ANFİDAP, “Gazze’deki Diplomatik Süreçler, Barış Girişimleri ve Türkiye’nin Garantörlük Modeline İlişkin Tutum Belgesi” başlıklı kapsamlı bir metin yayımladı. Belgede, Gazze’de ateşkes sonrası şekillenen uluslararası girişimlerin meşruiyet, temsil ve uluslararası hukuk açısından ciddi sorunlar barındırdığı ifade edildi.

Tutum belgesinde, Katar–Mısır–ABD ekseninde yürütülen müzakere sürecinin henüz bağlayıcı ve kapsayıcı bir uluslararası barış mimarisine dönüşmediği belirtildi. Filistin tarafının müzakerelerde eşit ve belirleyici özne olarak yer almamasının süreci zayıflattığı kaydedildi.

ABD öncülüğünde oluşturulan “Barış Kurulu” mekanizmasının vesayetçi bir görüntü verdiği ifade edilen belgede, soykırımcı siyonistlerin kurulda yer almasına rağmen Filistin’in dışlanmasının tarafsızlık ilkesini zedelediği vurgulandı. Güvenlik merkezli yaklaşımın, Filistin’in egemenlik haklarını aşındırma riski taşıdığına dikkat çekildi.

Belgede ayrıca, 2007’den bu yana Gazze’ye uygulanan ablukanın kaldırılmadan ekonomik kalkınma vaatlerinin gerçekçi olmayacağı ifade edildi. Soykırım ve savaş suçu iddialarına ilişkin uluslararası yargı süreçlerinin işletilmesinin kalıcı barış için zorunlu olduğu belirtildi.

Ateşkes ihlallerine de değinilen belgede, tek taraflı silahsızlandırma dayatmasının uluslararası hukukla bağdaşmadığı, güvenliğin ancak karşılıklı ve denetlenebilir garantilerle sağlanabileceği kaydedildi.

Türkiye’nin arabuluculuk ile garantörlük arasında net bir ayrım yaptığı belirtilen metinde, garantörlüğün sorumluluk üstlenmeyi ve bağlayıcı mekanizmalar kurmayı gerektirdiği vurgulandı. Türkiye’nin süreç içinde aktif rol almasının önemli olduğu ancak yalnızca finansör konumuna indirgenmemesi gerektiği ifade edildi.

ANFİDAP, kalıcı barış için Filistin’in gerçek ve meşru temsili, işgalin sona ermesi, karşılıklı güvenlik garantileri ve uluslararası hukukun işletilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını savunan ve çok taraflı, tarafsız bir garantörlük modelini gündemde tutması gerektiği çağrısında bulunuldu.

Tutum belgesi tam metni:

GAZZE’DEKİ DİPLOMATİK SÜREÇLER, BARIŞ GİRİŞİMLERİ VE TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜK MODELİNE İLİŞKİN TUTUM BELGESİ

Gazze’de ateşkes Süreci fiilen Katar–Mısır–ABD üçlüsünün yürüttüğü çok aktörlü ve dinamik bir arabuluculuk mekanizması üzerinden ilerlemiş olup, Gazze barış planı, 29 Eylül 2025 tarihinde Trump tarafından Benyamin Netanyahu ile Beyaz Sarayda yaptığı basın toplantısında duyurulmuştur. Trump 8 Ekim 2025 tarihinde yapmış olduğu açıklamada iki tarafın da planı kabul ettiğini ifade etmiş, planın öngörüldüğü ateşkes 10 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Barış Planının devreye girmesinin ardından, 20’den fazla ülke liderinin katılımıyla 13 Ekim 2025 tarihinde Şarm El Şeyh’te Gazze Zirvesi yapılmış ve bu Zirve’de dört ülke ABD, Türkiye, Mısır ve Katar, “Kalıcı Barış ve Refah İçin Trump Bildirisi” başlıklı ortak bir bildiriyi imzalamışlardır. Bu bildiri, diplomatik iyi niyet belgesinden ibarettir.

Türkiye gibi bölgesel güçler ise bu süreci çeşitli platformlarda destekleyen ve etkilemeye çalışan aktörler konumundadır. Bu durum, müzakerelerin henüz kalıcı ve bağlayıcı bir uluslararası barış mimarisine dönüşmediğini göstermektedir.

Bu tutum belgesi, Gazze’de süregelen çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla yürütülen diplomatik girişimler, ABD öncülüğünde gündeme getirilen planlar, kamuoyunda “Gazze Barış Kurulu” olarak anılan mekanizmalar ve Türkiye tarafından önerilen Garantörlük Modeli çerçevesinde platformumuzun değerlendirme ve tutumunu ortaya koymaktadır.

1. SÜREÇTEKİ TEMSİLİYET VE MEŞRUİYET SORUNLARI

Barış Planı’nın hazırlanma sürecinde, Filistin tarafının etkin ve eşit katılımdan yoksun bırakılması planın demokratik meşruiyetini zayıflatmış, kapsayıcılık ve eşitlik ilkesine zarar vermiştir. Savaşın başından bu yana israilin yanında yer almış ve soykırım suçlarına ortaklık etmiş ABD ve Trump yönetimi tarafından hazırlanması süreci en başından meşruiyet problemi ile karşı karşıya getirmiştir.

Süreci yöneten başlıca aktörler Katar, Mısır ve ABD’dir. Katar, HAMAS’ın siyasi ofisine ev sahipliği yapması nedeniyle örgütle doğrudan temas kurabilen en kritik arabulucu konumundadır. Mısır, Gazze ile olan sınırı ve güvenlik kapasitesi nedeniyle sahadaki düzenlemelerde kilit rol oynamaktadır. ABD ise israil üzerindeki etkisi nedeniyle sürecin belirleyici gücü durumundadır.

Ancak Filistin tarafının müzakerelerde eşit ve belirleyici özne olarak yer almaması, sürecin meşruiyetini ortadan kaldırmaktadır. Özellikle Gazze’de fiili otorite konumunda bulunan HAMAS’ın müzakere süreçlerinin dışında bırakılması veya silahsızlanma başlığına indirgenmesi, temsil sorununu daha da derinleştirmektedir.

Filistin halkının geniş kesimlerinin güven duymadığı aktörler üzerinden yürütülecek müzakereler kalıcı bir barış üretmeyecektir. Bu nedenle Filistin’in gerçek temsilinin ya doğrudan sahadaki aktörlerin katılımıyla ya da halkın güvenini haiz kapsayıcı bir temsili mekanizma ile sağlanması zorunludur.

2. ULUSLARARASI HUKUK VE BM KARARLARINA AYKIRILIK / FİLİSTİN EGEMENLİK HAKLARININ AŞINDIRILMASI

Gazze’ye ilişkin yürütülen planların önemli bir kısmı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve uluslararası hukukun temel ilkeleriyle tam uyumlu bir çerçeve ortaya koymamaktadır.

Bu planlarda Filistin’in egemenlik ve self-determinasyon hakkı açık biçimde güvence altına alınmamakta; iki devletli çözüm söylem düzeyinde bırakılmakta ve zamanlaması belirsiz tutulmaktadır.

Ekonomik kalkınma ve yeniden inşa vaatlerinin, egemenlik ve insan hakları taleplerinin önüne geçirilmesi kabul edilemez. Barış, ekonomik teşvikler üzerinden dayatılan bir düzenleme değil; hukuki statü, siyasi eşitlik ve güvenlik garantileriyle desteklenen adil bir çözüm olmalıdır.

3. FİLİSTİN VE GAZZE’YE YÖNELİK “MANDA YÖNETİMİ” ÇAĞRIŞIMI YAPAN VESAYETÇİ YAKLAŞIM; BARIŞ KURULU

ABD’nin BM Güvenlik Konseyine sunduğu ve Gazze’de Barış Kurulu oluşturulmasını, bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) konuşlandırılmasını öngören tasarıyı BM güvenlik Konseyi 18 Kasım 2025 tarihinde kabul etmiştir. Yapılan oylamada 13 ülke tasarıya "evet" oyu verirken, Rusya ile Çin tasarıda "çekimser" oy kullanmıştır. Karar, Gazze’de geçici bir yönetimin kurulması ve uluslararası güçlerin bölgede görev yapmasına yetki vermektedir.

BM kararı sonrası Trump’ın tek belirleyici ve veto yetkisine haiz olacağını duyurduğu Barış Kurulu’na 60’ın üzerinde devlet davet edilmesine rağmen sadece 19 ülkenin bu daveti kabul etmesi ve bu ülkelerin ABD ile uyumlu politikalar izleyen devletlerin liderlerinden oluşması inisiyatifin kapsayıcı olmayan görüntüsünü güçlendirmiştir. AB ülkeleri kurula katılmayı çeşitli itirazlarla kabul etmemişlerdir. Plan ve kurul güvenlik merkezli, ABD yanlısı dış aktörlerin denetimine ve kararlarına açık, Filistin halkının iradesini yok sayan bir karakter ihtiva etmektedir. israil lehine tutumu dolayısıyla ABD’nin başkanlık ettiği kurul Filistin tarafına ve uluslararası topluma güven vermemektedir. Gazze’de yaşanan soykırımın baş sorumlusu israil kurula davet edilmiş ve kurulun üyesi olmuştur. israil yer alırken Filistin’in yer almıyor olması kurulun tarafsız olmadığının en büyük işaretidir.

Kurul ilk toplantısını 19 Şubat tarihinde yapmıştır. Barış Kurulu’nun Gazze’nin siyasi statüsü üzerinde denetim kurması, Filistin’in egemenlik haklarını yok saymaktır. israilin Batı Şeria’daki ilhak girişimleri ve Gazze’deki ateşkesi ihlal eden askeri operasyonları sürerken Barış Kurulunun, oluşturulması işgalin görmezden gelinmesi ve sonuçlarını meşrulaştırma riski taşımaktadır.

Barış Kurulu’nun insani yardımı koordine etmesi olumlu görünse de, Filistin’in kendi kurumlarının devre dışı bırakılması uzun vadede bağımsızlık sürecini zayıflatmaktadır.

Barışın dış aktörlerin güvenlik öncelikleri üzerinden kurgulanması, manda benzeri bir yönetim algısı doğurmuştur. Bu nedenle kurulacak her türlü uluslararası mekanizma, Filistin halkının açık rızasına dayanmalı ve egemenlik hakkını sınırlamamalıdır.

Planda Gazze’de istikrar gücü adı altında silahlı bir güç bulundurulacağı belirtilmektedir. Ancak silahlı gücün hangi ülke kuvvetlerinden oluşacağı belirtilmemiş, konu barış kurulunun kararına bırakılmıştır. Uluslararası hukukta barış gücü misyonlarının tarafsız olması esastır; aksi durumda meşruiyetleri sorgulanır. Basına sızan bilgilere göre istikrar gücünün başkanlığına ABD’li bir General Jasper Jeffers atanacaktır. israilin Gazze soykırımında en büyük destekçisi ABD’li bir generalin istikrar gücüne komuta ediyor olması tarafsızlık ilkesini zedeler ve meşruiyetini sorgular.

4. ATEŞKES, SİLAHSIZLANMA VE GÜVENLİK MESELESİ

Müzakerelerin temel başlıkları üç aşamada şekillenmektedir:

- Ateşkes ve esir takası

- İnsani yardım ve temel ihtiyaçların karşılanması

- Savaş sonrası yönetim ve yeniden inşa

Ancak süreç çeşitli engellerle karşı karşıyadır:

- Philadelphi Koridoru’nda israilin askeri varlığını sürdürme isteği

- HAMAS’ın silahsızlandırılması ve yerine geçecek otoriteye ilişkin belirsizlik

- Taraflar arasındaki derin güven sorunu

Plan’da yer alan ve Kurul’un çalışmalarının merkezine oturtulmaya çalışılan Gazze’deki radikal grupların uzaklaştırılması ve HAMAS’ın silahsızlandırılması konuları, ateşkes ve esirlerin değişimi konularında olduğu gibi HAMAS’la müzakere edilmeden karara bağlanmamalı. Nitekim HAMAS Plana kategorik olarak karşı çıkmamakla birlikte pek çok konunun kendileriyle müzakere edilmesi konusunda ısrarcıdır. Silahsızlanma gibi hayati konular, doğrudan muhataplarla müzakere edilmeden karara bağlanamaz. Ayrıca israil güçleri işgal ettiği bölgelerden çekilmeden ve saldırılar tamamen durdurulmadan kalıcı barış aşamasına geçilmesi mümkün değildir.

Uluslararası hukukta işgal altındaki halkın meşru müdafaa ve direniş hakkı tanınmıştır. Silahsızlandırma, bu hakkın fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelir. Gazze’nin temsilcilerinin silahsızlandırılması, Filistin’in kendi halkını koruma hakkını ve Filistin’in kendi güvenlik kapasitesini ortadan kaldırır.

israil bu zamana kadar en az 1620 kez ateşkesi ihlal etmiştir. Bu ihlaller neticesinde en az 586 Filistinli hayatını kaybetmiş, 1558’den fazla kişi yaralanmıştır. israilin ateşkesi bozan insanları katleden bu canice eylemlerine karşı başta Trump ve ABD olmak üzere uluslararası camiadan ihlalleri engelleyecek bir tepki gelmemiştir.

Bu durumda ateşkes sonrasında bile çok sayıda Filistinlinin öldürüldüğü ve işgalin devam ettiği göz önünde bulundurulursa israil güçleri belirlenen noktalardan çekilmeden ve Filistin halkına yönelik saldırılarını durdurmadan planın geri kalan aşamalarına geçmek kabul edilemez. Güvenlik ancak tek taraflı ateşkes ve silahsızlandırma ile değil; karşılıklı ve denetlenebilir garantilerle sağlanabilir.

Bu noktada süreci yürüten arabulucu ülkelerin yalnızca kolaylaştırıcı değil, aynı zamanda açık ve somut sorumluluk üstlenen garantör aktörler olarak konumlanmaları gerekmektedir. Ateşkes ihlallerini önleyecek, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini denetleyecek ve ihlal durumunda devreye girecek bağlayıcı mekanizmalar oluşturulmadıkça kalıcı güven ortamı sağlanamaz. Arabuluculuk, tarafsızlık ve eşit mesafe ilkesine dayanmalı; güvenlik düzenlemeleri her iki taraf için de karşılıklı ve uygulanabilir garantiler içermelidir.

5. GAZZE’YE 2007 YILINDAN BU YANA UYGULANAN ABLUKA

Gazze’deki insani felaket yalnızca son dönemde yaşanan saldırıların değil, 2007’den bu yana uygulanan kara, hava ve deniz ablukasının sonucudur. Abluka, kolektif cezalandırma niteliğinde olup uluslararası insancıl hukukun açık ihlalidir.

Barış planlarında ablukaya koşulsuz son verilmesine dair açık ve bağlayıcı düzenleme bulunmaması ciddi eksikliktir. Abluka kaldırılmadan ekonomik kalkınma vaatlerinde bulunmak, işgal ve kuşatma koşullarını fiilen normalleştirmek anlamına gelir.

Gazze’yi yıllardır açık hava hapishanesine dönüştüren insanlık dışı abluka mutlaka kaldırılmalıdır.

6. SOYKIRIM, SAVAŞ SUÇLARI VE HESAP VEREBİLİRLİK

Kalıcı barışın en önemli şartlarından biri adalettir.

Gazze’de işlenen insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve soykırım iddiaları uluslararası yargı organlarının gündemindedir. Uluslararası Adalet Divanı’nın geçici tedbir kararları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yürüttüğü soruşturmalar bu bağlamda önemlidir. Planda HAMAS’ın silahsızlandırılması merkeze oturtulurken israilin Gazze’de işlediği insanlığa karşı suçlar, soykırım ve savaş suçlarının yargılanmasına dair bir ifadenin yer almaması kabul edilemez. Aralık 2023’ de Güney Afrika’nın israilin Gazze’deki eylemlerinin Soykırım Sözleşmesini ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet etmesi neticesinde Adalet Divanı Ocak 2024’ de geçici tedbir kararı vermiştir. Uluslararası Ceza Mahkemesi ise israilli yetkililer hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında soruşturma yürütmektedir. Ayrıca israil başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant hakkında tutuklama talebi gündeme gelmiştir.

Sadece bir tarafın silahsızlandırılmasını merkeze alan; ancak ağır insan hakları ihlallerini görmezden gelen bir plan adil değildir. Suçların cezasız kalması yeni ihlalleri teşvik eder. Bu dava ve soruşturmaların neticelenmesi ve en kısa zamanda yargılamaların yapılması Barış Kurulunun da sürekli gündeminde olması gereken bir konudur. Barış, hesap sorulmadan ve adalet tesis edilmeden kalıcı olamaz.

7. TÜRKİYE’NİN TUTUMU VE GARANTÖRLÜK MODELİ

Türkiye, arabuluculuk ile garantörlük arasında net bir ayrım yapmaktadır. Arabuluculuk mesaj iletmeyi; garantörlük ise sorumluluk üstlenmeyi ifade eder. Türkiye Barış Planı ve Barış Kurulunu Filistin halkının iradesini temsil etmediği, uluslararası hukuk ilkeleriyle uyumlu olmadığı, israil işgalini meşrulaştırdığı ve Filistin üzerindeki vesayetçi yapıyı güçlendireceği gerekçesiyle eleştirmiş ancak sürecin ve mekanizmaların tamamen dışında kalmanın etki kapasitesini sınırlandıracağı için kurulda yer alma kararı almıştır. Diplomatik süreçlerin ve karar alma mekanizmalarının dışında kalmaması Filistin halkının çıkarları açısından olumlu olmakla birlikte diğer kurullarla karşılaştırıldığında etki düzeyi daha düşük ve ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerden oluşan bu kurulun israilin yıktığı Gazze’de sadece finansör rolüyle sınırlı kalacağı tehlikesi vardır. Oysa Filistin halkı ve Türk kamuoyu, Türkiye’den yeniden inşanın çok ötesinde bir rol oynamasını beklemektedir. O nedenle hem karar alma mekanizması içinde yer alması hem de Gazze’de görev yapması beklenen Uluslararası İstikrar Gücü’nde bulunması Türkiye ve Filistin için büyük önem taşımaktadır.

SONUÇ

Gazze’de yürütülen süreç henüz sabit ve bağlayıcı bir nitelik taşımamakta; Katar–Mısır–ABD ekseninde yürütülen dinamik bir müzakere mekanizması görünümü arz etmektedir.

Kalıcı barış için:

- Filistin’in gerçek ve meşru temsili sağlanmalı,

- israilin işgali sona ermeli ve Filistin halkının self-determinasyon hakkına saygı duyulmalı ve Filistin Devletinin egemenlik hakkı açıkça tanınmalı,

- Güvenlik karşılıklı ve denetlenebilir garantilerle sağlanmalı,

- Uluslararası hukuk işletilmeli ve suçlar cezasız kalmamalı,

- Vesayetçi değil, rızaya dayalı bir barış mimarisi kurulmalıdır.

- Gazze istikrar gücüne tarafsız bir komutan atanmalı ve istikrar gücü israilin ateşkesi ihlal eden saldırılarını durduracak tedbirler almalıdır.

- Gazze’de Filistinlilerin egemenliği tam sağlanmadan ve kendi koruma gücünü oluşturmadan direnişin silahsızlandırılması Filistin’in kendi halkını koruma hakkını ve güvenlik kapasitesini ortadan kaldırır.

- Türkiye, kurulun üyesi olarak Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmalı, Gazze’nin siyasi ve güvenlik kararlarının dış aktörler tarafından değil, Gazze halkının meşru temsilcileri tarafından alınması gerektiğini ısrarla savunmalıdır.

- Türkiye, istikrar gücünün tarafsızlığını garanti altına almak için ABD’nin tek taraflı liderliği yerine içlerinde Türkiye’nin olacağı çok taraflı bir yönetim modeli talep etmelidir.

- Türkiye Barış Kurulu’nun israil lehine tek taraflı bir mekanizmaya dönüşmemesi için bağımsız denetim mekanizmaları kurulmasını önermelidir.

Muhabir: FATİH SİVİ