Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde görev yapan Uzman Psikolog Hüseyin Gürer, ergenlerde risk algısı hakkında İLKHA muhabirine önemli açıklamalarda bulunarak, ailelere ve eğitimcilere önemli tavsiyelerde bulundu.
"Vücutla beyin gelişimi her zaman aynı uyumu göstermeyebilir"
Uzman Psikolog Hüseyin Gürer, ergenliğin biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleri bulunan doğal bir gelişim süreci olduğunu belirterek, "Ergenlerde risk algısının farklı olmasının nedenleri aslında ergenliğin bir gelişim süreci olmasıdır. Bu dönemde hem biyolojik hem psikolojik hem de sosyal gelişim yaşanır. Vücut büyüdüğü gibi sinir sistemi de gelişir. Beynin bazı bölgeleri olgunlaşırken sinirsel yapılar değişir. Ancak vücutla beyin gelişimi her zaman aynı uyumu göstermeyebilir. Özellikle dikkat, planlama ve organizasyondan sorumlu frontal lob ergenlik döneminde biraz geri kalabilir. Bu durum risk algısını etkileyebilir." dedi.
Ergenlik döneminde kimlik oluşturma ve bağımsızlaşma çabasının öne çıktığını ifade eden Gürer, "Ergenler aileden bağımsızlık kazanmak, yeni arkadaş grupları oluşturmak ve ait oldukları gruplara uyum sağlamak isterler. Kendilerini gruba kabul ettirmek veya gruba ait olduklarını göstermek amacıyla risk davranışları gösterebilirler." diye konuştu.
Riskli davranışlar nelerdir?
Ergenlerde görülebilecek riskli davranışlara dikkat çeken Gürer, "Hızlı ve tehlikeli araç kullanımı, alkol ve madde kullanımı, sosyal medya akımlarına uyum sağlama, uygunsuz paylaşımlar yapma, yetkisiz araç kullanma, öfke kontrol sorunları, akran baskısına kolay uyum sağlama ve şiddet içeren davranışlar bu dönemde sık görülebilmektedir." ifadelerini kullandı.
Ebeveynler nasıl yaklaşmalı?
Riskli davranışların yönetiminde ailelerin önemli rol üstlendiğini vurgulayan Gürer, şöyle devam etti:
"Ergenlerde riskli davranışları yönetmede en etkili yaklaşım sınır koyabilen ancak ilişkiyi koruyan ebeveyn tutumudur. Açık ve yargılamayan iletişim kurulmalıdır. Bir sorun yaşandığında çocuğun kişiliği değil davranışı eleştirilmelidir. Örneğin bir kavgaya karışan çocuğa 'Sen hep böylesin' demek yerine, davranışın sonuçları üzerine konuşmak daha yapıcı olacaktır."
"Kurallarda tutarlılık şart"
Aile içindeki kuralların tutarlı olması gerektiğini belirten Gürer, "Anne ve babanın koyduğu kurallar her zaman geçerli olmalıdır. Bir gün uygulanıp başka bir gün uygulanmayan kurallar doğru değildir. Ayrıca anne ve baba aynı konuda farklı tavırlar sergilememelidir. Bu tutarlılık çocuğun uyum davranışlarını olumlu etkiler." şeklinde konuştu.
"Çocuğu dinlemek güven oluşturur"
Empatik dinlemenin önemine dikkat çeken Gürer, "Çocuk bir sorun yaşadığında önce onu dinlemek gerekir. Hemen yargılamak veya çözüm üretmeye çalışmak yerine anlatmasına fırsat verilmelidir. Bazen sadece dinlemek bile yeterlidir. Böylece çocuk, yaşadığı sorunları ailesiyle paylaşabileceğini hisseder." dedi.
"Dijital dünyada sessiz takip önemli"
Sosyal medya kullanımının da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Gürer, sözlerini şöyle sürdürdü.
"Çocuğun sosyal medya hesapları varsa anne ve babanın da aynı platformlarda hesabı bulunmalıdır. Amaç baskı kurmak değil, gözlemci olarak süreci takip etmektir. Çocuğun ne paylaştığını görmek ve riskli durumları erken fark etmek açısından bu önemlidir."
"Güvenli okul ortamları oluşturulmalı, akran zorbalığı gibi durumlar yakından takip edilmelidir"
Okul ve öğretmenlerin ergen gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Gürer, "Öğretmenler öğrenciler için rol modeldir. Güvenli okul ortamları oluşturulmalı, akran zorbalığı gibi durumlar yakından takip edilmelidir. Özellikle rehber öğretmenler öğrencilerin duygularını tanıma ve davranışlarını yönetme becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmalıdır." diye konuştu.
"Aile ve okul birlikte hareket etmeli"
Riskli davranışların erken fark edilmesinde aile-okul iş birliğinin önemine değinen Gürer, "Öğretmenlerle velilerin iletişim halinde olması gerekir. Çocuklarla ilgili gözlemler sağlıklı şekilde paylaşılmalıdır. Riskli davranışlar erken fark edildiğinde aileyle paylaşılmalı, gerekli durumlarda kolluk kuvvetleri veya ilgili kurumlara bilgi verilmelidir." dedi.
"Ceza tek başına yeterli değil"
Ceza odaklı yaklaşımların sakıncalarına işaret eden Gürer, "Ceza tek başına faydalı olmayabilir. Birey kendisini yalnız hissedebilir ve bu yalnızlık duygusu risk alma davranışını artırabilir. Bu nedenle ceza ve ödül sistemi dikkatli uygulanmalıdır." ifadelerini kullandı.
"Ergenlik bir fırsat dönemi de olabilir"
Ergenlik döneminin yalnızca sorunlarla anılmaması gerektiğini vurgulayan Gürer, şöyle devam etti:
"Bu dönem aynı zamanda bireyin kendisini ve çevresini keşfettiği, yaratıcılığının ortaya çıktığı bir süreçtir. Gençlerin enerjisini sanat, spor, kurslar ve sosyal faaliyetlere yönlendirmek riskli davranışların önüne geçilmesine katkı sağlar."
"İletişim çocuklukta başlamalı"
Aile içi iletişimin önemine dikkat çeken Gürer, "Ergenle iletişim bağı koparılmamalıdır. Uygun arkadaş çevreleri desteklenmeli, aile içi etkinlikler artırılmalıdır. Piknik, tiyatro ve sinema gibi faaliyetler aile bağlarını güçlendirir. Bu alışkanlıkların ergenlikte değil, çocukluk döneminden itibaren kazandırılması gerekir." diye konuştu.
Ne zaman profesyonel destek alınmalı?
Profesyonel desteğin gerekli olduğu durumları sıralayan Gürer, "Ergenin aileden uzaklaşması, yalnız kalma isteğinin artması, içe çekilmesi, duygu durumunda belirgin değişiklikler yaşaması, sürekli hüzünlü olması veya intihar düşüncelerinin bulunması durumunda vakit kaybetmeden çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniklerine başvurulmalıdır." dedi.





