyledi.

Siyonist rejimin İran'da rejim değişikliği isteyip istemediğine ilişkin soruya Fidan, "Evet, bunu yapmak isterler ama yapabilirler mi bilmiyorum. Çünkü bu halkın elinde, dış askeri müdahalenin elinde değil. İran halkı savaş ve dış saldırı, özellikle de İsrail'den gelen saldırı sırasında, her zaman liderlerinin etrafında birleşir." cevabını verdi.