Dünya Arı Günü’nde uzmanlar, arıların yok olması halinde birçok tarım ürününün ciddi şekilde zarar göreceğini belirtirken, 21’inci yüzyılda arıların ortalama yaşam süresinin yaklaşık 23 güne düştüğüne dikkat çekti.

20 Mayıs’ta kutlanan Dünya Arı Günü dolayısıyla Rusya’daki Perm Teknik Üniversitesi bilim insanları, insanların arıları nasıl evcilleştirdiğini, arı popülasyonundaki düşüşün nedenlerini ve arıların çevreden yok olmasının olası sonuçlarını anlattı.

Üniversitenin Çevre Koruma Bölümü akademik sekreteri Maria Kumbarova, arıların yaklaşık 100 milyon yıl önce ortaya çıktığını ve kökenlerinin yırtıcı kum yaban arılarına dayandığının düşünüldüğünü söyledi.

Kumbarova, insanların başlangıçta bal elde etmek için arı kolonilerinin bulunduğu ağaç kovuklarını yok ettiğini, daha sonra kolonileri yırtıcılardan korumanın daha faydalı olduğunu fark etmeleriyle geleneksel arıcılığın ve ardından modern kovan sistemlerinin ortaya çıktığını ifade etti.

Dr. Mihail Niçayev ise Rusya’nın geniş ormanları sayesinde yüzyıllar boyunca arı ürünlerinin en büyük ihracatçılarından biri olduğunu belirtti. Niçayev, balmumunun özellikle dini ritüellerde kullanılan mumların yapımında büyük değer taşıdığını kaydetti.

Uzmanların tahminlerine göre insanların tükettiği tarım ürünlerinin yaklaşık yüzde 80’i tozlaşma sürecinde arılara bağımlı. Arıların yok olması durumunda birçok tarım ürünü ciddi zarar görecek. Buna karşılık patates, pirinç, çavdar ve buğday gibi esas olarak rüzgârla tozlaşan ürünler varlığını sürdürebilecek.

Bilim insanları, son 15 yılda arı sayısının yaklaşık üçte bir oranında azaldığını belirterek bunun başlıca nedenleri arasında böcek ilaçları, iklim değişikliği ve modern arıcılık yöntemlerinin bulunduğunu söyledi.

Araştırmacılar, işçi arıların ortalama yaşam süresinin yalnızca 30 ila 45 gün arasında değiştiğini ve bu süre boyunca yaklaşık 5 bin çiçeği tozlaştırabildiğini açıkladı. Bir kilogram bal üretmek için ise arıların yaklaşık 4 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekiyor.

Bilim insanları, bal üretim sürecinin yaklaşık 45 gün sürdüğünü belirterek, nektarın arının midesinde özel enzimlerle işlendiğini, ardından tekrar tekrar peteklere taşınıp kovanın havalandırılmasıyla kurutulduğunu anlattı. Nem oranı yaklaşık yüzde 20’ye düştüğünde peteklerin balmumuyla kapatıldığı ifade edildi.

Uzmanlar ayrıca “saf” bal türlerinin bulunduğunu, arıların çoğunlukla karabuğday veya ıhlamur gibi tek bir bitki türünden nektar topladığını, diğer bitkilerin polenlerinin ise çok az miktarda bulunduğunu belirtti.

Dr. Yekaterina Pankovskaya ise balın fruktoz ve glikozun yanı sıra B vitamini grubu, C vitamini, kalsiyum, magnezyum, demir ve diğer eser elementleri içerdiğini söyledi. Ancak arı ürünlerine alerjisi olan kişilerin bal tüketmemesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca gıda zehirlenmesi riski nedeniyle iki yaşından küçük çocuklara bal verilmesinin tavsiye edilmediğini ifade etti.

Biyolog Dmitri Boguslavski de 21’inci yüzyılda arıların ortalama yaşam süresinin geçen yüzyıldaki 40 güne kıyasla yaklaşık 23 güne düştüğünü belirtti. Arıların toplu ölümlerle karşı karşıya olduğunu söyleyen Boguslavski, bunun başlıca nedenleri arasında koloni çöküşü, böcek ilaçları ve türler arası çiftleşmenin bulunduğunu ifade etti.

Boguslavski, arı kolonisi çöküşü olgusunun, sonbahar mevsiminde kolonilerin hala tam olarak anlaşılamayan nedenlerle yok olması anlamına geldiğini belirtti. Bilim insanlarının, ölümcül olmayan seviyelerdeki böcek ilaçları, virüsler, hastalık taşıyan Varroa akarları, “Nosema ceranae” paraziti, ağır metaller ve diğer etkenlerin bu durumda rol oynadığından şüphelendiğini söyledi.

Ayrıca böcek ilaçlarının yaz aylarında yaşanan toplu arı ölümlerinin başlıca nedeni olduğunu belirten uzmanlar, arılar olmadan gıda, sanayi ve yem amaçlı ürünlerin büyük kısmının üretiminin imkansız hale geleceği ya da ciddi biçimde azalacağı uyarısında bulundu.

Muhabir: Muhammed Mahsum Tuna